2 Temmuz 2013 Salı

Sahih-i Buhari Bölüm 4

Bölüm 4

BÂBU BED'İ'L-EZÂN

 Ezan EZÂNIN MEŞRÛİYYETİ HAKKINDA İBN-İ ÖMER HADÎSİ Abdullâh b. Ömer Şöyle der idi: Müslümanlar (Muhâcir olarak) Medîne'ye geldikleri zaman bir araya toplanıp namaz (vaktin)i gözetlerlerdi. Namaz için nidâ edilmezdi. Bir gün bu husus hakkında konuşuldu. Bâzıları Nasârânın çanı gibi çan kullanılsın, diğer bâzıları da çan olmasın da Yahûdilerin nefîri gibi boru olsun dediler. Ömer (radiya'llâhu anh): "Öyle amma namaza (halkı) çağırmak için niye bir adam göndermiyorsunuz?" dedi. Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem, bunun üzerine: "Bilâl, (haydi) kalk, namaz için nidâ et (yâni ezân oku)" buyurdu. 358

BÂBU BED'İ'L-EZÂN Ezan;Kamet EZÂNIN ELFÂZI Enes b. Mâlik Şöyle demiştir: Bilâl'e (elfâz-ı) ezânı ikişer ikişer, (elfâz-ı) ikâmeti de birer birer söylemesi emr olundu. Yalnız kad kâmeti's-salâtü (lâfzı) müstesnâ (ki onu iki def'a söylemekle me'mûr oldu). 359

BÂBU BED'İ'L-EZÂN  ŞEYTANIN EZANDAN ÜRKÜP KAÇMASI HAKKINDA EBÛ HÜREYRE HADÎSİ Ebû Hüreyre Şöyle demiştir: Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki: Namaza nidâ edildiği vakit şeytan ezânı işitmemek için (yâhud ezan sesini duymıyacak yere kadar, yâhud duymıyayım diye) yüz-geri edip (kemâl-i telâş ile) yellene yellene kaçar. Nidâ bitince yine (vesvese etmek üzere döner) gelir. Namaz için tesvîb (yâni ikâmet) edilince yine (evvelki gibi) yüz-geri edip kaçar. Tesvîb de bitince yine (vesvese için) gelip insan ile nefsi arasına sokulur. Falan şeyi hatırla, falan şeyi hatırla diyerek (namazdan evvel insanın) hiç de aklında olmayan şeyleri yâdettirir (durur). Tâ (insan) kaç rek'at kıldığını bilmez oluncaya kadar (kendisiyle uğraşır) 360

BÂBU BED'İ'L-EZÂN Müezzinlerin fazîleti;Namazda şeytan vesvesesi EZÂN OKUMANIN FAZÎLETİ HAKKINDA EBÛ SAÎD-İ HUDRÎ HADÎSİ Ebû Saîd-i Hudrî Şöyle demiştir: Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem'den işittim, buyuruyordu ki: Müezzin sesinin yetiştiği yere kadar ins, cin, (hattâ) hiçbir şey yoktur ki (ezânı) duymuş olsun da kıyâmet gününde müezzin için (hüsn-i) şahâdette bulunmasın. 361

BÂBU BED'İ'L-EZÂN Ezan EZÂNIN, İSLÂM DÎNİ'NİN ŞİÂRI OLDUĞUNA DÂİR ENES HADÎSİ Enes b. Mâlik Şöyle demiştir: Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem bir kavmin üzerine bizi gazâya götürdüğü vakitlerde sabah olmadıkca bize hücûm ettirmezdi. (Sabah olunca) beklerdi: Ezan (sesi) işitirse (harpten) vazgeçerdi. Ezan (sesi) işitmezse kendilerine baskın ederdi. 362

BÂBU BED'İ'L-EZÂN Müezzinin söylediklerini tekrar EZAN SESİNİ DUYAN KİMSELERİN NE ŞEKİLDE HAREKET EDECEKLERİNE DÂİR RİVÂYETLER Ebû Saîd-i Hudrî Şöyle demiştir: Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki: (Müezzinin) nidâsını işittiğinizde, (siz de) onun dediği gibi deyiniz. 363

BÂBU BED'İ'L-EZÂN Müezzinin söylediklerini tekrar EZAN SESİNİ DUYAN KİMSELERİN NE ŞEKİLDE HAREKET EDECEKLERİNE DÂİR RİVÂYETLER Muâviye b. Ebî Süfyân Müşârün-ileyhin (birgün ezan okunurken) müezzinin dediklerini ... ye kadar tekrâr etmiş, (müezzin) ... dediği vakit ... demiş, (ondan sonra da): "Peygamberiniz salla'llâhu aleyhi ve sellem'in işte böyle söylediğini işittim." dediği (sened-i muttasıl ile) rivâyet olunuyor. 364

BÂBU BED'İ'L-EZÂN Ezan sonunda okunacak duâ;Hz. Peygamber'in şefâati EZÂN İŞİTİLDİĞİ ZAMAN YAPILACAK DUÂ VE PEYGAMBERİMİZİN ŞEFÂATİ HAKKINDA CÂBİR HADÎSİ Câbir b. Abdullâh Şöyle demiştir: Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki: Her kim ezânı işittiği zaman ... derse kıyâmet gününde benim şefâatim ona râygân olur. 365

BÂBU BED'İ'L-EZÂN Cemâatle kılınan namazın fazîleti;İlk safta bulunmanın fazîleti;Müezzinlerin fazîleti EZÂN OKUMANIN, İLK SAFDA, NAMAZLARIN İLK VAKTİNDEKİ CEMÂATLERDE VE YATSI İLE SABAH CEMÂATLERİNDE BULUNMANIN FAZÎLETİ HAKKINDA EBÛ HÜREYRE HADÎSİ Ebû Hüreyre Şöyle demiştir: Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki: Nâs, ezan (okumak) da ve saff-ı evvelde (bulunmakta) ne (bereketler, hayır)lar olduğunu bilseler de (onlara nâil olmak için) kur'a atmaktan başka çâre bulamasalar kur'a atarlar. (Her namazın) ilk vaktinde (ki cemaatler) de olan (fazîlet)i bilseler (onlara yetişmek için) yarış ederler. Yatsı ile sabah (cemâatlerin) deki Eltâf-ı İlâhiyyeyi bilseler emekliye emekliye, (yâhud sürtüne sürtüne) de olsa onlara gider (terketmez)ler. 366

BÂBU BED'İ'L-EZÂN Sâhur yemeği BİLÂL'İN SAHÛR VAKTİ SONUNDA EZÂN OKUDUĞUNA DÂİR İBN-İ ÖMER HADÎSİ Abdullâh b. Ömer Şöyle demiştir: Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki: Bilâl, ezânını gece okuyor. İbn-i Ümmi Mektûm ezân okuyuncaya kadar yiyip içiniz. (İbn-i Ömer radiya'llâhu anhümâ, yâhud aradaki râvîleriden biri) der ki: İbn-i Ümmi Mektûm a'mâ bir kimse idi. Kendisine: "Sabah oluyor." denmedikce ezan okumazdı. 367

BÂBU BED'İ'L-EZÂN Sabah namazının sünneti RESÛL-İ EKREM (SALLA'LLÂHU ALEYHİ VE SELLEM) İN FECR-İ SÂDIKIN HULÛLÜNDEN (FECİR AYDINLIĞI İYİCE BELİRDİKTEN SONRA EZÂN İLE İKÂMET ARASINDA İKİ REK'AT NAMAZ KILDIĞINA DÂİR HAFSA (RADİYA'LLÂHU ANHÂ) HADÎSİ Ümmü'l-Mü'minîn Hafsa bint-i Ömer b. el-Hattâb Şöyle demiştir: Müezzin sabah vaktini bekleyip sabah belir(diğini gör)ünce Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem (farz) namaz ikâme olunmazdan evvel (hemen) hafif iki rek'at (namaz) kılardı. 368

BÂBU BED'İ'L-EZÂN Namaza uyandırmak;Sâhur yemeği FECİRDEN EVVEL EZÂN OKUNABİLECEĞİNE DÂİR İBN-İ MES'ÛD HADÎSİ Abdullâh b. Mes'ûd Şöyle demiştir: Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki: Bilâl'in ezânı hiç birinizi sahûrundan alıkoymasın. Çünkü o, (henüz) gece (iken) ezân okur. Tâ ki (namazda) kâim olanınızı (kıyâmından artık sabah yaklaşıyor diye) vaz geçirsin. Uykuda olanınızı da uyandırsın. Fecir böyle değildir. Tâ böyle olmayınca (fecir olmaz). (Râvî) der ki: (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm Efendimiz Hazretleri böyle değildir derken mübârek) parmaklarını yukarıya kaldırıp baş aşağı dikti. (Tâ böyle olmayınca derken de) sebbâbelerini (yâni şahâdet ve orta parmaklarını üst üste bindirip sağa sola uzatmak sûretiyle işâret buyurdu. 369

BÂBU BED'İ'L-EZÂN  "HER İKİ EZÂN (EZÂN VE İKÂMET) ARASINDA (KILMAK) İSTEYEN İÇİN BİR NAMAZ VARDIR." HADÎSİ Abdullâh b. Mugaffel-i Müzenî Şöyle demiştir: Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem üç kere: "Her iki ezân (yâni her ezân ile ikâmet) arasında (kılmak) isteyen için bir namaz vardır." buyurdu. (Yine Abdullâh b. Mugaffel'den gelen) diğer rivâyette de: "Her iki ezân arasında bir namaz vardır, her iki ezân arasında bir namaz vardır." buyurduktan sonra üçüncüsünde: "İsteyen için." (sözünü ilâve) buyurdular. 370

BÂBU BED'İ'L-EZÂN Ezan;İmamlık HAZAR VE SEFERDE VAKİT GİRDİĞİNDE EZÂN OKUMAĞA, İKÂMET ETMEĞE VE EN YAŞLI KİMSENİN İMÂMETİNE DÂİR MÂLİK İBN-İ HUVEYRİS HADÎSLERİ Mâlik b. el-Huveyris Şöyle demiştir: Kavmimden ben on kişi ile berâber Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem'in yanına gelmiştim. Nezd(-i âlîler) inde yirmi gün kaldık. (Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem mü'minlere) rahîm idi. Rıfk ile mecbûl idi. Ehl ü ıyâlimizi özlediğimizi görünce bize: "Haydin (kendi ehlinizin yanına) dönünüz. Yanlarında bulununuz. Onlara (dîni) öğretiniz. (Beni nasıl namaz kılar gördünüzse öylece) namaz kılınız. Namaz (vakti) geldiğinde içinizden biri size ezan okusun. En yaşlınız da size imam olsun." buyurdu. 371

BÂBU BED'İ'L-EZÂN Ezan;İmamlık;Kamet HAZAR VE SEFERDE VAKİT GİRDİĞİNDE EZÂN OKUMAĞA, İKÂMET ETMEĞE VE EN YAŞLI KİMSENİN İMÂMETİNE DÂİR MÂLİK İBN-İ HUVEYRİS HADÎSLERİ Mâlik b. el-Huveyris İki kimse seferi niyet ederek Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem'in nezdine (vedâa) geldiler. Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem: "Buradan çıktığınızda (her namaz vakti geldikçe) ezân okuyunuz. Sonra ikâmet ediniz. Sonra en yaşlınız imâm olsun." buyurdu. 372

BÂBU BED'İ'L-EZÂN Ezan SOĞUK VE YAĞMURLU ZAMANLARDA, BULUNULAN YERDE NAMAZ KILINABİLECEĞİNE DÂİR İBN-İ ÖMER HADÎSİ Abdullâh b. Ömer Şöyle demiştir: Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem seferde iken soğuk, yâhud yağmurlu gecede müezzine ezân okumasını ve ardından da: "Haberiniz olsun, namazlarınızı olduğunuz yerlerde kılınız." diye nidâ etmesini emrederdi. 373

BÂBU BED'İ'L-EZÂN Namaza giderken sekînet üzere olmak CEMÂATE YETİŞMEK İÇİN ACELE ETMİYİP SEKÎNET VE VAKÂR İLE GİTMEĞE DÂİR EBÛ KATÂDE HADÎSİ Ebû Katâde Hâris b. Rıb'ıyy Şöyle demiştir: (Bir def'a) biz Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem ile birlikte namazda iken bir çok kimselerin koşuşma (ve haykırışma) seslerini duydu. Namazı kıldırdıktan sonra: "Ne oluyorsunuz?" diye sordu. "Namaz(a yetişmek) için acele ettik" dediler. Buyurdu ki: (Hayır,) öyle yapmayınız. Namaza geldiğinizde (vakar ve) sekînetden ayrılmayınız. (Ağır ağır yürüyünüz). Namazın yetiştiğiniz kadarını (imam ile berâber) kılar, fevt ettiğinizi de sonra yalnız) itmâm edersiniz. 374

BÂBU BED'İ'L-EZÂN Namaza giderken sekînet üzere olmak İKÂMET EDİLİP İMAM AYAĞA KALKMADAN CEMÂATİN AYAĞA KALKMAMASINA DÂİR EBÛ KATÂDE HADÎSİ Ebû Katâde Hâris b. Rıb'ıyy Şöyle demiştir: Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem: "Namaz ikâme edildiği vakit beni (hücremden çıkmış) görmedikçe ayağa kalkmayınız. (Sekînet üzere olunuz)" buyurdu. 375

BÂBU BED'İ'L-EZÂN  BU HUSUSTA DİĞER RİVÂYETLER Enes b. Mâlik Şöyle demiştir: (Bir def'a yatsı) namaz(ı) ikâme edilirken Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem mescidin bir tarafında biri ile yavaş yavaş konuşuyordu. Cemâat(in bir takımı) uyuklayıncaya kadar (sözü uzattı ve) namaza durmadı. 376

BÂBU BED'İ'L-EZÂN  EZÂN OKUNUP DA CEMÂATİ BIRAKIP NAMAZA GELMEYENLER HAKKINDA PEYGAMBERİMİZİN TEHDÎDİ Ebû Hüreyre (Senedi muttasıl ile) ravi, Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğunu rivâyet etmiştir: Nefsim yed-i kudretinde olan Allâh'a kasem olsun, içimden öyle geçiyor ki, (bir çok) odun yığdırayım. Sonra namaz için ezan okunmasını emredeyim de birine cemâate imam olsun diyeyim. Sonra o cemâati bırakıp (namaza gelmeyen) kimselerin üzerlerine gidip evlerini (kendileri içerde iken) yakıvereyim. Nefsim yed-i kudretinde olan Allâh'a kasem ederim ki, (cemâatten) bu (geri kala)nların her hangisi (burada) semiz etli bir kemip parçası, yâhud iki tâne a'lâ paça bulacağını aklı kesse (hemen) yatsıya gelir. 377

BÂBU BED'İ'L-EZÂN Cemâatle kılınan namazın fazîleti CEMÂATLE KILINAN NAMAZIN FAZÎLETİ HAKKINDAKİ RİVÂYETLER Abdullâh b. Ömer Şöyle demiştir: Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki: Cemâatle kılınan namaz, yalnız kılınan namazdan yirmi yedi derece efdaldir. 378

BÂBU BED'İ'L-EZÂN Cemâatle kılınan namazın fazîleti CEMÂATLE KILINAN NAMAZIN FAZÎLETİ HAKKINDAKİ RİVÂYETLER Ebû Hüreyre Şöyle demiştir: Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem'den işittim, buyuruyordu ki: Cemâatle kılınan namaz, birinizin yalnız başına kıldığı namazdan yirmi beş derece efdaldir. Gece melâikesi ile gündüz melâikesi de salât-ı fecirde buluşurlar. 379

BÂBU BED'İ'L-EZÂN  UZAK YERDEN CEMÂATEA GİTMENİN VE NAMAZA MUNTAZIR OLMANIN FAZÎLETİNE DÂİR EBÛ MÛSÂ EL-EŞ'ARÎ HADÎSİ Ebû Mûsâ el-Eş'arî Şöyle demiştir: Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki, namazdan dolayı nâsın en büyük ecre müstahak olanı (mescid-i cemâata) derece derece uzaktan yürüy(üp gel)enleridir. İmâm ile berâber kılayım diye namaza muntazır olan kimse de (hemen) kılıp yatıverenden daha büyük ecre nâil olur. 380

BÂBU BED'İ'L-EZÂN Şehitler YOL ÜZERİNDE İNSANLARA EZİYET VEREN BİR ŞEYİ KALDIRMANIN FAZÎLETİNE VE ŞÜHEDÂYA DÂİR EBÛ HÜREYRE HADÎSİ;ŞEHÎDİN LÛGAVÎ VE ŞER'Î MA'NÂLARI Ebû Hüreyre Şöyle demiştir: Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki: (Vaktiyle) biri yolda giderken güzergâhının üstünde bir diken dalı buldu. Onu alıp (yoldan dışarıya) attı. Allâhu Teâlâ bu (ameli) ni hüsn-i kabûl buyurup günahlarını mağfiret etti. Sonra (Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem) buyurdu ki: Şühedâ beştir: Tâûndan ölen, karın illetinden vefât eden, suda boğulan, yıkık altında kalıp ölen, bir de Allah yolunda şehîd olan, yâni katlolunan. Hadîsin bakıyesi (yukarıda) geçmişti. 381

BÂBU BED'İ'L-EZÂN Cemâatle kılınan namazın fazîleti NAMAZ İÇİN ATILACAK ZİYÂDE ADIMLARIN ECRİNE DÂİR ENES HADÎSİ Enes b. Mâlik Şöyle demiştir: (Ensârdan) Benû Selime (Mescid-i Şerîf-i Nebevî'ye uzak düşen) menzillerinden göçüp Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem Efendimiz'e yakın gelmek istedilerdi. Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem Medîne'yi (koruyan bu menzillerini) ıssız bırakmalarını arzu etmediler. Ve onlar: "Âsârınızı (yâni attığınız adımların ecrini) hesâba katmaz mısınız?" buyurdular. 382

BÂBU BED'İ'L-EZÂN Münâfığın alâmetleri SABAH İLE YATSI NAMAZLARINI CEMÂATLE KILMANIN FAZÎLETİNE DÂİR EBÛ HÜREYRE HADÎSİ Ebû Hüreyre Şöyle demiştir: Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki, münâfıklara sabah ile yatsı (cemâat) namazlarından daha ağır hiç bir namaz yoktur. (Halbuki) bu iki namaz(ın cemâatin)de olan (ecir ve fazîlet)i bilseler emekliye, emekliye (sürtüne, sürtüne) de olsa onlara gel(ip hâzır ol)urlardı. 383

BÂBU BED'İ'L-EZÂN Âdil devlet başkanı;Allah için sevmek;Allah korkusu ile ağlamak;Cemâate devamın fazîleti;Gençlikte ibâdet;İffeti korumak;Sadakayı gizli vermek KIYÂMET GÜNÜ ALLÂH'IN ZILLİ ALTINDA BARINACAK YEDİ SINIF İNSAN Ebû Hüreyre (Sened-i muttasıl ile) ravi, Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem Efendimiz'in şöyle buyurduklarını rivâyet etmiştir: Yedi kimseyi Allâhu Teâlâ kendi zıllinden başka zıl olmayan (Kıyâmet) gününde kendi zılli altında barındıracaktır: (Birincisi) imâm-ı âdil, (ikincisi) Rabbine (tâat ve) ibâdet içinde perverde olmuş genç, (üçüncüsü) gönlü mescidlere merbut olan kimse, (dördüncüsü) Allah yolunda sevişip buluşmaları da, ayrılmaları da buna müstenid olan iki kimsenin her biri, (beşincisi) mansıb ve cemâl sâhibi bir kadının matlûbu olduğu halde "Ben Allah'dan korkarım" diyerek harâmı irtikâb etme)yen erkek, (altıncısı) infâk ettiğinden solundaki haberdâr olmayacak kadar ahfâ olarak sadaka veren adam, (yedincisi de) tenhâda (lisânen, yâhud kalben) Allâhu Teâlâ'yı zikredip de gözü (dolup) taşan kişi. 384

BÂBU BED'İ'L-EZÂN Cemâate devamın fazîleti NAMAZ İÇİN MESCİDE GİDİP GELMENİN FAZÎLETİ HAKKINDA EBÛ HÜREYRE HADÎSİ Ebû Hüreyre Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem'in: "Her kim (namaz için) mescide gidip gelirse her gidip geldikce Allâh(u Teâlâ ve Tekaddes Hazretleri) ona Cennetteki konağını tehiyye ve ihzâr eder." buyurdukları (sened-i muttasıl ile) rivâyet olunmuştur. 385

BÂBU BED'İ'L-EZÂN Namazların rekât sayısı SABAH NAMAZI İKÂME OLUNURKEN NAMAZ KILAN BİR KİMSEYİ (PEYGAMBER (SALLA'LLÂHU ALEYHİ VE SELLEM) İN TEVBÎHİNE DÂİR ABDULLAH İBN-İ MÂLİK HADÎSİ Abdullâh b. Mâlik Şöyle demiştir: Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem (bir sabah) namaz ikâme edilmiş iken birinin iki rek'at (sünnet) kıldığını gördü. Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem namazdan çıkınca oradakiler etrâfını sardılar. -Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem (tevbîh olarak) ona: "Sabahı (da) mı dört kılıyorsun? Sabahı (da) mı dört kılıyorsun?" buyurdu. 386

BÂBU BED'İ'L-EZÂN  RESÛL-İ EKREM (SALLA'LLÂHU ALEYHİ VE SELLEM) İN HASTA OLDUKLARI HALDE CEMÂATLE NAMAZA İCÂBET BUYURMALARI HAKKINDA ÂİŞE (RADİYA'LLÂHU ANHÂ) HADÎSİ Ümmü'l-mü'minîn Âişe Şöyle demiştir: Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem, vefâtiyle netîcelenen hastalığa tutulduğu zaman (bir kere) namaz vakti gelmiş, ezan da okunmuştu. "Ebû Bekr'e söyleyin de nâsa kıldırsın." buyurdu. "(Yâ Resûlâ'llâh) Ebû Bekr pek yufka yüreklidir. Senin makâmında durup da halka namaz kıldıramaz" denildi. (Evvelki emrini) tekrar buyurdu. Yine kendisine böyle söylendi. Üçüncü def'a yine o emrini tekrarlayıp: "Şüphesiz ki siz Yûsuf (aleyhi's-selâm)'ın savâhibisiniz. (Yâni onun günündeki kadınlar gibisiniz). Ebû Bekr'e söyleyin (diyorum) nâsa namazı o kıldırsın" buyurdu. Bunun üzerine Ebû Bekr (es-Sıddîk radiya'llâhu anh mihrâba) geçip namazı kıldırdı. (Bu namazlardan biri esnâsında) Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem (vücûd-i mübârekinde) hafiflik his buyurup iki kimseye dayanarak (namaza) çıktı. Tâkatsızlığından dolayı (yürürken) mübârek ayaklarını yerlerde sürüdüğü hâlâ gözümün önündedir. Ebû Bekr geriye çekilmek istedi. Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem: "Yerinde dur" diye işâret buyurdu. Sonra (ileriye) götürüle götürüle Ebû Bekr'in tâ yanına oturtuldu. -(Râvî A'meş'e: "(Nasıl?) namazı Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem kıldırıyordu da Ebû Bekr onun namazına, cemâat de Ebû Bekr'in namazına tebean (mı?) namaz kılıyorlardı" (diye sordular -A'meş, başı ile evet dedi). - Bir rivâyette de: "(Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem) Ebû Bekr'in soluna oturdu. Ebû Bekr de ayakta namaz kılıyordu" denilmiştir. 387

BÂBU BED'İ'L-EZÂN  RESÛL-İ EKREM (SALLA'LLÂHU ALEYHİ VE SELLEM) İN HASTA OLDUKLARI HALDE CEMÂATLE NAMAZA İCÂBET BUYURMALARI HAKKINDA ÂİŞE (RADİYA'LLÂHU ANHÂ) HADÎSİ Ümmü'l-mü'minîn Âişe Şöyle demiştir: Nebiyy-i Muhterem salla'llâhu aleyhi ve sellem'in hastalığı ağırlaşıp da ağrısı iştidâd ettiği zaman benim evimde bakılmak üzere zevcât(-ı tâhirât)ından izin istedi. Onlar da izin verdiler. Hadîsin bakıyyesi demincek geçti idi. 388

BÂBU BED'İ'L-EZÂN Cuma namazı ve hutbesi İBN-İ ABBÂS'IN RESÛL-İ EKREM'E TEBAAN ÇAMURLU BİR GÜNDE NÂSA CUM'AYI EVLERDE KILMALARINI MÜEZZİNE NİDÂ ETTİRMESİ Abdullâh b. Abbâs (Sened-i muttasıl ile) Çamurlu bir günde nâsa (Cum'a) hutbe(sini) îrâd edeceği sırada müezzine "Namaz evlerde kılınacak!" diye nidâ etmesini emretmiş. (Bunun üzerine) nâs (bu sözden) hoşlanmamış gibi biribirlerine bakışmışlar. (İbn-i Abbâs radiya'llâhu anh) demiş ki: (Ne o?) Gâlibâ bunu siz beğenmediniz. (Halbuki) bunu -Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem'i kastederek- benden (çok) hayırlı olan bir zat yapmıştır. Bu (yâni Cum'a namazı) mütehattim ve vâcib (bir şey) dir. Ben ise sizi (olduğunuz yerlerden) çıkarmak istemedim. 389

BÂBU BED'İ'L-EZÂN Duha namazı (kuşluk namazı);Kuşluk namazı RESÛL-İ EKREM (SALLA'LLÂHU ALEYHİ VE SELLEM)İN DUHÂ NAMAZI KILDIKLARINA DÂİR ENES (RADİYA'LLÂHU ANH) HADÎSİ Enes b. Mâlik Şöyle demiştir: Ensârdan biri: "(Yâ Resûla'llâh) Ben seninle namaz kılmağa gelemiyorum." dedi. O zât şişman bir kimse idi. Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem için taâm pişirip hânesine da'vet etti. Bir hasır yayıp kenarına su serpti. (Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem de o hasırın) üzerinde iki rek'at namaz kıldırdı. Âl-i Cârud'dan (bunu işiden) biri Enes radiya'llâhu anh'e: "Nebiyy-i Muhterem salla'llâhu aleyhi ve sellem duhâ namazı kılar mı idi?" diye sordu. O da: "O günden başka kıldığını görmedim." dedi. 390

BÂBU BED'İ'L-EZÂN Akşam namazını iftardan sonraya bırakmak AKŞAM YEMEĞİ HAZIR OLDUĞUNDA, NAMAZDAN ÖNCE YEMEĞİN YENİLMESİNE DÂİR ENES (RADİYA'LLÂHU ANH) HADÎSİ Enes b. Mâlik Şöyle demiştir: Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki: Akşam yemeğiniz önünüze konduğu vakit, akşam namazını kılmadan yemeğe başlayınız. Acele edip de yemeğinizi bırakmayınız. 391

BÂBU BED'İ'L-EZÂN Ev işlerini görmek RESÛL-İ EKREM (SALLA'LLÂHU ALEYHİ VE SELLEM)İN, HÂNE-İ SAÂDETLERİNDE EHL-İ BEYTLERNİN HİZMETİNDE BULUNDUKLARI VE NAMAZ VAKTİ GELİNCE DE NAMAZA ÇIKTIKLARI HAKKINDA ÂİŞE (RADİYA'LLÂHU ANHÂ) HADÎSİ Ümmü'l-mü'minîn Âişe Müşârün-ileyhâya Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem'in Hâne-i Saâdetlerinde ne işle meşgûl olduklarını sordular. "Kendi ehl-i beytlerinin hizmetinde bulunurlardı. Namaz vakti gelince namaza çıkarlardı" cevâbını vermiş. 392

BÂBU BED'İ'L-EZÂN  RESÛL-İ EKREM (SALLA'LLÂHU ALEYHİ VE SELLEM) İN NASIL NAMAZ KILDIKLARINA DÂİR MÂLİK İBN-İ HUVEYRİS RİVÂYETİ Mâlik b. el-Huveyris Şöyle demiştir: (Asıl) arzum namaz kılmak olmadığı halde size namaz kıldıracağım. Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem'i nasıl namaz kılar gördümse öyle kıldıracağım. 393

BÂBU BED'İ'L-EZÂN Hz. Peygamber'in hastalığında Ebûbekr'in imam oluşu RESÛLULLÂH (SALLA'LLÂHU ALEYHİ VE SELLEM) İN, HASTALIĞINDA İMÂMETE EBÛ BEKR (RADİYA'LLÂHU ANH) İ TEVKÎL ETMESİ HAKINDA HAZRET-İ ÂİŞE HADÎSİ Ümmü'l-mü'minîn Âişe Mervî hadîsi ki (yukarıda 387 nci olarak) geçmişti. Bu rivâyete göre de (Ümmü'l-Mü'minîn Hazretleri) şöyle diyor: "(Yâ Resûla'llâh) Ebû Bekr, Senin makâmında (yâni namaz kıldırdığın mihrabda) durursa ağlamaktan (kırâeti) nâsa işittiremez. Ömer'e ferman buyur da nâsa o kıldırsın" dedim. Âişe radiya'llâhu anhâ der ki: Hafsa (radiya'llâhu anhâ) ya da: "Ebû Bekr senin makâmında durursa ağlamaktan (kırâeti) nâsa işittiremez. Ömer'e ferman buyur da nâsa o kıldırsın de." dedim. Hafsa (dediğimi) yaptı. Onun üzerine Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem: "Yeter, (sus,) Yûsuf (aleyhi's-salâtü ve's-selâm)ın savâhibi şüphesiz ki sizlersiniz. Ebû Bekr'e söyleyin (diyorum) halka namazı o kıldırsın" buyurdu. Bunun üzerine Hafsa radiya'llâhu anhâ, Âişe radiya'llâhu anhâ'ya: "(Zâten) senden bana hayır gelecek değildi." di(ye canının sıkıldığını izhâr et)di. 394

BÂBU BED'İ'L-EZÂN Hz. Peygamber'in hastalığında Ebûbekr'in imam oluşu NEBİYY-İ MUHTEREM (SALLA'LLÂHU ALEYHİ VE SELLEM) İN VEFATLARI İLE NETÎCELENEN HASTALIKLARINDA SON BİR DEFA AYAKTA ODALARININ PERDESİNİ KALDIRARAK MESCİD'DE ASHÂBININ NAMAZ KILMALARINA BAKARAK TEBESSÜM BUYURDUKLARINA DÂİR ENES (RADİYA'LLÂHU ANH) HADÎSİ Enes b. Mâlik (Sened-i muttasıl ile) rivâyet olunuyor ki, Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem'in hâbeye Mescid-i Şerîf-i Nebevî'de) Ebû Bekr (radiya'llâhu anh) namaz kıldırıyordu. (Enes der ki:) Nihâyet pazartesi günü olunca saf saf (sabah) namaz(ın)a durduğumuz esnâda Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem hücrelerinin perdesini kaldırıp bizi temâşâya başladı. Ayakda duruyor ve dîdâr-ı tâb-dârı varaka-i Mushaf gibi (parıl parıl) parlıyordu. Sonra tebessüm buyurarak güldü. Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem'i görmekle (o kadar sevindik ki) sevincimizden az kalsın namazı bozuyorduk. Ebû Bekr (radiya'llâhu anh) Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem namaza çıkıyor zanniyle (ilk) saffa girmek için geri geri gelmeğe başladı. Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem bize namazınızı tamamlayınız, diye işâret buyurup perdeyi örttü. İşte o gün rûh-i mübârekleri A'lâ-yı İlliyyîne pervaz buyurdu. (Salla'llâhu aleyhi ve sellem teslîmen kesîren dâimen ebedâ.) 395

BÂBU BED'İ'L-EZÂN Alkış;Namazda imâmı îkaz için tesbih NAMAZDA İKEN ERKEKLER İÇİN (BİR ŞEY ÂRIZ OLDUĞUNDA) EL ÇIRPMANIN MENHÎ OLDUĞUNA; BÖYLE BİR DURUMDA TESBÎH EDİLMESİNE, EL ÇIRPMANIN KADINLARA MAHSÛS OLDUĞUNA DÂİR SEHL İBN-İ SA'D HADÎSİ Sehl b. Sa'd Şöyle demiştir: Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem (bir kere) ıslâh-ı beyn için Benû Amr b. Avf (yurdun)a teşrîf etmişti. Namaz vakti geldi. Müezzin (Bilâl radiya'llâhu anh) Ebû Bekr (radiya'llâhu anh)'e gelip: "Nâsa namaz kıldırır mısın, ikâme(-i salât) edeyim mi?" diye sordu. O da: "Evet" dedi. Ve namaza başladı. Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem, nâs namazda iken teşrîf etti. (Safları yara yara birinci) saffa vardı. (Onu gören) cemâat el çırptılar. Ebû Bekr (radiyallâhu anh) namazı kılarken başını çevir (ip hiçbir tarafa bak) mazdı. (Arkasındaki) cemâat el çırpmayı çoğaltınca başını çevir(ip bak)dı. Ve Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem'i gördü. Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem: "Yerinde dur!" diye kendisine işâret buyurdu. Ebû Bekr (radiya'llâhu anh) ellerini kaldırıp Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem'in kenidsine olan bu emrinden dolayı Allâh'a hamd ü senâ etti. Sonra Ebû Bekr (radiya'llâhu anh birinci) saffa girinceye kadar geri geri gitti. Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem de içeriye geçip namazı kıldırdı. Namazdan çıkınca: "Yâ Ebâ Bekr, sana emrettiğim vakit yerinde kalmaktan seni meneden ne idi?" diye sordu. Ebû Bekr de: "İbn-i Ebî Kuhâfe için Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem'in önünde (durup) namaz kılmak lâyık olmaz." dedi. (Ondan sonra) Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem (cemâate dönüp): "Size ne oluyordu? El çırpmayı neden bu kadar çoğalttınız? Namazda iken her kim bir şey ârız olduğunu görürse tesbîh etsin. Tesbîh ettiği vakti (elbette) kendisine (imam tarafından) iltifat ve dikkat olunur. El çırpmak kadınlara mahsustur." buyurdu. 396

BÂBU BED'İ'L-EZÂN Hz. Peygamber'in hastalığında Ebûbekr'in imam oluşu RESÛLULLÂH (SALLA'LLÂHU ALEYHİ VE SELLEM) İN SON HASTALIĞI GÜNLERİNDE CEMÂATE NAMAZ KILDIRMAK İÇİN DAVRANMASI, BAYILIP BUNA MUKTEDİR OLAMAYINCA NAMAZI EBÛ BEKR'İN KILDIRMASINI EMİR BUYURMALARI HAKKINDA HAZRET-İ ÂİŞE HADÎSİ Ümmü'l-mü'minîn Âişe Şöyle demiştir: Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem ağırlaştığı zaman: "Nâs namazı kıldılar mı?" diye sordu. "Hayır, yâ Resûlâ'llâh, Sana intizâr ediyorlar." dedik. "(Öyle ise) benim için liğene su koyunuz" diye emretti. Su koyduk. İğtisâl buyurdu. Kalkmaya davranırken bayıldı. Sonra ayıldı. (Yine): "Nâs namazı kıldılar mı?" diye sordu. "Hayır, yâ Resûlâ'llâh, Sana intizâr ediyorlar." dedik. (Yine): "Benim için Liğene su koyunuz." buyurdu. Oturup iğtisâl etti. Sonra kalkmağa davranırken (yine) bayıldı. Sonra ayıldı. (Yine): "Nâs namazı kıldılar mı?" diye sordu. "Hayır, yâ Resûlâ'llâh, Sana intizâr ediyorlar." dedik. (Yine): "Benim için Liğene su koyunuz." buyurdu. (Yine) oturup iğtisâl etti, sonra kalkmağa davrandı. (Yine) bayıldı. Sonra ayıldı. (Yine): "Nâs namazı kıldılar mı?" diye sordu. "Hayır, yâ Resûlâ'llâh, Sana intizâr ediyorlar." dedik. (O sırada) nâs mescidde Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem'i yatsı namazına bekleyip duruyorlardı. Bunun üzerine Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem nâsa namaz kıldırması için Ebû Bekr'e (haber) gönderdi. Haberci Ebû Bekr'e gidip: "Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem nâsa namaz kıldırmanı sana emrediyor" dedi. Ebû Bekr -ki yüreği yufka bir zât idi- (Ömer'e): "Yâ Ömer, nâsa sen kıldır." dedi. Ömer, ona: "Sen buna ehaksın" cevâbını verdi. (Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem'in hasta olduğu) o günlerde namazı Ebû Bekr kıldırdı. Hadîsin mâba'di yukarıda geçmişti. 397

BÂBU BED'İ'L-EZÂN İmâma uymak;İmamlık NEBİYY-İ EKREM (SALLA'LLÂHU ALEYHİ VE SELLEM) EFENDİMİZ'İN HASTALIĞI ESNÂSINDA OTURDUĞU HALDE CEMÂATE İMÂMETİNE VE CEMÂATE NAMAZLARINI NASIL KILMALARI GEREKTİĞİNİ ÎZÂH BUYURDUKLARINA DÂİR ÂİŞE (RADİYA'LLÂHU ANHÂ) HADÎSİ Ümmü'l-mü'minîn Âişe Şöyle demiştir: Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem hasta olduğu halde Hâne-i Saâdette (bir def'a) namaz kıldırdı idi. (Bu) namazı (kendisi) oturarak, birtakım kimseler de arkasında ayakda kıldılar. Onlara: "Oturunuz." diye işâret buyurdu. Namazdan çıktığında buyurdu ki: İmam, kendisine uyulsun diye imam edilir. Öyle olunca o, rükûa vardığı vakit rükûa varınız. (Başını) kaldırdığı vakit de siz (başınızı) kaldırınız. (Semia'llâhu limen hamideh) dediği vakit (Rabbenâ leke'l-hamd) deyiniz. Oturduğu halde kıldığı vakit hep oturarak kılınız. 398

BÂBU BED'İ'L-EZÂN İmâma uymak NAMAZDA İMAMA MÜTÂBEAT HAKKINDA BERÂ' İBN-İ ÂZİB HADÎSİ Berâ' b. Âzib Şöyle demiştir: Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem (Semia'llâhu limen hamideh) dediğinde Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem secdeye varmadıkça hiçbirimiz (secdeye varmak için) belimizi bükmezdik. Biz Ondan sonra (ve Ona tebean) sücûda varırdık. 399

BÂBU BED'İ'L-EZÂN İmâma uymak;Namazda imamdan önce hareket İMAMDAN EVVEL BAŞI SECDEDEN KALDIRMANIN KERÂHETİNE DÂİR EBÛ HÜREYRE HADÎSİ Ebû Hüreyre Şöyle demiştir: Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki: İmamdan evvel başını (secdeden) kaldıran her hanginiz, acabâ şundan korkmaz mı ki, Allâhu Teâlâ, başını eşek başına -yâhud sûretini, eşek sûretine- çevirsin? 400

BÂBU BED'İ'L-EZÂN Ulû'l-Emre itâat "ÜZERİNİZE BAŞI KURU (KARA) ÜZÜM TÂNESİ GİBİ OLAN BİR (ABD-İ) HABEŞÎ DE ÂMİL NASBEDİLMİŞ OLSA, ONU DİNLEYİNİZ VE İTÂAT EDİNİZ" HADÎSİ Enes b. Mâlik Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem'in: "Üzerinize başı kuru (kara) üzüm tânesi gibi olan bir (abd-i) Habeşî de âmil nasbedilmiş olsa, onu dinleyiniz ve itâat ediniz" buyurdukları (sened-i muttasıl ile) rivâyet olunuyor. 401

BÂBU BED'İ'L-EZÂN Ulû'l-Emre itâat "(İMAMLAR) SİZİN İÇİN NAMAZ KILARLAR. EĞER İSÂBET EDERLERSE HEM SİZLERE, HEM ONLARA (NAMAZ SEVÂBI VAR) DIR. EĞER HATÂ EDERLERSE SİZLER İÇİN SEVAB, ONLAR İÇİN IKÂB VARDIR." HADÎSİ Ebû Hüreyre Şöyle demiştir: Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki, (imamlar) sizin için namaz kılarlar. Eğer isâbet ederlerse hem sizlere, hem onlara (namaz sevâbı var)dır. Eğer hatâ ederler (, ısâbet etmezler)se sizler için sevâb, onlar için ıkâb vardır. 402

BÂBU BED'İ'L-EZÂN  NAMAZDA ME'MÛNUN İMAMIN NERESİNDE DURACAĞINA DÂİR İBN-İ ABBÂS HADÎSİ Abdullâh b. Abbâs Teyzesi (Ümmü'l-Mü'minîn Meymûne binti'l-Hâris el-Hilâliyye radiya'llâhu anhâ)nın hânesinde gecelemesine dâir hadîsi ki, evvelce geçmişti. Bu rivâyette ise (İbn-i Abbâs radiya'llâhu anhümâ): "Sonra (uykuya mahsus) teneffüsleri duyulacak kadar uyudu. Zâten uyuyunca seslice teneffüs etmek mu'tâd-ı şerifleri idi. Sonra müezzin (Bilâl gelip) kendilerine (namaz vaktini) haber verdi. Bunun üzerine çıkıp namaz kıldılar. Ve abdest almadılar" diyor. 403

BÂBU BED'İ'L-EZÂN Cemâatle kılınan namazı uzatmamak FARZ NAMAZ KILAN KİMSENİN NÂFİLE KILANA İKTİDÂSI HAKKINDA CÂBİR İBN-İ ABDİLLÂH HADÎSİ Câbir b. Abdullâh Şöyle demiştir: Muâz b. Cebel radiya'llâhu anh (her def'a) Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem'in arkasında (yatsı) namazını kıldıktan sonra dönüp kavmine (yâni Benû Selime'ye o namaz için) imâmet ederdi. (Bir def'asında) yatsıyı kıldırdı. Ve Sûre-i Bakare'den (başlayıp) okumağa kalktı. (Cemâatinden) biri ayrıl(ıp namazı yalnız kıl)dı. Muâz (radiya'llâhu anh) onun hakkında fenâ söz söyler gibi oldu. Keyfiyyet Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem'e bâliğ olunca Muâz'a üç kere: "Fettansın, fettansın, fettansın", yâhud: "Fâtin oldun, fâtin oldun, fâtin oldun" buyurdu. Ve mufassalın evsatından iki sûre ile (kıldırılmasını) emretti. 404

BÂBU BED'İ'L-EZÂN Cemâatle kılınan namazı uzatmamak CEMÂATİ TENFÎR EDECEK ŞEKİLDE NAMAZI UZATMANIN DOĞRU OLMADIĞINA DÂİR İBN-İ MES'ÛD HADÎSİ Ebû Mes'ûd Ukbe İbn-i Amr Şöyle demiştir: (Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem'e bir def'a) biri gelip: "Yâ Resûlâ'llâh, filânca bize (namaz kıldırırken) o kadar uzatıyor ki, vallâhi sabah namazına gitmekten (âdetâ) geri kalıyorum." dedi. Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem'i hiçbir mev'ızada o günkü kadar gazablı görmedim. Sonra buyurdu ki: "(Ey nâs,) içinizden bâzı kimselerde cemâati tenfîr (hasleti) vardır. Her hanginiz namaz kıldıracak olursa hafif tutsun. Çünkü (cemâatin) içinde zaîf olanı var, yaşlı olanı, iş-güç sâhibi olanı var." 405

BÂBU BED'İ'L-EZÂN  BU BÂBDA VÂRİD OLAN DİĞER RİVÂYETLER Câbir b. Abdullâh Yine Câbir radiya'llâhu anh'in Muâz (b. Cebel) hakkındaki hadîsi ki (buradaki rivâyete nazaran) Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem Muâz'a: ... sûreler (i gibiler)ini okumalı değil miydin?" buyurmuşlardır. 406

BÂBU BED'İ'L-EZÂN Cemâatle kılınan namazı uzatmamak BU BÂBDA VÂRİD OLAN DİĞER RİVÂYETLER Enes b. Mâlik "Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem namazı (hem) îcâz, (hem) de ikmâl sûretiyle kıldırdı." dediği (sened-i muttasıl ile) rivâyet olunuyor. 407

BÂBU BED'İ'L-EZÂN Cemâatle kılınan namazı uzatmamak BU BÂBDA VÂRİD OLAN DİĞER RİVÂYETLER Ebû Katâde Hâris b. Rıb'ıyy Şöyle demiştir: Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki: (Çok kere) ben namaza (kırâeti) uzatmak niyyetiyle dururum da (geriden) bir çocuğun ağladığını duyunca anasına meşakkat (ve zahmet) getirmeyeyim diye namazımı kısa keserim. 408

BÂBU BED'İ'L-EZÂN Namazda safları sık ve düzgün tutmak NAMAZDA SAFLARIN DÜZGÜN VE SIKI OLMASI HAKKINDA NU'MÂN İBN-İ BEŞÎR VE ENES İBN-İ MÂLİK (RADİYA'LLÂHU ANHÜMÂ) HADÎSLERİ Nu'mân b. Beşîr Şöyle demiştir: Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem: "Ya saflarınızı düzeltiniz, ya Allâhu Teâlâ'nın yüzlerinizi ayrı ayrı taraflara çevireceğini muhakkak bilesiniz." buyurdu. 409

BÂBU BED'İ'L-EZÂN Namazda safları sık ve düzgün tutmak BU HUSUSTA DİĞER RİVÂYETLER Enes b. Mâlik Şöyle demiştir: (Bir def'a) Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem: "Namaz saflarınızı doğrultunuz ve sımsıkı birbirinize yapış(ıp aranızda boşluk bırakma)yınız. Zîrâ ben sizi arkamdan (da) görüyorum." buyurdu. 410

BÂBU BED'İ'L-EZÂN Gece namazı (teheccüt);Teheccüd RESÛL-İ EKREM (SALLA'LLÂHU ALEYHİ VE SELLEM) İN GECE NAMAZI HAKKINDA ÂİŞE (RADİYA'LLÂHU ANHÂ) HADÎSİ Ümmü'l-mü'minîn Âişe Şöyle demiştir: Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem gece vakti olunca hücre(-i şerîfe)sinde namaz kılardı. Hücrenin duvarı alçacık olduğu gibi nâs Nebiyyu'llâh salla'llâhu aleyhi ve sellem'in (namaz kılarken) şahs-ı mübârekini (yâni karaltısını) gördüler. Birtakım kimseler namaza durup kendisine iktidâ ettiler. Sabah olunca bu (yaptıkları)nı arzettiler. Ertesi gece (yine gece namazına) kalktı. (Yine) birtakım kimseler kendisine iktidâen namaza durdular. Bu işi iki, yâhud üç gece (tekrâr) ettiler. Ondan sonra (ki gece) olunca Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem (evinde) oturdu. Ve ortaya çıkmadı. Sabah olunca bâzı kimseler (Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem'e sebebini anlamak için) bunu da arzettiler. (Cevâben): "Gece namazı size farz olacak diye korktum." buyurdu. 411

BÂBU BED'İ'L-EZÂN Cemâatle kılınan namazın fazîleti;Evlerde kılınan nâfile namazın fazîleti;Gece namazı (teheccüt);Teheccüd NÂFİLE NAMAZLARIN EVLERDE KILINMASININ FAZÂİLİ HAKKINDA ZEYD İBN-İ SÂBİT HADÎSİ Zeyd b. Sâbit Rivâyetinden vârid olan yine bu hadîsde (Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem'in) "Yaptığınızı gördüğüm şu işi beğendim. (Lakin yine) ey nâs, (bu nevâfili) evlerinizde kılınız. Zîrâ namazın efdali insanın kendi evinde kıldığı namazdır. Meğer farz ola (ki onu mescidde cemâatla kılmak efdaldir) buyurdu" ziyâdesi vardır. 412

BÂBU BED'İ'L-EZÂN İmâma uymak;Rükû' ve sücûd tekbirleri RESÛL-İ EKREM (SALLA'LLÂHU ALEYHİ VE SELLEM)İN, NAMAZDA İFTİTAH TEKBÎRİ İLE RÜKÛ' VE SÜCÛDUNA DÂİR İBN-İ ÖMER HADÎSİ Abdullâh b. Ömer Şöyle demiştir: Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem namaza başladığında (mübârek) ellerini omuzlarının hizâsına kadar kaldır(ıp tekbîri öyle al)ırdı. Rükû' için tekbîr aldığında ve rükû'dan (mübârek) başını kaldırdığında yine (ellerini) öylece kaldırır ... buyururdu. Sücûd (a vardığın) da (ise) bunu yapmazdı. 413

BÂBU BED'İ'L-EZÂN Namazda el bağlamak NAMAZDA KIYAMDA İKEN ELLERİN NASIL KONULACAĞINA DÂİR SEHL İBN-İ SA'D HADÎSİ Sehl b. Sa'd Şöyle demiştir: (Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem'in gününde) nâsa, namaz kılarken sağ ellerinizi sol bileklerinizin üzerine koyunuz, diye emrolundu. 414

BÂBU BED'İ'L-EZÂN Namazda fâtiha okumak NAMAZA FÂTİHA İLE BAŞLANDIĞINA DÂİR ENES (RADİYA'LLÂHU ANH) HADÎSİ Enes b. Mâlik Şöyle demiştir: Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem ile Ebû Bekr ve Ömer radiya'llâhu anhümâ namaza (hep) El-hamdü li'llâhi Rabbi'l-âlemîn ile başlarlardı. 415

BÂBU BED'İ'L-EZÂN  RESÛL-İ EKREM (SALLA'LLÂHU ALEYHİ VE SELLEM) İN TEKBÎR İLE KIRÂET ARASINDA OKUDUKLARI DUÂ HAKKINDA EBÛ HÜREYRE HADÎSİ Ebû Hüreyre Şöyle demiştir: Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem (namaz başlangıçlarında iftitah) tekbîr (i) ile kırâet arasında (azıcık) sükût buyururdu. Dedim ki: Yâ Resûla'llâh, anam, babam sana kurbân olsun, tekbîr ile kırâet arasındaki şu sükûtun (nedir? Orada) ne dersin? Buyurdu ki: ... derim. 416

BÂBU BED'İ'L-EZÂN Güneş tutulması ve namazı;Nâfile namazı uzatmak PEYGAMBER EFENDİMİZ'İN KÜSÛF NAMAZI VE NAMAZIN SONUNDA HALKA, KENDİSİNE CENNET VE CEHENNEM'İN YAKLAŞTIRILDIĞINI BEYAN BURUMALARI HAKKINDA ESMÂ' (RADİYA'LLÂHU ANHÂ) HADÎSİ Esmâ' b. Ebî Bekr Şöyle demiştir: Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem Efendimiz küsuf namazını kıldırdı idi. (Şöyle ki:) Kıyâma durup kıyâmı çok uzattı. Sonra rükûa varıp rükûu (çok) uzattı. Sonra başına kaldırıp kavmeyi (çok) uzattı. Sonra (yine) rükûa varıp rükûu (çok) uzattı. Sonra başını kaldırdı. Sonra secdeye varıp sücûdu (çok) uzattı. Sonra başını kaldırdı. Sonra (yine) secdeye varıp sücûdu (çok) uzattı. Sonra ayağa kalkıp kıyâmı uzattı. Sonra rükûa varıp rükûu (çok) uzattı. Sonra başını kaldırıp kavmeyi (çok) uzattı. Sonra (yine) rükûa varıp rükûu (çok) uzattı. Sonra başını kaldırdı. Sonra secdeye varıp sücûdu (çok) uzattı. Sonra başını kaldırdı. Sonra (yine) secdeye varıp sücûdu (çok) uzattı. Sonra namazdan çıktı. -(Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem) buyurdu ki: (İyi biliniz,) Cennet bana yaklaştı, (yaklaştı,) o kadar ki, eğer cür'et edeydim salkımlarından bir tânesini (alıp) size getirebilecektim. Cehennem de bana o kadar yaklaştı ki "Ey Rabbim, ben de onlarla berâber miyim" de(meğe başla)dım. (Orada bir de ne göreyim?) bir kadını bir kedi tırmalayıp duruyor. "Buna ne oluyor?" diye sordum. "(Bu kadın) bu kediyi ölünceye kadar haps etti. Ne yiyeceğini verdi, ne de yeryüzündeki haşerattan nafakalansın diye salıverdi." dediler. 417

BÂBU BED'İ'L-EZÂN Namazda istiâne (başka şeyle meşgul olmak) RESÛL-İ EKREM (SALLA'LLÂHU ALEYHİ VE SELLEM) İN ÖĞLEN VE İKİNDİ NAMAZLARINDA KUR'ÂN OKUDUĞUNA DÂİR HABBÂB HADÎSİ Habbâb b. el-Erett (Sened-i muttasıl ile) rivâyet olunduğuna göre ravi'ye "Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem öğlen ile ikindi namazlarında (Kur'ân) okur muydu?" diye sorulmuş. "Evet" demiş. "Ya bunu nereden anlardınız?" diye sorulunca da: "Lihye(-i mübâreke) sinin oynamasından" cevâbını vermiş. 418

BÂBU BED'İ'L-EZÂN Namazda gözünü, başını çevirmek NAMAZDA GÖZLERİ SEMÂYA ÇEVİRMENİN NEHYİNE DÂİR ENES (RADİYA'LLÂHU ANH) HADÎSİ Enes b. Mâlik Şöyle demiştir: Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem (bir def'a namaz kıldırıp mübârek yüzünü Ashâb-ı Kirâmına döndürdükten sonra): "Bâzı kimselere ne oluyor ki, namaz kılarlarken gözlerini semâya dikiyorlar?" buyurdu. Bu husûstaki (nasîhat-âmiz) sözlerini o kadar şiddetlendirdi ki, nihâyet: "Bunlar ya (yaptıklarından) vazgeçerler, ya gözler(inin nûr)u (alınıp) kör olur(lar)" buyurdu. 419

BÂBU BED'İ'L-EZÂN Namazda gözünü, başını çevirmek NAMAZDA BAŞI SAĞA, SOLA ÇEVİRMENİN NEHYİNE DÂİR ÂİŞE (RADİYA'LLÂHU ANHÂ) HADÎSİ Ümmü'l-mü'minîn Âişe Şöyle demiştir: Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem'e namazda iltifât(ın, yâni başını sağa, sola çevirmenin hükmün)ü sordum. "Kulun namazından şeytanın kapıp kaçtığı bir şeydir" buyurdu. 420

BÂBU BED'İ'L-EZÂN  HAZRET-İ ÖMER'İN, SA'D'İ KÛFE VÂLİLİĞİNDEN AZLİNE VE BU AZLİN SEBEBLERİNE DÂİR CÂBİR İBN-İ SEMÜRE RİVÂYETİ Câbir b. Abdullâh Şöyle demiştir: (Bâzı) Kûfe ahâlîsi Ömer radiya'llâhu anh nezdinde Sa'd'i şikâyet ettiler de (Ömer radiya'llâhu anh) i üzerlerine âmil nasbetti. (Kûfeliler) şikâyeti o kadar ileri götürmüşlerdi ki, namaz kılmasını bile bilmiyor, demişlerdi. Ona adam gönder(ip celbet)di. Ve: "Yâ Ebâ İshak, bu adamlar sen namaz kılmayı bilmiyorsun diye iddiâ ediyorlar. (Sen ne yapıyordun ki?)" diye sordu. (Sa'd): "Vallâhi ben onlara Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem'in namazın(a benzer namaz)ı kıldırıp ondan sonra hiçbir şey eksiltmezdim. Yatsı namazını -yâhud öğlen ile ikindiyi- kıldırır(ken) ilk iki rek'atlarda (çok) dururum, son iki rek'atta hafif tutarım" dedi. (Ömer radiya'llâhu anh): "Senin hakkındaki zannımız da (zâten) bu idi" dedikten sonra (tahkîk-ı mes'ele için) birini -yâhud birkaç kimseyi- kendisiyle birlikte Kûfe'ye gönderdi. (Gönderilen zât) Kûfe ahâlîsinden (Sa'd'in hâlini) sordu. Hiçbir mescid bırakmadı ki, oradan (Sa'd'in hâlini) sormasın. Onlar da hep hayırlı senâlarda bulundular. Nihâyet Benû Abs'e âit bir mescide gir(ip herkesi bildiğini Allâh için söylemeğe and vererek da'vet et)di. "Ebû Sa'de" künyesiyle anılan Üsâme b. Katâde isminde biri ayağa kalktı. Ve: "Mâdem ki bize and verdin, (söyliyelim.) Sa'd, askerin başına geçip harbetmez. (Mal) taksîm ederken müsâvât gözetmez. Hüküm (ve kazâsın) da adâlet etmez" dedi. (Bunun üzerine) Sa'd dedi ki: "(Mâdem ki böyle söyledin,) ben de vallâhi (senin aleyhine) üç duâ edeceğim, (dinle): İlâhî, Sen'in bu kulun yalancı ise, (bu sözü) riyâ ve süm'a olsun diye ayağa kalk(ıp söyle)diyse ömrünü uzat, fukarâlığını çoğalt, fitnelere uğrat" dedi. sonraları o adam (hâlinden) suâl edildiği vakit: "Kocamış, fitneye uğramış (zavallı) bir pîr-i fânîyim. Sa'd'in duâsı bana isâbet etti." derdi. Câbir (radiya'llâhu anh) den (bu hadîsi) rivâyet eden (Abdü'l-Melik b. Umeyr) de der ki: Sonraları onu ben de gördüm. Yaşlılıkdan kaşları gözlerinin üzerine sarkmış olduğu halde yolda (rast geldiği) kızlara sataşır, onları çimdiklerdi. 421

BÂBU BED'İ'L-EZÂN Namazda fâtiha okumak UBÂDE İBNİ'S-SÂMİT (RADİYA'LLÂHU ANH) DEN RİVÂYET OLUNAN "(NAMAZDA) FÂTİHATÜ'L-KİTÂB'I OKUMAYANIN HİÇ NAMAZI YOK" HADÎSİ Ubâde b. es-Sâmit Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem'in: "(Namazda) Fâtihatü'l-Kitâb'ı okumayanın hiç namazı yok" buyurdukları (sened-i muttasıl ile) rivâyet olunuyor. 422

BÂBU BED'İ'L-EZÂN Namazda istiâne (başka şeyle meşgul olmak) NAMAZINI ÂDÂBINCA KILAMAYAN BİR BEDEVÎYE, RESÛL-İ EKREM (SALLA'LLÂHU ALEYHİ VE SELLEM) İN NAMAZI TA'RÎF BUYURMASINA DÂİR EBÛ HÜREYRE HADÎSİ Ebû Hüreyre Şöyle demiştir: (Bir def'a) Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem Mescid(-i Şerîf)e girdi. (Derken) biri de girip namaz kıldı. Sonra Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem(in huzûrun)a (gelip) selâm verdi. (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm Efendimiz) redd-i selâm buyurduktan sonra: "Dön (de yeni baştan) kıl. Çünkü sen (namaz) kılmış olmadın." buyurdu. O kimse dönüp (evvelce) kıldığı gibi (namazı tekrar) kıldı. Sonra gelip Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem'e selâm verdi. Yine: "Dön (de yeni baştan) kıl. Çünkü sen (namaz) kılmış olmadın" buyurdu. Bu da üç kere oldu. (Nihâyet) o kimse: "Seni hak ile ba's buyuran (Zât-ı Ecell-ü A'lâ'y)a kasem olsun ki, bunun başka (türlü)sünü bilmiyorum. Bana (doğrusunu) ta'lim buyur" dedi. Bunun üzerine buyurdu ki, namaza durduğun vakitte (ihram) tekbîr(ini) al. Sonra ne kadar kolayına gelirse o kadar Kur'ân oku. Sonra rükûa var(ıp) tâ mutmain (yâni a'zâ-yı bedenin yatışmış) oluncaya kadar (dur.) Sonra başını kaldır(ıp) ayakda (büsbütün) doğruluncaya kadar dur. Sonra secdeye var(ıp)tâ mutmain oluncaya kadar (kal). Sonra başını kaldır(ıp) tâ mutmain oluncaya kadar otur. Bunu namazının bütününde (de böylece) yap. 423

BÂBU BED'İ'L-EZÂN Namazda fâtiha okumak;Namazda kırâeti ilk rekâtta uzatmak RESÛL-İ EKREM (SALLA'LLÂHU ALEYHİ VE SELLEM) İN ÖĞLE, İKİNDİ VE SABAH NAMAZLARINDAKİ KIRÂETİNE DÂİR EBÛ KATÂDE HADÎSİ Ebû Katâde Hâris b. Rıb'ıyy Şöyle demiştir: Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem (Efendimiz) öğlen namazının ilk iki rek'atında Fâtihatü'l-Kitâb ile birer sûre tilâvet buyurur, (şu kadar ki,) ilk rek'atta uzun (sûre), ikincisinde kısa (sûre) okur, sırran okuduğu âyeti de ahyânen bize duyururdu. İkindi (namazın) da (ilk iki rek'atta) Fâtiha ile birer sûre tilâvet buyurur ve birincisinde uzun (sûre), ikincisinde kısa (sûre) okurdu. Sabah namazınının (ise) ilk rek'atında (kırâeti) uzatır, ikincisinde kısaltırdı. 424

BÂBU BED'İ'L-EZÂN Namazda istiâne (başka şeyle meşgul olmak) RESÛL-İ EKREM (SALLA'LLÂHU ALEYHİ VE SELLEM) İN AKŞAM NAMAZLARINDA OKUDUĞU SÛRELER DÂİR ABDULLÂH İBN-İ ABBÂS, ZEYD İBN-İ SÂBİT VE CÜBEYR İBN-İ MUT'İM HADÎSLERİ Abdullâh b. Abbâs Şöyle demiştir: (Bir def'a vâlidem) Ümmü'l-Fazl ... (sûresini) okuduğumu işitti. Bana dedi ki: Yavrucuğum, bu sûreyi okumakla billâhi (derdimi) aklıma getir(ip depreştirir) din. Bu sûre, Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem'in akşam namazında okuduğunu en son işittiğim (sûre) dir. 425

BÂBU BED'İ'L-EZÂN Namazda istiâne (başka şeyle meşgul olmak) RESÛL-İ EKREM (SALLA'LLÂHU ALEYHİ VE SELLEM) İN AKŞAM NAMAZLARINDA OKUDUĞU SÛRELER DÂİR ABDULLÂH İBN-İ ABBÂS, ZEYD İBN-İ SÂBİT VE CÜBEYR İBN-İ MUT'İM HADÎSLERİ Zeyd b. Sâbit Şöyle demiştir: Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem'i dinledim. Akşam namazında en uzun iki sûrenin uzununu okuyordu. 426

BÂBU BED'İ'L-EZÂN Namazda istiâne (başka şeyle meşgul olmak) RESÛL-İ EKREM (SALLA'LLÂHU ALEYHİ VE SELLEM) İN AKŞAM NAMAZLARINDA OKUDUĞU SÛRELER DÂİR ABDULLÂH İBN-İ ABBÂS, ZEYD İBN-İ SÂBİT VE CÜBEYR İBN-İ MUT'İM HADÎSLERİ Cübeyr b. Mut'im Şöyle demiştir: Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem'in akşam namazında ... (sûresini) okuduğunu işittim. 427

BÂBU BED'İ'L-EZÂN Namazda istiâne (başka şeyle meşgul olmak) RESÛLULLÂH (SALLA'LLÂHU ALEYHİ VE SELLEM) İN YATSI NAMAZINDA OKUDUĞU SÛRELERE DÂİR EBÛ HÜREYRE VE BERÂ' (RADİYA'LLÂHU ANHÜMÂ) HADÎSLERİ Ebû Hüreyre Şöyle demiştir: Ebü'l-Kâsım (Muhammed Mustafâ) salla'llâhu aleyhi ve sellem'in (bir def'a) arkasında yatsı namazı kıldı idim. ... (sûre-i şerîfesin) i okuyup (secde yerinde) secde buyurdu. Ben (de âlem-i ukbâba) O'na mülâkî oluncaya kadar bu sûre (nin kırâeti esnâsın) da hep secde edip duracağım. 428

BÂBU BED'İ'L-EZÂN Namazda istiâne (başka şeyle meşgul olmak) RESÛLULLÂH (SALLA'LLÂHU ALEYHİ VE SELLEM) İN YATSI NAMAZINDA OKUDUĞU SÛRELERE DÂİR EBÛ HÜREYRE VE BERÂ' (RADİYA'LLÂHU ANHÜMÂ) HADÎSLERİ Berâ' b. Âzib Şöyle demiştir: (Bir def'a) Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem seferde idi. Yatsı namazında iki rek'atın birinde ... (sûresini) okudu. Diğer rivâyette de (Berâ' radiya'llâhu anh): "Ondan güzel sesli, yâhud kırâetli hiçbir kimseyi dinlemiş, değilim." diyor. 429

BÂBU BED'İ'L-EZÂN Namazda istiâne (başka şeyle meşgul olmak) NAMAZDA KIRÂATİN VÜCÛBUNA DÂİR EBÛ HÜREYRE HADÎSİ Ebû Hüreyre Şöyle demiştir: Her namazda (Kur'ân) okunur. Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem'in bize duyurduklarını biz de sizlere duyuyoruz. Bizden gizlice okuduklarını biz de sizlerden gizli okuyoruz. Ümmü'l-Kur'ân'dan (yâni Fâtiha'dan) başka (bir şey) okumazsan (sana) yeter. Daha ziyâde (sini kırâet) edersen (hakkında) daha hayırlı olur. 430

BÂBU BED'İ'L-EZÂN Cin Sûresinin inişi;Cinlerin Kur'ân-ı Kerîm dinlemesi RESÛLULLÂH (SALLA'LLÂHU ALEYHİ VE SELLEM)İN SALÂT-İ FECİRDE KUR'ÂN'I CEHREN KIRÂET ETTİĞİNE VE KIRÂETİNİ ŞEYÂTÎNİN İŞİTTİKLERİNE DÂİR ABDULLÂH İBN-İ ABBÂS HADÎSİ Abdullâh b. Abbâs Şöyle demiştir: Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem Ashâb (-ı Kirâm'ın) dan bir kaç zât ile birlikte Sûk-ı Ukâz'a doğru yürüyorlardı ki, o târihde şeyâtin, semâdan haber almaktan men' edilmiş, (haber almağa çıktıkca) üzerlerine şühub (-i sâkıbe) atılmağa başlamış bulunuyordu. (Semâya doğru çıkıp koğulan) şeyâtîn, kavimleri nezdine döndüklerinde kendilerine: "Ne oluyorsunuz? (Neden hiçbir haber getiremiyorsunuz?)" dediler. Onlar da: "Ne yapalım? Semâdan haber almaktan men' edildik. Üzerimize şühub (-i sâkıbe) havâle edildi" dediler. (Bunun üzerine) onlara: "Sizin haber almanıza hâil olan her halde yeni hâdis olmuş bir şeydir. Arzın şarklarını, garblarını dolaşın (da) semâdan haber almanıza hâil olan (bu yeni şey) ne imiş (öğreniniz)" denildi. (İşte) bunların içinden Tihâme cihetine yönelmiş olan takım da Sûk-ı Ükâz'a gitmek üzere Nahle'de bulunan Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem'in bulunduğu yere varmış oldular ki, o sırada (Resûl-i Hüdâ aleyhi efdalü't-tehâyâ Efendimiz) orada Ashâb-ı Kirâmına salât-ı fecri kıldırıyordu. (Namazda okuduğu) Kur'ân'ı işidince bunlar kulak verdiler ve (biribirine): "Semâdan haber almaktan sizi men' eden vallâhi işte budur" dediler. İşte o zaman bu haberciler kendi kavimleri nezdine döndüklerinde: ... dediler. Allâhu Teâlâ ve Tekaddes Hazretleri de Peygamberi salla'llâhu aleyhi ve sellem'e ... sûresini inzâl buyurdu. Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem Efendimiz'e vahyolunan işte cinnin bu sözleridir. 431

BÂBU BED'İ'L-EZÂN Hz. Peygamber en güzel örnektir;Hz. Peygamber'in Allâh'ın emirlerine uygun hareket ettiği RESÛLULLÂH (SALLA'LLÂHU ALEYHİ VE SELLEM) İN MÜ'MİNLER İÇİN EN GÜZEL NÜMÛNE OLDUĞUNA DÂİR İBN-İ ABBÂS HADÎSİ Abdullâh b. Abbâs Şöyle demiştir: Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem (Namazda) emrolunduğu yerde okudu. (Kezâlik) emrolunduğu yerde sükût buyurdu. Senin Rabb'in unutkan değildir. Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem de sizin için (Bi'llâhi en) güzel nümûnedir. (Yaptığı gibi yapınız). 432

BÂBU BED'İ'L-EZÂN  İKİ YÂHUT DAHA ZİYÂDE SÛRENİN BİRER REK'ATTA CEM'İ HAKKINDA İBN-İ MES'ÛD HADÎSİ Abdullâh b. Mes'ûd (Sened-i muttasıl ile) mervîdir ki: (Bir gün Abdullâh) b. Mes'ûd radiya'llâhu anh'e biri gelip: "Bu gece ben bütün mufassalı bir rek'atta okudum" dedi. İbn-i Mes'ûd (radiya'llâhu anh) cevâben: "Şiir okur gibi acele acele mi? Vallâhi ben Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem'in nazâirden hangilerini bir araya getirdiklerini biliyorum" deyip her rek'atta ikişer (okunmuş) sûre(ler) olmak üzere mufassaldan yirmi sûre saydı. 433

BÂBU BED'İ'L-EZÂN İmâma uymak;Namazda fâtiha okumak;Namazda kırâeti ilk rekâtta uzatmak HAZRET-İ PEYGAMBER'İN ÖĞLE VE İKİNDİ NAMAZLARINDA SİRRAN KIRÂETTE BULUNDUĞU; İLK İKİ REK'ATTE FÂTİHA'DAN ZAMM-I SÛRE OKUDUĞU VE İLK REK'ATTE DAHA UZUN OKUDUĞUNA DÂİR KATÂDE HADÎSİ Ebû Katâde Hâris b. Rıb'ıyy Şöyle demiştir: Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem (Efendimiz) Öğle namazının ilk rek'atında Ümmü'l-Kitâb (yâni Fâtiha) ile birer sûre, son iki rek'atında da (yalnız) Ümmü'l-Kitâb okurdu. (Ahyânen) bize (sırran okuduğu) âyeti (de) duyururdu. İlk rek'atta ikinci rek'attan ziyâde (kırâeti) uzatırdı. İkindi namazında da, sabah namazında da böyle (yapardı). 434

BÂBU BED'İ'L-EZÂN Namazda fâtihadan sonra âmin demek EBÛ HÜREYRE'DEN RİVÂYET OLUNAN, "İMAM 'ÂMÎN' DEDİ Mİ, SİZ DE 'ÂMÎN' DEYİNİZ...", "SİZLERDEN BİRİ 'ÂMÎN' DESE, MELÂİKE DE SEMÂDA 'ÂMÎN' DESELER DE HER İKİSİ YEKDİĞERİNE MUVÂFIK DÜŞERSE, O KİMSENİN GEÇMİŞ GÜNAHLARI MAĞFÛR OLUR" HADÎSLERİ Ebû Hüreyre Şöyle demiştir: İmam (Fâtiha'dan sonra) "âmîn" dedimi (arkasında) siz de "âmîn" deyiniz. Zîrâ her kimin "âmîn" demesi meleklerin "âmîn" demesine uyarsa, geçmiş günahları mağfûr olur. (Râvî İbn-i Şihâb-ı Zührî, Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem de "âmîn" derdi diyor). 435

BÂBU BED'İ'L-EZÂN Namazda fâtihadan sonra âmin demek EBÛ HÜREYRE'DEN RİVÂYET OLUNAN, "İMAM 'ÂMÎN' DEDİ Mİ, SİZ DE 'ÂMÎN' DEYİNİZ...", "SİZLERDEN BİRİ 'ÂMÎN' DESE, MELÂİKE DE SEMÂDA 'ÂMÎN' DESELER DE HER İKİSİ YEKDİĞERİNE MUVÂFIK DÜŞERSE, O KİMSENİN GEÇMİŞ GÜNAHLARI MAĞFÛR OLUR" HADÎSLERİ Ebû Hüreyre Şöyle demiştir: Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki, sizlerden biri (Fâtiha'dan sonra) "âmîn" dese, Melâike de semâda "âmîn" deseler de her ikisi yekdiğere muvâfık düşerse o kimsenin geçmiş günahları mağfûr olur. 436

BÂBU BED'İ'L-EZÂN Cemâatten ayrı namaza durmak;Namaza yetişmek SAF DIŞINDA NAMAZ KILMANIN, CEMÂATE YETİŞMEK İÇİN NEFES NEFESE KOŞMANIN NEHYİNE DAİR EBÛ BEKRE HADİSİ Ebû Bekre Nufey' b. Hâris (Sened-i muttasıl ile) rivâyet olunmuştur ki, Ebû-Bekre (Nüfey' b. el-Hâris b. Kelede) radiya'llâhu anh (bir def'a koşa koşa) Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem (in Mescid-i Şerîf'in)e vardı. (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm Efendimiz) rükû'da idi. O da saffa (kadar) vâsıl ol(ub içine gir)meden (hemen olduğu yerde) rükûa varıverdi. (Sonra) Bu keyfiyeti Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem'e haber verdi. O da: "Allah hırsını arttırsın. Lâkin bir daha (bunu) yapma" buyurdu. 437

BÂBU BED'İ'L-EZÂN Namaz tekbirleri;Namazda tekbir RESÛL-İ EKREM (SALLAH'LLÂHU ALEYHİ VE SELLEM) İN NAMAZI TA'RİF EDERKEN HER KALKIP İĞİLDİKÇE "ALLÂHU EKBER" DEDİĞİNE DAİR İMRAN İBN-İ HUSAYN HADİSİ İmrân İbn-i Husayn (Sened-i Muttasıl ile) mervîdir ki, (vak'a-i Cemel'den sonra bir def'a), İmrân b. Husayn(-ı Huzâl) radiya'llâhu anh, Basra'da Alî (b. Ebî Tâlib) radiya'llâhu anh'in ardında namaz kılmış. (Namazdan sonra râvî Mutarrif b. Abdullâh'a:) "Vallâhi bu zât Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem ile birlikte kıldığımız (o güzelim) namaz(lar)ı bize hatırlattı" deyip (namazı ta'rîf ederken) Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem'in her kalkıp her eğildikçe "Allâhu Ekber" dediğini zikretmiştir. 438

BÂBU BED'İ'L-EZÂN Namaz tekbirleri;Namazda tekbir RESÛL-İ EKREM (SALLA'LLÂHU ALEYHİ VE SELLEM) İN NAMAZDA NERELERDE TEKBÎR ALDIĞINA DÂİR EBÛ HÜREYRE HADÎSİ Ebû Hüreyre Şöyle demiştir: Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem namaza kalktığında ayakda iken (ihram) tekbîr(ini) alırdı. Sonra rükûa varırken tekbîr alırdı. Sonra rükû'dan belini doğrulttuğunda ... sonra ayakta iken ... derdi. "Sonra (secdeye) inerken tekbîr alır; sonra secdeden başını kaldırırken tekbîr alır; sonra (ikinci) secdeye varırken tekbîr alır; sonra (bir daha) başını kaldırırken tekbîr alır; sonra tamâm edinceye kadar bütün namazda böyle yapardı. İkinci rek'atı bitirip oturduktan sonra ayağa kalkarken de tekbîr alırdı" 439

BÂBU BED'İ'L-EZÂN Rükûda elleri dizler üzerine koymak RÜKÛ'DA İKİ AVUCU TATBÎK EDİP (BİRBİRİNE YAPIŞTIRIP) UYLUK ARASINA KOYMANIN NEHYİNE DÂİR SA'D İBN-İ EBÎ VAKKÂS HADÎSİ Sa'd b. Ebî Vakkâs (Sened-i muttasıl ile) mervîdir ki, (bir def'a) oğlu (Ebû Zürâre) Mus'ab (b. Sa'd), yanında namaz kılmış. (Mus'ab) der ki: (Rükû' esnâsında) iki avucumu tatbîk ettikten sonra (ellerimi) iki uyluğumun arasına koydum. Babam beni (bundan) nehyedip: "Biz bunu (vâkıâ) evvellerini yapardık. (Lâkin sonra bundan nehyolunduk. Ve ellerimizi dizlerimizin üzerine koymakla emrolunduk" dedi. 440

BÂBU BED'İ'L-EZÂN  RESÛLULLÂH (SALLA'LLÂHU ALEYHİ VE SELLEM) EFENDİMİZ'İN RÜKÛU, SÜCÛDU, İKİ SECDE ARASINDAKİ CÜLÛSU, RÜKÛ'DAN BAŞ KALDIRIP DURMASI, TAKRÎBEN BİRBİRİNE MÜSÂVÎ OLDUĞUNA DÂİR BERÂ' İBN-İ ÂZİB HADÎSİ Berâ' b. Âzib Şöyle demiştir: Resûlullâl salla'llâhu aleyhi ve sellem'in -(Kırâet için olan) kıyâm ile ka'de müstesnâ olmak üzere- rükûu, sücûdu, iki secde ara(sındaki cülû)su, rükû'dan baş kaldır(ıp dur)ması biribirine takrîben müsâvî idi. 441

BÂBU BED'İ'L-EZÂN  RESÛL-İ EKREM (SALLA'LLÂHU ALEYHİ VE SELLEM) İN RÜKÛ' VE SÜCÛDUNDA YAPTIĞI DUÂYA ÂİT ÂİŞE (RADİYA'LLÂHU ANHÂ) VE EBÛ HÜREYRE (RADİYA'LLÂHU ANH) HADÎSLERİ Ümmü'l-mü'minîn Âişe Şöyle demiştir: Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem rükûunda ve sücûnda: ... derdi. 442

BÂBU BED'İ'L-EZÂN  RESÛL-İ EKREM (SALLA'LLÂHU ALEYHİ VE SELLEM) İN RÜKÛ' VE SÜCÛDUNDA YAPTIĞI DUÂYA ÂİT ÂİŞE (RADİYA'LLÂHU ANHÂ) VE EBÛ HÜREYRE (RADİYA'LLÂHU ANH) HADÎSLERİ Ümmü'l-mü'minîn Âişe (Diğer tarîkden mervî bu) hadîsde: "Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem (bunu demekle) Kur'ân'a imtisâl ediyordu" dediği haber veriliyor. 443

BÂBU BED'İ'L-EZÂN İmâma uymak RESÛL-İ EKREM (SALLA'LLÂHU ALEYHİ VE SELLEM) İN RÜKÛ' VE SÜCÛDUNDA YAPTIĞI DUÂYA ÂİT ÂİŞE (RADİYA'LLÂHU ANHÂ) VE EBÛ HÜREYRE (RADİYA'LLÂHU ANH) HADÎSLERİ Ebû Hüreyre Şöyle demiştir: Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki, İmam: ... dedimi siz: ... deyiniz. Zîrâ her kimin (böyle) demesi melâikenin (böyle) demesine muvâfık düşerse, geçmiş günahları mağfûr olur. 444

BÂBU BED'İ'L-EZÂN  KUNUT HAKKINDA EBÛ HÜREYRE VE ENES (RADİYA'LLÂHU ANHÜMÂ) HADÎSLERİ Ebû Hüreyre Rivâyet olunuyor ki, müşârün-ileyh: "(Size) Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem (Efendimiz'in) namazına yakın namaz kıldıracağım" de(yip namaz kıldır)dı. -(Ebû Hüreyre radiya'llâhu anh) öğlen, yatsı ve sabah namazlarının son rek'atlarında ... dedikten sonra kunût okur, (bu kunutunda) mü'minlere duâ ve küffâra lâ'net ederdi. 445

BÂBU BED'İ'L-EZÂN Kunut KUNUT HAKKINDA EBÛ HÜREYRE VE ENES (RADİYA'LLÂHU ANHÜMÂ) HADÎSLERİ Enes b. Mâlik "(Vaktiyle) kunut akşam ile sabah namazlarında (okunur) idi" dediği (sened-i muttasıl ile) rivâyet olunmuştur. 446

BÂBU BED'İ'L-EZÂN Namazda hamdin fazîleti RESÛL-İ EKREM (SALLA'LLÂHU ALEYHİ VE SELLEM) İN TESMÎ' VE TAHMÎDİ HAKKINDA RİFÂA İBN-İ RÂFİ' (RADİYA'LLÂHU ANHÜMÂ) HADÎSİ Rifâa b. Râfi' (Ensâriyyi'z-Zürakıyy) Şöyle demiştir: Bir gün Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem'in arkasında namaz kılıyorduk. Rükû'dan (mübârek) başını kaldırdığında: ... buyurdu. (Ardında namaz kılan) biri: ... dedi. (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm Efendimiz) namazdan çıkınca: "(Demin şu kelâm ile) mütekkelim olan kim idi?" diye suâl buyurdu. O da: "(Yâ Resûlâllâh,) benim" dedi. (Bunun üzerine): "Vallâhi otuz bu kadar melek gördüm ki, (bu sözü) bakalım hangimiz evvel yazıp Huzûr-ı Hakk'a çıkacak diye yarış ediyorlardı" buyurdu. 447

BÂBU BED'İ'L-EZÂN  ENES İBN-İ MÂLİK'İN, RESÛLULLÂH (SALLA'LLÂHU ALEYHİ VE SELLEM) İN NAMAZINI TA'RÎFİNE DÂİR SÂBİT İBN-İ ESLEM HADÎSİ Enes b. Mâlik (Sened-i muttasıl ile Sâbit b. Eslem-i Bünâhî) Enes (b. Mâlik) radiya'llâhu anh'den (bahs ile) demiştir ki: (Enes radiya'llâhu anh) bize Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem'in namazını ta'rîf ederdi. Namaz kılardı da başını rükû'dan kaldırdığı vakitte secdeye varmayı (gâlibâ) unuttu diyecek kadar ayakta kalırdı. 448

BÂBU BED'İ'L-EZÂN İmâma uymak;Namaz tekbirleri NEBİYY-İ EKREM (SALLA'LLÂHU ALEYHİ VE SELLEM) İN NAMAZDA TESMÎ', TAHMÎD VE TEKBİRLERİNE; RÜKÛ'DAN DOĞRULDUĞUNDA DA MÜ'MİN VE MÜŞRİKLER İÇİN YAPTIĞI DUÂSINA DÂİR EBÛ HÜREYRE HADÎSİ Ebû Hüreyre (Sened-i muttasıl ile) rivâyet olunuyor ki, Ebû Hüreyre radiya'llâhu anh farz olsun, olmasın; (kezâ) Ramazan'da olsun olmasın, her namazda tekbîr alırdı. (Şöyle ki, namaza başlayıp) durduğu vakit tekbîr alırdı. Sonra rükûa varırken tekbîr alırdı. Sonra ... der, daha sonra secdeye varmazdan evvel ... derdi. Sonra secdeye indiği vakit ... der, daha sonra başını secdeden kaldırırken tekbîr alırdı. Sonra (ikinci) secde(yi) ederken tekbîr alırdı. Sonra secdeden başını kaldırırken tekbîr alırdı. Sonra ikinci rek'attaki cülûsdan (yâni ka'de-i ûlâdan) ayağa kalktığı zaman tekbîr alırdı. Namazı bitirinceye kadar her rek'atta da bunu yapardı. Sonra namazdan kalktığı zaman: "Nefsim yed(-i kudret)inde olan (Allâhu zü'l-Celâl)'e kasem olsun ki, içinizde Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem'in namazına en çok benzeyen namazı kıldıran benim: (Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem'in) dünyâdan müfârekat buyuruncaya kadar namazı vallâhi işte böyle idi" derdi. -Yine (râvî Ebû Bekr b. Abdü'r-Rahmân ile Ebû Seleme b. Abdü'r-Rahmân) Ebû Hüreyre radiya'llâhu anh'den rivâyeten derlerdi ki: Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem (mübârek) başını rükû'dan kaldırırken ... der, isimlerini söyliyerek bir takım kimseler için duâ buyurur ve: "İlâhî Velîd b. el-Velîd'i, Seleme b. Hişâm'ı, Ayyâş b. Ebî Rebîa'yı (küffâr elinde bunalıp) zaîf (ve âciz) görülen (diğer) mü'minleri kurtar. İlâhî, Mudar'ı daha bedter çiğne. (İlâhî, içinde bulundukları) bu yılları Yûsuf (aleyhi's-selâm) ın (o şiddetli) yıllarına benzet" derdi. -(Ebû Hüreyre radiya'llâhu anh) der ki: O sıralarda Mudar'ın ehl-i maşrık olanları Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem'e henüz muhâlif idiler. 449

BÂBU BED'İ'L-EZÂN Cehennem azâbı;Haşr;Rü'yetullah;Sırat KIYÂMET GÜNÜNDE MÜ'MİNLERİN ALLÂH'I RÜ'YETİNE DÂİR EBÛ HÜREYRE HADÎSİ Ebû Hüreyre Şöyle demiştir: (Bir def'a) öteki, beriki: "Yâ Resûlâllâh, Kıyâmet gününde biz Rabbimizi görecek miyiz?" diye sordular. (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm Efendimiz Hazretleri de mukâbeleten): "Ayın on dördüncü gecesi rü'yete mâni' hiçbir bulut yokken Kamer(i görmek husûsun)da şek ve ihtilâf eder misiniz?" diye suâl buyurdu. "Hayır, yâ Resûlâllâh (bunda ihtilâf etmeyiz)" denince tekrar: "Ya, rü'yete mâni' hiçbir bulut yokken Güneş (i görebileceğiniz) de şek ve ihtilâf eder misiniz?" diye suâl buyurdu. (Yine): "Hayır, yâ Resûlâllâh. (Bunda da ihtilâf etmeyiz)" denince buyurdu ki: İşte O'nu siz böyle (açık) göreceksiniz. Kıyâmet gününde nâs haşrolunacak (yâni bir araya toplanacak. Rabbimiz Teâla ve Tekaddes Hazretleri): "Her kim her neye tapıyor idiyse onun ardına düşsün" buyuracak. (Yâhud Hakk'ın emriyle bu sözü diyen diyecek.) Artık kimi Şems'in, kimi Kamer'in, kimi tâğutların ardına düş(üp gid)ecek. Yalnız bu ümmet, içlerinde münâfıkları da olduğu halde (yerinde durup) kalacak. Allah (Tebâreke ve Teâlâ Hazretleri) onlara (evvelce tanıdıklarından başka bir sûrette) gelip: "Ben sizin Rabbinizim" buyuracak. Onlar (Rabb-i Müteallerini o tecellî ile tanımıyacakları için: "Sen'den Allâh'a sığınırız.) Rabbimiz bize gelinceye kadar bizim yerimiz burasıdır. (Yerimizden ayrılmayız). Rabbimiz bize geldiğinde biz O'nu tanırız" diyecekler. Allâhu Azze ve Celle (Hazretleri) onlara (Bu def'a tanıdıkları sûrette) gelip: "Ben Rabbinizim" buyuracak. Onlar da: "(El-Hak) Sen bizim Rabbimizsin" diyecekler. Ve Allâhu Teâlâ(nın) onları da'vet buyur(ması üzerine ona tâbi' ola)cak(lar). Cehennem'in de (tam) ortasına Sırât (yâni köprü) kurulur. Ümmetini (onun üstünden) en evvel geçirecek ben olacağım. O gün Rüsül(-i Kirâm) dan başka hiçbir kimse (hevl ve dehşet dolayısiyle) tekellüm edemez. Rüsül(-i Kirâm)ın da o günkü kelâmı "İlâhî, selâmet ver, selâmet ver" (den ibâret) olacaktır. Cehennem'de sa'dân dikenlerine benzer çengeller vardır. Sa'dân dikenlerini (hiç) görmüşlünüz var mı? -Evet (vardır.)- İşte bu çengeller sa'dân dikenlerine benzer. Ancak şu var ki, ne kadar büyük olduklarını yalnız Allâhu Teâlâ bilir. İşte bunlar nâsı (kötü) amellerinden dolayı kapıp alırlar. Kimi (kötü) ameli dolayısiyle helâk olur. Kimi hardal gibi ezim ezim ezildikten sonra necat bulur. Nihâyet Allâhu Teâlâ ehl-i nârdan her kimlere rahmet buyurmayı dilemişse (onları çıkaracak. Dünyâda iken) Allâh'a ibâdet etmiş olanları çıkarmalarını meleklere emredecek, onlar da onları çıkaracaktır. (Melekler) onları âsâr-ı sücûddan (yâni secde a'zâlarındaki izlerden) tanıyacaklardır. Ve (işte onlar öylece) çıkarılacaklardır. Allâhu Teâlâ eser-i sücûdu ye(yip mahvet)meyi nâr(-ı Cahîm)e harâm kılmıştır. Binâenaleyh Âdem-oğlunun bütününü (Cehennem) ateş(i) yer de yalnız eser-i sücûdu yiyemez. Bunlar ateşten kavrulup kapkara olarak çıkarılacaklar. Üzerlerine Âb-ı hayât dökülecek de seyl uğrağında biten yabânî reyhan tohumları nasıl (çabuk) biterse (yeniden) öylece biteceklerdir. Sonra Allâh(u Teâlâ ve Tekaddes Hazretleri) kulları arasında (hüküm ve) kazâyı hitâma erdirir. (Ancak) Cennet ile Cehennem arasında yüzü ateşe dönük bir kimse kalır ki, o, Cennet'e girecek ehl-i nârın sonuncusu olacaktır. (O kimse): "Yâ Rab, yüzümü (şu) ateşden döndür. 450

BÂBU BED'İ'L-EZÂN Secde RESÛL-İ EKREM (SALLA'LLÂHU ALEYHİ VE SELLEM) İN YEDİ A'ZÂ ÜZERİNE SECDE ETMEKLE EMROLUNDUĞUNA VE NAMAZDA ELBÎSE İLE, SAÇLA MEŞGÜL OLMAKTAN NEHYOLUNDUĞUNA DÂİR İBN-İ ABBÂS HADÎSİ Abdullâh b. Abbâs Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki: (Biri) alın -(mübârek alnını gösterirken mübârek eliyle) burnuna da işâret etti-, (ikis) eller, (diğer ikisi) dizler, bir de (ikisi) ayak uçları olmak üzere yedi kemik (yâni a'zâ) üzerine secde etmekle emrolundum. (Namaz kılarken) elbisemizle saçımızı (durumu bozulmasın, yâhud tozlanmasın diye) toplamaktan da nehyolundum. 451

BÂBU BED'İ'L-EZÂN  RESÛL-İ EKREM (SALLA'LLÂHU ALEYHİ VE SELLEM) İN YEDİ A'ZÂ ÜZERİNE SECDE ETMEKLE EMROLUNDUĞUNA VE NAMAZDA ELBÎSE İLE, SAÇLA MEŞGÜL OLMAKTAN NEHYOLUNDUĞUNA DÂİR İBN-İ ABBÂS HADÎSİ Enes b. Mâlik "Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem bize nasıl namaz kıldırdı ise size de öylece namaz kıldırmaktan vazgeçmiyeceğim..." dediği rivâyet olunmaktadır. Hadîsin alt tarafı (yukarıda) geçmişti. 452

BÂBU BED'İ'L-EZÂN Secde RESÛLULLÂH (SALLA'LLÂHU ALEYHİ VE SELLEM) İN: "SECDEDE İ'TİDÂL ÜZERE BULUNUNUZ. HİÇBİRİNİZ DE KOLUNU (SECDE ESNÂSINDA) CANAVAR KOLUNU YAYAR GİBİ YAYMASIN" HADÎSİ Enes b. Mâlik (Sened-i muttasıl ile) Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem'in: "Secdede i'tidâl üzere bulununuz. Hiç biriniz de kolunu (secde esnâsında) canavar kolunu yayar gibi yaymasın" buyurduğunu rivâyet etmiştir. 453

BÂBU BED'İ'L-EZÂN  RESÛL-İ EKREM (SALLA'LLÂHU ALEYHİ VE SELLEM) İN NAMAZIN TEK REK'ATLERİNDE CELSE-İ İSTİRAHAT BUYURDUKLARINA DÂİR MÂLİK İBNİ'L-HUVEYRİS HADÎSİ Mâlik b. el-Hüveyris "Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem'i namaz kılarken gördüm. Namazının tek rek'atlarında ol(ub da rek'atı tamamla)dığı zamanlarda (bir müddet) oturmadıkça (sonraki rek'at için) ayağa kalkmazdı" dediği (sened-i muttasıl ile) rivâyet olunmuştur. 454

BÂBU BED'İ'L-EZÂN Namaz tekbirleri RESÛLULLÂH (SALLA'LLÂHU ALEYHİ VE SELLEM) İN SECDEYE VARIRKEN, BİRİNCİ SECDEDEN DOĞRULURKEN VE İKİNCİ SECDEDEN KALKARKEN TEKBİRLERİ CEHREN ALDIĞINA DÂİR EBÛ SAÎD-İ HUDRÎ HADÎSİ Ebû Saîd-i Hudrî (Sened-i muttasıl ile) mervîdir ki (bir def'a) namaz kıldırmış ve (bu namazda) secdeden başını kaldırırken, (ikinci) secdeye varırken, (bu) secdeden başını kaldırırken, ikinci rek'attan (yâhud ikinci secdeden) kalkarken tekbîr(ler)i cehren almış ve: "Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem'i (namazı) böyle (kılar) gördüm" demiştir. 455

BÂBU BED'İ'L-EZÂN Namazda oturma şekli NAMAZLARDA SAĞ AYAĞI DİKİP SOL AYAĞI BÜKMENİN SÜNNET OLDUĞUNA DÂİR ABDULLÂH İBN-İ ÖMER HADÎSİ Abdullâh b. Ömer (Sened-i muttasıl ile) rivâyet olunmuştur ki, Abdullâh b. Ömer radiya'llâhu anhümâ namazda iken (teşehhüd-i ahîr için) oturduğunda bağdaş kurardı. (Bir gün) oğlunun (da) böyle yaptığını gördü de kendisini bu (oturuşu)ndan nehyetti. Ve: "Namazdaki sünnet ancak sağ ayağını dikip sol ayağını bükmektir" dedi. (Oğlu): "Sen bunu yapıp duruyorsun" deyince: "(Evet, yapıyorum. Çünkü) ayaklarım beni taşıyamıyor" cevâbını verdi. 456

BÂBU BED'İ'L-EZÂN Namazda oturma şekli RESÛL-İ EKREM (SALLA'LLÂHU ALEYHİ VE SELLEM) İN İFTİTAH TEKBÎRİNDE, RÜKÛ'DAN DOĞRULUŞUNDA, SECDESİNDE VE TEŞEHHÜD İÇİN OTURDUĞUNDA A'ZÂLARININ DURUMUNA DÂİR EBÛ HÜMEYD HADÎSİ Ebû Humeyd Ensârî-i Sâidî Şöyle demiştir: Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem'in namazını en iyi belleyeniniz ben idim. Görürdüm ki (iftitah) tekbîr(ini) aldığında ellerini omuzları hizâsına getirir, rükûa vardığında da elleriyle dizlerini tutardı. Sonra belini (kanburlaşdırmadan) büker, başını kaldırdığında omurga kemiklerinden her biri yerli yerine gelinceye kadar doğrulur, secde ettiğinde kollarını yere yaymaksızın ve birbirine yanaştırmaksızın (yere) koyup ayaklarının parmaklarını kıbleye karşı getirir, (ilk) iki rek'at başında (teşehhüd için) oturduğunda sol ayağının üzerine oturup sağ ayağını diker, son rek'atta oturduğunda (ise) sol ayağını ile alıp ve diğerini dikip mak'adesi üstüne oturur idi. 457

BÂBU BED'İ'L-EZÂN Namazda yanılmak;Sehiv secdesi PEYGAMBER EFENDİMİZ'İN SECDE-İ SEHVİNE DÂİR ABDULLÂH İBN-İ BUHAYNEA HADÎSİ Abdullâh İbn-i Buhayne (Sened-i muttasıl ile) Ravi'nin -ki Ashâb-ı Nebî salla'llâhu aleyhi ve sellem'den idi -şunu naklettiği rivâyet edilmiştir: Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem kendilerine (bir def'a) öğlen namazı kıldırmış. Bu namazda ilk iki rek'attan sonra (teşehhüde) oturmaksızın (secdeden üçüncü rek'ata) kalkmış, nâs da (iktidâen) birlikte ayağa kalmışlar ve namazı bitirip de -halk, selâm vermesine intizâr eyledikleri sırada- oturduğu yerden tekbîr alıp selâm vermeden (sehv için) iki kere secde buyurmuş ve sonra selâm vermiş. 458

BÂBU BED'İ'L-EZÂN Namazda tahiyyât;Namazda çıkış TEŞEHHÜD HAKKINDA ABDULLÂH İBN-İ MES'ÛD HADÎSİ Abdullâh b. Mes'ûd Şöyle demiştir: Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem (Efendimiz)in ardında namaz kıldığımız vakitlerde: ... derdik. Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem bize dönüp buyurdu ki: "Selâm, Allâh(u Tebâreke ve Teâlâ Hazretlerin)in kendisidir. Her hanginiz namaz kıldırdığında ... desin. Zîrâ siz bu (İbâdî'llâhi's-sâlihîn)i dediğinizde gökte olan ve yer (yüzün) de olan her sâlih kula râci' olmuş olur. (Sonradan da) : ... (deyiniz)." 459

BÂBU BED'İ'L-EZÂN Namaz sonunda duâ RESÛLULLÂH (SALLA'LLÂHU ALEYHİ VE SELLEM) İN NAMAZIN SONUNDAKİ DUÂSINA DÂİR HAZRET-İ ÂİŞE VE ABDULLÂH İBN-İ AMR İBNİ'L-ÂS VE İBN-İ MES'ÛD (RADİYA'LLÂHU ANHÜM) HADÎSLERİ Ümmü'l-mü'minîn Âişe Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem'in zevce(-i pâkize)si Âişe(-i Sıddîka) radiya'llâhu anhâ'dan sened-i muttasıl ile rivâyet olunuyor ki, Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem namaz(ın sonun)da: ... diye duâ buyururdu. Biri kendisine: "Mağremden (yâni borçtan) ne de çok istiâze ediyorsun!" dedi. Bunun üzerinde: "İnsan borçlandığı vakit söz söyler de yalan uydurur, söz verir de sözünde duramaz" buyurdu. 460

BÂBU BED'İ'L-EZÂN Namaz sonunda duâ RESÛLULLÂH (SALLA'LLÂHU ALEYHİ VE SELLEM) İN NAMAZIN SONUNDAKİ DUÂSINA DÂİR HAZRET-İ ÂİŞE VE ABDULLÂH İBN-İ AMR İBNİ'L-ÂS VE İBN-İ MES'ÛD (RADİYA'LLÂHU ANHÜM) HADÎSLERİ Abdullâh b. Amr b. Âs (Sened-i muttasıl ile Abdullâh b. Amr b. el-Âs radiya'llâhu anhümâ'nın) Ebû Bekri's-Sıddîk radiya'llâhu anh'den rivâyetine nazaran (Müşârün-ileyh Hazretleri bir def'a) Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem'e: "(Yâ Resûla'llâh,) bana bir duâ öğret de namazım(ın sonun)da okuyayım" di(ye niyazda bulun)muş. (Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem de): ... de" cevâbını vermişlerdir. 461

BÂBU BED'İ'L-EZÂN  RESÛLULLÂH (SALLA'LLÂHU ALEYHİ VE SELLEM) İN NAMAZIN SONUNDAKİ DUÂSINA DÂİR HAZRET-İ ÂİŞE VE ABDULLÂH İBN-İ AMR İBNİ'L-ÂS VE İBN-İ MES'ÛD (RADİYA'LLÂHU ANHÜM) HADÎSLERİ Abdullâh b. Mes'ûd İbn-i Mes'ûd (radiya'llâhu anh) hadîsi ki, biraz evvel geçmişti. Bu rivâyete göre (İbn-i Mes'ûd radiya'llâhu anh) ... demesini müteâkıb: "Sonra en ziyâde beğendiği duâyı intihâb edip onunla niyazda bulunsun" demiştir. 462

BÂBU BED'İ'L-EZÂN Namazda selâm NEBİYY-İ MUHTAREM (SALLA'LLÂHU ALEYHİ VE SELLEM) İN NAMAZDA, SELÂMINI VERDİKTEN SONRA KALKMADAN ÖNCE AZICIK BEKLEDİĞİNE DÂİR ÜMMÜ SELEME (RADİYA'LLÂHU ANHÂ) HADÎSİ Ümmü'l-Mü'minîn Ümmü Seleme Şöyle demiştir: Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem (namazdan) selâm verdiğinde selâmını itmâm eder etmez kadınlar (hemen) kalkar. (Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem de) ayağa kalkmazdan evvel azıcık bekler dururdu. 463

BÂBU BED'İ'L-EZÂN Namazda selâm İMAMA UYAN KİMSENİN, İMAMIN SELÂMINI MÜTEÂKİP SELÂM VERMESİNE DÂİR ITBÂN HADÎSİ Itbân (b. Mâlik-i Ensârî) Şöyle demiştir: Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem ile birlikte (bir def'a) namaz kıldıktı. Selâm verdikleri vakit (biz de) selâm verdik. 464

BÂBU BED'İ'L-EZÂN  İMAMA UYAN KİMSENİN, İMAMIN SELÂMINI MÜTEÂKİP SELÂM VERMESİNE DÂİR ITBÂN HADÎSİ Abdullâh b. Abbâs Şöyle demiştir: Halk farz namazdan çıkınca yüksek sesle zikretmek (tâ) Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem'in zamânında var idi. (Aynı sened ile) İbn-i Abbâs radiya'llâhu anhümâ: "Ben bu sesi işitir işitmez bununla (yâni zikir seslerinin yükselmesiyle) namazdan çıktıklarını anlardım" der. 465

BÂBU BED'İ'L-EZÂN Namazdan sonra tesbih HER NAMAZDAN SONRA OTUZ ÜÇ KERE TESBÎH, TAHMÎD VE TEKBÎR ALMANIN FAZÎLETİNE DÂİR EBÛ HÜREYRE HADÎSİ Ebû Hüreyre Şöyle demiştir: Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem'e (Muhâcirîn) fukarâ(sı) gelip dediler ki: (Yâ Resûlâllâh,) servet ve sâmân sâhibleri en yüksek dereceleri (kazanıp ve) naîm-i mukîm (devletine ermek fazîlet ve saâdetin)i alıp gittiler: (Hem) bizim kıldığımız gibi (onlar da) namaz kılıyor, bizim oruç tuttuğumuz gibi (onlar da) oruç tutuyorlar. (Hem de) onların artık malları var da onunla haccediyor, umre yapıyor, cihad ediyor, sadaka veriyorlar. (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm Efendimiz) buyurdu ki: Size bir şey haber vereyim mi ki, siz onu yaptığınız takdirde hem (bu husûslarda) sizi geçmiş olanlara yetişesiniz, hem de sizden sonraya kalanlardan hiçbir kimse size yetişemesin? Ve içlerinde bulunduğunuz cemâat içinde en hayırlı (ümmet) siz olasınız? Meğer ki, (onların içinde size tavsiye ettiğim amelin) mislini yapan biri buluna: Her (farz) namazdan sonra otuz üçer kere tesbîh ve tahmîd eder, tekbîr alırsınız. -Râvî der ki: Aramızda ihtilâf çıktı. İçimizden biri: "Otuz üç kere tesbîh, otuz üç kere tahmîd eder, otuz dört kere tekbîr alırız" deyince (sormak için) yanına döndüm. "Her biri otuz üçer oluncaya kadar tesbîh ve tahmîd eder, tekbîr alırsınız" dedi. 466

BÂBU BED'İ'L-EZÂN Namaz sonunda duâ HER NAMAZDAN SONRA OTUZ ÜÇ KERE TESBÎH, TAHMÎD VE TEKBÎR ALMANIN FAZÎLETİNE DÂİR EBÛ HÜREYRE HADÎSİ Muğîre b. Şu'be Şöyle demiştir: Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem (Efendimiz) her farz namazdan sonra: ... buyururlardı. 467

BÂBU BED'İ'L-EZÂN Namaz bitince imâmın cemâate dönmesi RESÛL-İ EKREM (SALLA'LLÂHU ALEYHİ VE SELLEM) İN NAMAZDAN SONRA YÜZÜNÜ CEMÂATE ÇEVİRDİĞİ HAKKINDA SEMÜRE İBN-İ CÜNDEB (RADİYA'LLÂHU ANH) HADÎSİ Semüre b. Cündeb Şöyle demiştir: Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem (Efendimiz) bir namaz kıldımı (selâm verdikten sonra mübârek) yüzünü bize doğru döndürürdü. 468

BÂBU BED'İ'L-EZÂN Namaz bitince imâmın cemâate dönmesi;Yağmuru Allah yağdırır YAĞMURUN FALAN YILDIZIN BATIP DOĞMASI İLE YAĞDIĞINA İNANAN KİMSENİN ALLÂH'A ÎMÂN ETMEYİP O YILDIZA ÎMÂN ETMİŞ OLACAĞINA DÂİR ZEYD İBN-İ HÂLİD-İ CÜHENÎ HADÎSİ Zeyd b. Hâlid-i Cühenî Şöyle demiştir: Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem Hudeybiye'de geceleyin yağan yağmurdan sonra bize sabah namazını kılırdı. Namazdan çıkınca (mübârek) yüzünü cemâate döndürüp: "Bilir misiniz, Rabb'ınız Azze ve Celle (Hazretleri) ne buyurdu?" diye suâl etti. "Allah ve Resûlü a'lemdir" dediler. Dedi ki (Allâhu Teâlâ ve Tekaddes Hazretleri): "Kullarımdan kimi bana mü'min, kimi kâfir (olarak) sabahı etti. Her kim Allâh'ın fazl u rahmeti ile üzerimize yağmur yağdı dedi ise, işte o bana îmân etmiş, yıldıza etmemiştir. Her kim de falan ve falan (yıldız)ın nev'i (yâni batıp doğması) ile üzerimize yağmur yağdı dediyse, işte o, bana îmân etmemiş, yıldıza etmiştir" buyurdu. 469

BÂBU BED'İ'L-EZÂN Sadaka vermek;Tasadduk NAMAZDA İKEN MÜ'MİNİ DÜNYÂYA ÂİT HİÇBİR ŞEYİN MEŞGÛL ETMEMESİNE DÂİR UKBE İBNİ'L-HÂRİS HADÎSİ Ukbe b. el-Hâris Şöyle demiştir: (Bir def'a) Medîne (-i Tâhire)'de Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem'in arkasında ikindi namazını kılmıştım. (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm Efendimiz) selâm verdi. Sonra kalkıp acele acele ve cemâatin omuzları üstünden aşarak zevcât-ı tâhirâtına mahsûs hücrelerin birini teşrîf etti. Halk (bu) sür'atinden ürktüler. (Biraz sonra) cemâatin yanına çıktı. Ve sür'atinden ürktüler. (Biraz sonra) cemâatin yanına çıktı. Ve sür'atinden şaşakaldıklarını görünce: "(Namazda iken bizde) biraz altun (olduğunu) der-hâtır ettim. Beni alıkoymasını istemedim de dağıtılmasını emret (meye git)tim" buyurdu. 470

BÂBU BED'İ'L-EZÂN  RESÛL-İ EKREM (SALLA'LLÂHU ALEYHİ VE SELLEM) İN NAMAZDAN ÇIKINCA SOL TARAFA DÖNDÜĞÜNE DÂİR ABDULLÂH İBN-İ MES'ÛD HADÎSİ Abdullâh b. Mes'ûd Şöyle demiştir: Herhangi biriniz (namazdan çıkarken) behemahâl sağ tarafına dön(üp işine git)mek üzerine vâcibdir zannederek şeytana (sakın bir) hisse ayırma(ya kalkışma)sın. Vallâhi ben, Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem'in sol tarafa döndüğünü çok kereler görmüşümdür. 471

BÂBU BED'İ'L-EZÂN Soğan sarmısak yiyenlerin mescide gelmemesi NEBİYY-İ EKREM (SALLA'LLÂHU ALEYHİ VE SELLEM) İN, SARMISAK YİYEREK MESCİDLERE VE İNSANLARIN YANINA GELMEKTEN NEHİY BUYURDUKLARINA DÂİR CÂBİR İBN-İ ABDİLLÂH HADÎSLERİ Câbir b. Abdullâh Şöyle demiştir: Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem sarmısağı murâd ederek: "Her kim bu yeşillikten yerse mescidlerimize, yanımıza gelmesin" buyurdu. -Râvî (Atâ' b. Ebî Rebâh) der ki: Câbir'e (yâhud Abdü'l-Melik b. Cüreyc der ki: Atâ' 'ya): Acabâ hangi sarmısağı kasd buyuruyor? dedim. "Zannıma göre (sarmısağın) ancak çiğini, bir rivâyete göre kokusunu murad buyuruyordu" cevâbını verdi. 472

BÂBU BED'İ'L-EZÂN Soğan sarmısak yiyenlerin mescide gelmemesi BU BÂBDA VÂRİD OLAN DİĞER RİVÂYETLER Câbir b. Abdullâh (Sened-i muttasıl ile) rivâyet olunuyor ki, Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem: "Her kim sarmısak, soğan yemiş bulunursa bizden -yâhud mescidimizden- uzak durup evinde otursun" buyurdu. (Yine aynı sened ile) rivâyet olunur ki: Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem'in (bir kere) huzûr(-ı şerifler)ine, içinde tâze sebze bulunan bir tencere getiril(ip takdîm edil)di. (Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem) onda nâhoş bir koku duydu. (Ne olduğunu) suâl buyurunca içinde olan sebzelerin ne olduğu kendisine haber verildi. Bunun üzerine Ashâb(-ı Kirâm'ın)dan nezdinde bulunan birine (işâret buyurarak: "Ona) götürünüz" buyurdu. (O Sahâbî de aleyhi's-salâtü ve's-selâm Efendimiz'in) böyle yaptığını görünce yemek istemedi. Bunun üzerine: "Sen (bundan) ye. Zîrâ ben senin münâcât etmediklerinle münâcât ederim" buyurdu. 473

BÂBU BED'İ'L-EZÂN  RESÛLULLÂH (SALLA'LLÂHU ALEYHİ VE SELLEM) İN KABİR ÜZERİNE NAMAZ KILDIKLARINA DÂİR İBN-İ ABBÂS HADÎSİ Abdullâh b. Abbâs Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem'in (bir def'a) kenarda kalmış bir kabre -yâhud da bir lakît, yâni tıfl-ı metrûk kabrine- yolu uğradığı ve (onu görünce) kendilerine imam ol(ub meytin üzerine namaz kıl)dığı ve (kendileri de ardında) saf bağladıkları (sened-i muttasıl ile) rivâyet olunmuştur. 474

BÂBU BED'İ'L-EZÂN Cuma günü yıkanmak "CUM'A GÜNÜNÜN GUSLÜ, HER BÂLİĞ OLAN KİMSEYE VÂCİB (GİBİ)DİR" HADÎSİ Ebû Saîd-i Hudrî Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem'in: "Cum'a gününün guslü her bâliğ olan kimseye vâcib (gibi)dir" buyurdukları (sened-i muttasıl ile) rivâyet olunuyor. 475

BÂBU BED'İ'L-EZÂN  RESÛL-İ EKREM (SALLA'LLÂHU ALEYHİ VE SELLEM) İN BAYRAM NAMAZINA DÂİR İBN-İ ABBÂS HADÎSİ Abdullâh b. Abbâs (Sened-i muttasıl ile) rivâyet olunuyor ki, birinin ravi'ye: "Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem ile birlikte (bayram namazgâhına) çıkışta (hiç) bulundun mu?" demesi üzerine (müşârün-ileyh) şu cevâbı vermiştir: "Evet, (bulundum.) Ona olan yakınlığım da olmasaydı orada bulunamıyacaktım". -Râvî der ki: Yaşımın küçüklüğünden dolayı (bulunmıyacaktım) demek istedi. -(Yine İbn-i Abbâs radiya'llâhu anhümâ der ki: Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem) Küseyyir b. es-Salt (b. Ma'dî Kerb-i Kindî) hânesinin hizâsındaki sütûnun yanına geldi. Sonra (orada) hutbe îrâd buyurdu. Sonra kadınlar(ın bulunduğu taraf)a gelip onlara va'z ve tezkîrde bulundu. Ve sadaka vermelerini fermân buyurdu. Bunun üzerine kadınlar(ın her biri) elini üzerindeki (yüzük ve sâire gibi) halklara (yâhud da boyuna) uzatıp (zînetini) Bilâl (radiya'llâhu anh)in eteğine atmaya başladı. Sonra Bilâl ile birlikte Hâne-i Saâdetlerine teşrîf ettiler. 476

BÂBU BED'İ'L-EZÂN Kadınlara mescid izni "KADINLARINIZ SİZDEN GECELEYİN MESCİDE (GİDİP İBÂDET İÇİN) İZİN İSTEDİKLERİNDE, KENDİLERİNE İZİN VERİNİZ." HADÎSİ Abdullâh b. Ömer Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem'in: "Kadınlarınız sizden geceleyin mescide (gidip ibâdet için) izin istediklerinde, kendilerine izin veriniz" buyurduğunu (sened-i muttasıl ile) rivâyet ediyor. 477


CUM'A BAHSİ

 Müslümanın fazîleti CUM'ANIN FARZİYYETİ VE EBÛ HÜREYRE HADÎSİ Ebû Hüreyre Şöyle demiştir: Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem'den işittim, buyuruyordu ki: Bizler (Ehl-i Kitâb'a nazaran) en sonra gelmişler (ken) Kıyâmet gününde (fazîletce) en başa geçecek olanlarız. Şundan dolayı ki, bizden evvel onlara, (daha sonra bizlere) kitab verildi de Allâh'ın onlara farz buyurduğu gün, bu (cum'a günü) iken onlar ihtilâf çıkar(ıp başka günlere ta'zîm et)diler. Bize ise o güne i'tibâr etmek husûsunda Hak Teâlâ hidâyet verdi. Artık bu babda nâs bizden geri kalmış oludular. Yahûdiler(in ibâdet günü) yarın, Nasârâ (nınki) de öbür gündür. 478

CUM'A BAHSİ Cuma günü yıkanmak;Güzel koku sürünmek;Misvak kullanmak CUM'ANIN MÜSTAHABLARI VE EBÛ SAİD-İ HUDRÎ HADÎSİ Ebû Saîd-i Hudrî Şöyle demiştir: Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem'in: "Her bâliğ olan (kimseye) cum'a günü gusletmek ve imkân bulursa gerek misvaklenmek, gerek hoş koku sürünmek vâcib (gibi) dir." buyurduğuna şehâdet ederim. 479

CUM'A BAHSİ Cuma günü yıkanmak;Cuma namazı ve hutbesi;Cumanın fazîleti EBÛ HÜREYRE HADÎSİ Ebû Hüreyre Şöyle demiştir: Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem (Efendimiz) buyurdu ki: Her kim cum'a günü cenâbet guslü ile iğtisâl ettikten sonra (ilk saatte Cum'a namazına) giderse bir deve, ikinci saatte giderse bir sığır, üçüncü saatte giderse (sağlam) boynuzlu bir koç, dördüncü saatte giderse bir tavuk, beşinci saatte giderse bir yumurta kurban etmiş gibi (sevâba nâil) olur. İmam (hutbeye) çıkınca da melekler zikri (yâni hutbeyi) dinlemek için (mecliste) hazır bulunurlar. 480

CUM'A BAHSİ Cuma günü yıkanmak;Cumanın fazîleti;Güzel koku sürünmek SELMÂN-I FÂRİSÎ HADÎSİ Selmân-ı Fârisî Şöyle demiştir: Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki: Hiç bir kimse yoktur ki, Cum'a günü iğtisâl edip elinden geldiği kadar paklandıktan ve (başını ve sakalını tarayıp kullandığı) yağından yağlandıktan, yâhud evindeki kokudan süründükten sonra (hânesinden mescide) çıksın, yanyana oturan iki kimsenin arasını açmasın, daha sonra (Hak Teâlâ tarafından) ona takdîr edildiği kadar namaz kılsın, daha sonra da imam söze başlayınca (namaz bitinceye kadar) sesini kessin de o Cum'a ile öteki Cum'a arasındaki günahları mağfûr olmasın. 481

CUM'A BAHSİ Cuma günü yıkanmak;Güzel koku sürünmek İBN-İ ABBÂS'IN İĞTİSÂL HADÎSİ Abdullâh b. Abbâs Şöyle rivâyet olunmuştur: Müşârün-ileyh'e: "Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem'in: Cum'a günü cünüb olmasanız da yine iğtisâl edip başlarınızı yıkayınız, bir miktar koku da sürününüz, buyurduklarını söylüyorlar. (Ne dersin?)" dediler. (İbn-i Abbâs cevâben): "Gusül (hakkında) evet, (böyle buyurduğunu bilirim) lâkin koku (hakkında) birşey buyurduğunu bilmiyorum" dedi. 482

CUM'A BAHSİ İpekli elbise giymek HAZRET-İ ÖMER'İN «HULLE-İ SİYERA» HAKKINDAKİ RİVÂYETİ Abdullâh b. Ömer Şöyle demiştir: (bir def'a) Ömer İbnü'l-Hattâb mescidin kapısında (Utarid İbn-i Hâcibe âit satılık) ipekten bir hulle gördü. "Yâ Resûlâ'llâh, (keşki) bunu satın alsan da cum'a gün(ler)i ve huzûr-ı (âlî) ne vefdler geldiği vakitler giysen!" dedi. Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem: "Bunu olsa olsa Âhiretten nasîbi olmayan kimse giyer" buyurdu. Sonraları (bir kere) Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem'e (onun gibi ipek) hulleler geldi ve Ömer İbnü'l-Hattâb (radiya'llâhu anh)a hullelerden birini bahşetti. Ömer (İbnü'l-Hattâb:) "Yâ Resûlâ'llâh, bunu bana verdin. Halbuki Utarid'in hullesi için o buyurduğunu buyurmuştun" di(ye istifsarda bulun)du. Bunun üzerine Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem (cevâben): "Bunu ben sana giyesin diye vermedim ki" buyurdu. Ömer (İbnü'l-Hattâb hulleyi alıp) Mekkede (henüz) müşrik olan bir kardeşine verdi. 483

CUM'A BAHSİ Misvak kullanmak MİSVAK HAKKINDAKİ TAVSİYELERİM ÇOK OLDU BUYURULDUĞU HAKKINDA ENES İBN-İ MÂLİK HADÎSİ Ebû Hüreyre Şöyle demiştir: Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki: Ümmetime -yâhud (diğer rivâyete nazaran) nâsa- meşakkat vermek korkusu olmasaydı kendilerine her namaz kılarken misvak (isti'mâlini) emrederdim. 484

CUM'A BAHSİ Misvak kullanmak MİSVAK HAKKINDAKİ TAVSİYELERİM ÇOK OLDU BUYURULDUĞU HAKKINDA ENES İBN-İ MÂLİK HADÎSİ Enes b. Mâlik Şöyle demiştir: Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem (bir kerre): "Misvâk (isti'mâli) hakkında (ki tavsiyelerim) artık çoğa vardı (dinleyip itâat etmek gerek.)" buyurdu. 485

CUM'A BAHSİ Namazda istiâne (başka şeyle meşgul olmak) MİSVAK HAKKINDAKİ TAVSİYELERİM ÇOK OLDU BUYURULDUĞU HAKKINDA ENES İBN-İ MÂLİK HADÎSİ Ebû Hüreyre Şöyle demiştir: Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem (Efendimiz) cum'a günü sabah namaz(ının ilk rek'at) ında ... (ikinci rek'atinde de) ... (Sûre-i şerîfelerini) okurlardı. 486

CUM'A BAHSİ Âile sorumluluğu;Devlet adamının sorumluluğu;Kadınların sorumluluğu;Mes'ûliyet (sorumluluk);Sorumluluk İBN-İ ÖMER'DEN MEVRÎ HADÎS-İ ŞERÎFİ Abdullâh b. Ömer Şöyle demiştir: Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem'den işittim, buyurdu ki: Her birerleriniz râî (yâni elinin altında ne varsa onu lâyıkiyle muhâfaza ve sıyânetle mükellef)dir ve her birerleriniz elinin altındakinden mes'uldür. Devlet adamları birer râîdir ve raiyyesinden mes'uldür. İnsan ehl(u ayâl)inin râîsidir ve raiyyesinden mes'uldür. Kadın, kocasının evinin râîsi (yâni muhâfızı)dır. Hizmetkâr efendisine âid malın râîsidir ve elinin altındakinden mes'uldür. -Râvî ki, İbn-i Ömer, yâhud ondan rivâyet eden oğlu Sâlim İbn-i Abdillâh'tır- Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem'in bir de: "İnsan babasına âid malın râîsidir ve elinin altındakinden mes'uldür" buyurduklarını zannediyorum, der. (Elhâsıl) her birerleriniz râî ve her birerleriniz raiyyesinden mes'uldür. 487

CUM'A BAHSİ Yıkanmak İĞTİSÂL HAKKINDA EBÛ HÜREYRE HADÎSİ Ebû Hüreyre O hadîsi ki -biraz evvel (478) inci olarak geçmişti- Bu (tarikten olan) rivâyette şöyle bir ziyâde (de) vardır: (Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem Efendimiz biraz sükût buyurduktan sonra) "Her yedi günde bir gün iğtisâl edip başını ve bütün cesedini yıkamak (Cum'a'ya giden) her (bâliğ) müslüman üzerine (Allâh'ın) bir hakkıdır" buyurdu. 488

CUM'A BAHSİ Cuma günü yıkanmak;Yıkanmak İĞTİSÂL HAKKINDA HAZRET-İ ÂİŞE RİVÂYETİ Ümmü'l-mü'minîn Âişe Şöyle demiştir: (Ahd-i Celîl-i Risâlet-Penâhî'de) nâs (gerek Medîne'ye yakın) menzillerinden ve (gerek) avâlîden Cum'a'da nevbetleşe hazır olup (sırtlarında yün aba olarak) toz toprak içinde gelirlerdi ki, toz toprak vücudlarına sinip bedenlerinden ter (kokusu) çıkardı. (Bir def'a) Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem benim yanımda iken bunlardan biri (yâhud bir takımları) huzûruna geldi. Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem: "Bâri bu gün yıkansanız!" buyurdu. 489

CUM'A BAHSİ Cuma günü yıkanmak;Yıkanmak İĞTİSÂL HAKKINDA HAZRET-İ ÂİŞE RİVÂYETİ Ümmü'l-mü'minîn Âişe Şöyle demiştir: (Zamân-ı saâdette) halk kendi işlerini kendi gören takımdan idiler. Cum'a'ya gittikleri vakit de (iş zamanlarındaki hal ve hey'etleri ne ise) o hâl ve hey'etleri ile giderlerdi. (Bundan dolayı) kendilerine: "Keşki yıkansanız" buyuruldu. 490

CUM'A BAHSİ Cuma vakti CUM'ANIN VAKTİ HAKKINDA ENES İBN-İ MÂLİK HADÎSİ Enes b. Mâlik Şöyle demiştir: Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem Cum'a'yı Güneş (batıya) meylettiği zamanda kıldırdı. 491

CUM'A BAHSİ Cuma vakti CUM'ANIN VAKTİ HAKKINDA ENES İBN-İ MÂLİK HADÎSİ Enes b. Mâlik Şöyle demiştir: Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem (Efendimiz) namazı, soğuk şiddetlendiği zamanlarda erken kıldırır, şiddetli sıcaklar bastığında serinlik vaktine te'hir buyururdu. Râvî, (Enes'in namazdan) kasdettiği ma'nâ Cum'a (namazı)dır, diyor. 492

CUM'A BAHSİ  CUM'ANIN FAZILETİ HUSÛSUNDA EBÛ ABS'İN HADÎSİ Ebû Abs (Abdurrahmân İbn-i Cebr-i Ensârî) Ravi'nin (salât-ı) Cum'a'ya giderken: "Nebî salla'llâhu aleyhi ve sellem'in: Her kimin ayakları Allah yolunda toza bulanırsa o(nun vücûdu) nu Allâhu Teâlâ Cehennem (ateşin) e harâm eder, buyurduğunu işittim" dediği (sened-i sahîh-i muttasıl ile) rivâyet olunmuştur. 493

CUM'A BAHSİ Oturanı kaldırmamak CUM'ANIN ÂDÂBI HAKKINDA İBN-İ ÖMER HADÎSİ Abdullâh b. Ömer Şöyle demiştir: Bir kimsenin (bir Müslüman) kardeşini oturduğu yerden kaldırmasını ve oraya oturmasını Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem (Efendimiz) nehiy buyurdu. (Râvî Nâfi'a:) "Bu, (salât-ı) Cum'a'da mı?" diye soruldu. (Nâfi':) "Cum'a'da da, başkasına da" cevâbını verdi. 494

CUM'A BAHSİ Cuma ezanı CUM'A EZÂNININ İLK VAKTİ HAKKINDA SÂİB İBN-İ YEZÎD HADÎSİ Sâib b. Yezîd Şöyle demiştir: Cum'a günü (Cum'a) nidâsı, (ezânı) ilkin Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem ile Ebû Bekr ve Ömer (radiya'llâhu anhümâ) zamanlarında iman minbere oturduğ vakit başlardı. Osmân (radiya'llâhu anh halîfe) olup nâs da (Medîne'de) çoğalınca Zevrâ'da (okunan) üçüncü nidâyı, (ezânı) ilâve etti. 495

CUM'A BAHSİ Cuma ezanı CUM'A EZÂNININ İLK VAKTİ HAKKINDA SÂİB İBN-İ YEZÎD HADÎSİ Sâib b. Yezîd (Bundan evvelki rıvâyetini te'yid ettikten sonra) şöyle demiştir: Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem'in (Cum'a ezânını okuyan) birden ziyâde müezzini yoktu. Cum'a günü ezân okunması da imam minbere oturduğu vakitte olurdu. 496

CUM'A BAHSİ Müezzinin söylediklerini tekrar MUÂVİYE İBN-İ EBÎ SÜFYÂN'IN EZAN HADÎSİ Muâviye b. Ebî Süfyân (Sened-i sahîh-i muttasıl ile) rivâyet olunmuştur ki, Muâviye İbn-i Ebî Süfyân radiya'llâhu anhümâ bir Cum'a günü minbere oturmuş. Müezzin: ... demiş. Muâviye de: ... demiş, (Müezzin:) ... demiş. Muâviye: ... yâni: Buna ben de şehâdet ederim, demiş. (Müezzin:) ... demiş. Muâviye (yine) ... demiş. (Müezzin:) ezânı bitirince Muâviye: "Ey nâs, ben Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem'in bu makamda (yâni minber üzerinde) oturur ve müezzin ezân okurken benden işittiğiniz (bu) sözleri buyurduğunu işittim." demiş. 497

CUM'A BAHSİ Namaz bitince imâmın cemâate dönmesi SEHL İBN-İ SA'D'İN MİNBER-İ NEBEVÎ HADÎSİ Sehl b. Sa'd (Yine) Sehl İbn-i Sa'd (-i Sâidî) radiya'llâhu anhümâ'nın minber hakkındaki hadîsi ki (yukarıda (447) inci olarak) geçmişti (o rivâyette) Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem (Efendimiz'in) minber üzerinde namaz kıldıkları ve (esnâ-yı salâtta) geri geri gittikleri zikredilmişti. Bu rivâyette (ise Sehl radiya'llâhu anh): "Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem namazdan çıkınca nâsa dönüp: Ey nâs, bu (gördüğünüz) şeyleri bana uyasınız ve benim namazımı öğrenesiniz diye yaptım" buyurdu" sözlerini ziyâde etmiştir. 498

CUM'A BAHSİ Hz. Peygamber'in mu'cizeleri MİNBER ÎMÂLİ VE HAZRET-İ RESÛL'ÜN CUM'ADA ŞİMDİKİ GİBİ İKİ HUTBE ÎRÂD BUYURDUKLARI Câbir b. Abdullâh Şöyle demiştir: Bir hurma kütüğü vardı ki, Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem (Efendimiz hutbe esnâsında) onun üzerinde dururdu. Kendisi için minber kurulduğunda (bu) kütükten, gebe develerin iniltisine benzer sesler (çıktığını) işittik. Tâ ki, Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem (minberden) inip de elini üzerine koyunca (sustu). 499

CUM'A BAHSİ Cuma namazı ve hutbesi MİNBER ÎMÂLİ VE HAZRET-İ RESÛL'ÜN CUM'ADA ŞİMDİKİ GİBİ İKİ HUTBE ÎRÂD BUYURDUKLARI Abdullâh b. Ömer Şöyle demiştir: Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem (Efendimiz) -(tıpkı) sizin şimdi yaptığınız gibi- (ilk) hutbesini ayakta îrâd buyurur, sonra otururdu. Ba'dehû (tekrar ikinci hutbe için) ayağa kalkardı. 500

CUM'A BAHSİ Hırs HİTÂBETİN ÂDÂB VE ERKÂNI Amr b. Tağlib Şöyle demiştir: (bir def'a) Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem'e (Bahreyen'den) bir (çok) mal, yâhud bir (çok) seyb (üserâ) gönderilmişti. Onu taksim buyurdu. (Taksim ederken) birtakım kimselere atıyye verdi de bir takımlarına (hiç) aldırmadı. (Sonra) haber aldı ki (atıyyesiz) bıraktığı kimseler ıtâb ediyorlar. Bunun üzerine (hutbeye çıkıp) Allâhu Teâlâ'ya hamd, sonra senâ etti. Ondan sonra (da) : Vallâhi ben aldırmadığım kimseyi atıyye verdiğim kimseden ziyâde sevip dururken (yine) birine atıyye verip (sevdiğime hiç) aldırmadığım olur. Lâkin (şu var ki) bir takım kimselere, kalplerinde ceza' ve helâ' (yâni sabırsızlık ile hırs ve tama') gördüğüm için (kendilerine mal) verdim. Bâzı kimseleri de Allâhu Teâlâ'nın, kalblerinde yarattığı gınâ (-yi nefsî) ve hayr (-ı cibillî) ye havâle eder(ek mahrum bırakır)ım. Amr İbn-i Tağlib de bunlardan biridir. Râvî Amr İbn-i Tağlib (radiya'llâhu anh) der ki: Vallâhi o kadar (sevindim ki) Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem'in bu (taltifkârâne) sözüne bedel bütün dünyâya mâlik olmayı gönlüm istemez. 501

CUM'A BAHSİ Hz. Peygamber'in "emmâ be'du" kullanması HİTÂBETDE BESMELE, HAMDELE, TASLİYYEDEN SONRA Ebû Humeyd Ensârî-i Sâidî Ebû Humeyd (Ensârî-i) Sâidî radiya'llâhu anh'den, Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem'in (bir gün) ba'de'z-zuhr namazdan sonra (hutbeye) kalkıp teşehhüde ve Allâhu Teâlâ'ya ehli olduğu sözlerle (hamd ü) senâda bulunduğu, ondan sonra da ... buyurduğu (sened-i sahîh-i muttasıl ile) rivâyet edilmiştir. 502

CUM'A BAHSİ Cuma namazı ve hutbesi HAZRET-İ RESÛL'ÜN SON HUTBELERİ Abdullâh b. Abbâs Şöyle demiştir: Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem (bir gün mübârek) sırtında büyük bir ridâ olarak (sarınıp) bürünmüş ve (mübârek) başını boz bir sarık ile bağlamış olduğu halde minbere çıktı ki, bu (hutbe îrâdı için minbere) son oturması oldu, Allâhu Teâlâ'ya hamd ü senâ etti. Sonra: Ey nâs, yakına gelin" buyurdu. (Sahâbe-i Kirâm) etrâfına toplandılar. Ondan sonra buyurdu ki: (Biliniz) bu Ensâr cemâati (günden güne) azalacaklar, (başka) kimseler ise çoğalacaklardır. Binâenaleyh Muhammed salla'llâhu aleyhi ve sellem ümmetinden her kim her hangi bir şey üzerine sâhib-i vilâyet olup da bir kimseye zarar vermeğe veya menfaat eriştirmeğe kudret-yâb olacak olursa onlardan iyilik edenlerin iyiliğini kabûl, kötülük edenlerin seyyiesini affetsin. 503

CUM'A BAHSİ Cuma namazı ve hutbesi HAZRET-İ RESÛL'ÜN SON HUTBELERİ Câbir b. Abdullâh Şöyle demiştir: Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem (Efendimiz) cum'a günü hutbe îrad buyururken biri mescide geldi: (Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem:) "Filân, sen namaz kıldın mı?" diye sordu. O da "Hayır" dedi. (Bunun üzerine:) "(Öyle ise) kalk da namaz kıl" buyurdu. 504

CUM'A BAHSİ Yağmur duâsı HAZRET-İ ENES'İN RESÛL-İ EKREM'İN HUTBEDE İSTİSKÂLARINA DÂİR HADÎSİ Enes b. Mâlik Şöyle demiştir: (Bir def'a) Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem zamânında nâs bir kıtlığa müptelâ oldu idi. Bir cum'a günü Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem hutbe îrâd buyururken A'râbînin biri ayağa kalkıp: "Yâ Resûla'llâh, mallar helâk oldu. Çoluk çocuk da aç kaldı bize duâ buyur" de(ye niyâz et)di. Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem (mübârek) ellerini kaldırdı ki, (o sırada) gözümüze gök yüzünde hiçbir bulut parçası görünmüyordu. Nefsim yed-i kudretinde olan Zât-ı Ecell-ü A'lâ'ya kasem olsun ki, bulutlar dağlar gibi (gök yüzünü) istilâ etmedikçe o (mübârek) ellerini indirmedi ve (yağmur yağmadan) minberinden inmedi. (Minberden inerken mübârek) sakalına doğru yağmur (tânelerin)in yuvarlandığını gördüm. O gün, ertesi gün, daha ertesi gün.. tâ öteki Cum'aya kadar (hep) üzerimize yağıp durdu. (Ertesi Cum'a) yine o A'râbî (Enes radiya'llâhu anh'in dediğine göre) yâhud bir başkası ayağa kalkıp: "Yâ Resûlâ'llâh, (artık) binâlar yıkıldı. Mallar da (suda) boğul(mağa başla) dı. Bize duâ buyur" de(ye istirham et)di. (Bunun üzerine Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem yine mübârek) ellerini kaldırdı. Ve: "İlâhî, etrâfımıza (yağdır), üzerimize değil" di(ye duâ buyur)du. (Bunu söylerken de mübârek) eliyle hangi cihetteki buluta işâret buyurdu ise (orası) açıldı ve Medîne (üstü açık) bir alan gibi oldu. Kanat vâdîsi bir ay mütemâdiyen aktı ve her hangi cihetten kim geldiyse bol bol yağmur yağdığından bahsetti. 505

CUM'A BAHSİ Cuma hutbesini dinlemek EBÛ HÜREYRE'NİN ESNÂ-YI HUTBEDE SÜKÛT HADÎSİ Ebû Hüreyre Şöyle demiştir: Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem (Efendimiz): "Cum'a günü imam hutbe (îrâd) ederken arkadaşına (yalnız) dinle desen (yine) lâğvetmiş olursun" buyurdu. 506

CUM'A BAHSİ Cumanın fazîleti CUM'A GÜNÜNDE SÂAT-İ İCÂBET Ebû Hüreyre Şöyle demiştir: Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem (bir gün) Cum'adan bahs buyuruyordu (da): "Onda bir saat vardır ki hiçbir abd-i Müslim, namazda bulunup ve o sâate rast getirip Allâhu Teâlâ'dan bir şey dilemez ki, Allâhu Azze ve Celle ona (dileğini) bahşetmesin" buyurdu. (O sâatin) kısa olduğunu anlatmak için (mübârek) eli ile (ve baş parmağını orta ve adsız parmaklarının iç tarafına basarak) işâret buyurdu. 507

CUM'A BAHSİ  CUMA SURESİ 11 NOLU ÂYET-İ KERÎMESİNİN SEBEB-İ NÜZÛLÜ HAKKINDA CÂBİR HADÎSİ Câbir b. Abdullâh Şöyle demiştir: (Bir def'a) biz Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem ile birlikte (Cum'a) namazı kılarken (Şam tarafından) yiyecek yüklü bir kârbân geldi. (Cemâat birer birer) kâfileye doğru yönelip on iki kişi kalıncaya kadar hep dağıldılar. Şu: ... âyet-i kerîmesi işte bunun üzerine nâzil oldu. 508

CUM'A BAHSİ Evlerde kılınan nâfile namazın fazîleti CUM'A FARZINDAN EVVEL VE SONRAKİ NAMAZLAR HAKKINDA İBN-İ ÖMER HADÎSİ Abdullâh b. Ömer Şöyle demiştir: Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem öğlen namazından evvel iki ve ondan sonra (yine) iki, akşam (namazın)dan sonra da Hâne-i saâdetinde iki rek'at namaz kılardı. Yatsı (namazın)dan sonra (kezâlik) Hâne-i saâdetinde iki rek'at kılardı. Cum'a (namazın)dan sonra ise (Mescid-i Şerîf'den Hâne-i saâdete) teşrîf etmeden (namaz) kılmazdı. (Lâkin sonra) iki rek'at kılardı. 509


SALÂT-İ HAVF BAHSİ

 Cephede namaz;Korku namazı SALÂT-İ HAVFİN SÜRET-İ EDÂSI HAKKINDA ABDULLÂH İBN-İ ÖMER HADÎSİ Abdullâh b. Ömer Şöyle demiştir: Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem ile birlikte Necid tarafına müteveccihen gazâya gitmiştim. Düşmanın hizâsına geldik. Onlara karşı saflarımızı düzdük. (Namaz vakti gelince) Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem Efendimiz bize, kıldırmak üzere namaza durdu. Bir kısım (Ashâb) da onunla berâber (namaza) durdular diğer kısım (ise) yönünü düşmana çevirdi. Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem kendisiyle birlikte olanlarla berâber rükûa vardı ve iki (def'a) secde etti derken (berâber namaz kılanlar henüz) kılmamış olan tâifenin yerlerine gittiler. Ötekilr de gelip Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem'in arkasında durdular. Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem onlarla berâber (de) rükûa varıp iki secde etti. Sonra selâm verdi. (Ondan sonra) o iki tâifenin her biri (nöbetleşe namaza) durup kendi hesaplarına birer kere rükûa varıp ikişer secde ettiler. 510

SALÂT-İ HAVF BAHSİ Cephede namaz;Korku namazı KORKU ÇOK OLURSA HAYVAN ÜSTÜNDE YÂHUD YAYA OLARAK KILINMASI Abdullâh b. Ömer Başka bir rivâyette, Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem'den naklen: "Düşman daha çok (olup da korku daha ziyâde) olursa yaya ve süvâri olarak (ayakta ve hayvan üstünde) namaz kılsınlar" demiştir. 511

SALÂT-İ HAVF BAHSİ Benî Kureyza Gazâsı ABDULLÂH İBN-İ ÖMER'İN BENÎ KUREYZA SEFERİ HAKKINDAKİ HADÎSİ Abdullâh b. Ömer Şöyle demiştir: Ahzab'dan dönünce Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem: "Hiçbir kimse (niz) ikindiyi Benû Kureyza'ya varmadıkça kılmasın" buyurdu. (Oraya gidenlerin) bâzıları yolda iken İkindi vakti girdi. (vakit çıkmaya yaklaşınca içlerinden) bâzıları: "Oraya varmadıkça (namazı) kılmayız", (diğer) bâzıları (da): "Hayır, biz kılarız. Bizden taleb olunan bu (dediğiniz) değildir" dediler. Sonra bu (işi) Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem'e arzettiler. İçlerinden hiçbirine darılmadı. 512

Sahih-i Buhari Bölüm 5

Bölüm 5

İYDEYN BAHSİ

 Bayram;Kahramanlık oyunları (spor) BAYRAMLARDA MESERRET IZHÂRI ŞEÂİR-İ DİNDEN OLDUĞUNA DÂİR HAZRET-İ ÂİŞE HADÎSİ Ümmü'l-mü'minîn Âişe Şöyle demiştir: (Bir def'a Minâ günlerinde yâni Kurban bayramının ilk üç günlerinden birinde) Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem yanıma girdi. Karşımda "Buâs" ezgilerini (def çalarak) okuyan iki kız vardı. Yatağına uzanıp (mubârek) yüzünü çevirdi. (Derken) Ebû Bekir radiya'llâhu anh girdi. "(Bu ne hâl?) Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem'in yanında şeytan mizmarı mı?" diyerek beni azarlardı. (Bunun üzerine) Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem ona dönüp: "Onlara ilişme" buyurdu. (Babamın zihni başka bir şeyle) meşgûl olunca kızlara işâret ettim (onlar da) çıktılar. Yine bir bayram günü idi ki (o gün) siyâhîler kalkan mızrak (oyunu) oynuyorlardı. (Bilmem) ya ben, Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem'den (bakmağa) izin istedim (de muvâfakat buyurdu), yâhud (kendiliğinden): "Bakmak istiyor musun?" di(ye sor)du. "Evet" dedim. (Bunun üzerine) beni arkasında yanağım yanağına (değecek) vechile ayak üstü durdurup (Habeşîlere): "Haydin (devâm edin) Erfide oğulları" buyurdu. Nihâyet (seyretmekten) usandığımda: "Artık yeter mi?" diye sordu "Evet" dedim "(Öyle ise) git!" buyurdu. 513

İYDEYN BAHSİ Ramazan bayramında tatlı yemek MUSALLÂYA ÇIKMAZDAN EVVEL TATLI YEMEK SÜNNET OLDUĞUNA DÂİR ENES HADÎSİ Enes b. Mâlik Şöyle demiştir: Salla'llâhu aleyhi ve sellem (iyd-i) fıtır günü bir kaç (dâne) hurma yemeden (bayram) namaz (ın)a çıkmazdı. Yine (Enes radiya'llâhu anh'den) diğer rivâyette bunları tek (adedli) olarak yerdi, diyor. 514

İYDEYN BAHSİ Bayram namazı hutbesi;Kurban İBTİDÂ BAYRAM NAMAZI KILMAK, SONRA KURBAN KESMEK, SÜNNET OLDUĞUNA DÂİR BERÂ' İBN-İ ÂZİB HADÎSİ Berâ' b. Âzib Şöyle demiştir: Nebiyy-i Ekrem RS'den (Kurban bayramı) hutbe (sini) söylerken işittim: "Bu günümüzde bizim için ilk yapılacak şey, namaz kılmaktır. Ondan sonra (evlerimize) dönüp kurban kesmek olacaktır. Her kim (böyle) yaparsa sünnetimize muvâfık iş görmüş olur." 515

İYDEYN BAHSİ Kurban kesme vakti BERÂ' RADİYA'LLÂHU ANH'İN BAYRAM NAMAZINDAN EVVEL KESİLEN HAYVANIN KURBAN OLMAYACAĞINA DÂİR HADÎSİ Berâ' b. Âzib Şöyle demiştir: Nebiyy-i Ekrem RS Kurban bayramı günü bize hutbe îrâd buyurup: "Her kim bizim (bu) namazımızı kılıp (ondan sonra) keseceğimiz kurbanı keserse kurban (sünnetin)'e muvâfık iş yapmış olur. Her kim de namazdan evvel kurbanını keserse, namazdan evvel (kesilmiş olup kurban olmıya gayr-ı sâlih) olmuş olur ve onun kurban'dan ecri olmaz" buyurdu. Bunun üzerine Berâ' (İbn-i Âzib'in) dayısı Ebû Bürde İbn-i Niyâr (ayağa kalkıp) dedi ki: Yâ Resûla'llâh, ben davarımı namazdan evvel kurban etmiş bulundum. Bu günün yeme içme günü olduğunu bildim de davarımın evimde boğazlanan ilk davar olmasını arzu ettim. (Bu maksatla) davarımı boğazlayıp namaza gelmeden evvel sabah taâmımı ettim. (Resûlullâh RS:) "Senin (bu) davarın (kurban davarı değil) yalnız (yenecek) et davarıdır" buyurdu. Bunun üzerine (Ebû Bürde): "(Öyle ise) yâ Resûla'llâh, bizim henüz yaşına basmamış dişi bir çepişimiz vardır ki, bence iki davardan daha iyidir (onu kesecek olursam) benim için bu (kadarı) yeter mi?" diye sorunca (RS): "Evet, (lâkin) senden sonra hiçbir kimse için yetmiyecektir" buyurdu. 516

İYDEYN BAHSİ Bayram namazı hutbesi EBÛ SAİD-İ HUDRÎ'NİN BAYRAMDA HUTBENİN NAMAZDAN SONRA OKUNACAĞINA DÂİR RİVÂYETİ Ebû Saîd-i Hudrî Şöyle demiştir: Resûlullâh RS (iyd-i) fıtır ile (iyd-i) adhâ günlerinde musallâya çıkardı. İlk başladığı şey namaz olurdu. Sonra (namazdan) çıkıp cemâat (oldukları hey'ette) saflarında otururken ayakta onlara dönüp kendilerine va'z buyurur, vesâyâda bulunur ve (ne emredecek ise) emrederdi. (Hattâ o esnâda) kimleri (gazâ için bir tarafa) gönderecek olur ise gönderir, yâhud (başka) bir şeyin yapılmasını emredecek olursa eder ve (ondan) sonra (musallâdan) avdet buyururdu. Ebû Saîd (-i Hudrî radiya'llâhu anh) der ki, nâs (sünnete muvâfık olarak) hep böyle yapıp (yâni namazı hutbeye takdîm edip) dururlarken ya bir (iyd-i) ahdâ, ya bir (iyd-i) fıtır gününde Mervân ile birlikte (musallâya) çıktım, o zaman Mervân Medîne emîri idi. Musallâya vardığımızda bir de baktım ki (orada) Kesîr İbni's-Salt'ın binâ ettirdiği bir minber var. Mervân, namazı kıldırmadan minbere çıkmaya davranmaz mı? (Mâni' olmak için) elbîsesinden yakaladım. Çekiştik. (Nihâhet) o (benden kurtulup) minbere çıktı ve namazdan evvel hutbeyi îrâd etti. Ona: "Vallâhi siz (Sünnet-i Resûlü) tağyir etmiş oldunuz" dedim. "Yâ Ebâ Saîd, senin o bildiğin şey (artık) gitti, (hükmü kalmadı)" dedi. Ben de "Benim bildiğim şey (dediğine göre) bilmediğim şeyden vallâhi daha hayırlıdır" dedim. Bunun üzerine "Namazdan sonra nâs (bizi dinlemek üzere) karşımıza oturmıyacakları için (hutbeyi) ben namazdan evvele aldım" cevâbını verdi. 517

İYDEYN BAHSİ Bayram namazı BAYRAM NAMAZI EZANSIZ VE KÂMETSİZ KILINDIĞI HAKKINDA İBN-İ ABBÂS VE CÂBİR HADÎSİ Abdullâh b. Abbâs Şöyle demişlerdir: (Ahd-i Celîl-i Nebevî'de) ne (iyd-i) fıtır gününde, ne de (iyd-i) adhâ gününde (bayram namazı için) ezân okunmazdı. 518

İYDEYN BAHSİ Bayram namazı hutbesi BAYRAMDA NAMAZ, HUTBEDEN EVVEL OLDUĞU HAKKINDA İBN-İ ABBÂS HADÎSİ Abdullâh b. Abbâs Şöyle demiştir: Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem ile, Ebû Bekr, Ömer ve Osmân (radiya'llâhu anhüm) ile birlikte namazında bulundum. Hepsi (de) namazı hutbeden evvel kılarlardı. 519

İYDEYN BAHSİ  ZİLHİCCE'NİN ON GÜNÜNÜN FAZİLETİNE DÂİR İBN-İ ABBÂS RİVÂYETİ Abdullâh b. Abbâs Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem'in: "Başka günlerin hiç birinde (içinde bulunduğumuz) şu on gündeki amellerden daha efdal hiçbir amel yoktur" buyurduğunu ve: "Cihad da mı (daha efdal değil?)" denmesine karşı: "(Evet,) cihad da, meğer ki bir kimse nefsini (Allah yolunda) muhâtaraya atıp (kendisine âid ne mal, ne nefis) hiçbir şeyi geri getiremez olursa, (işte onun ameli bunlardan da efdaldir)" cevâbını verdiğini (sened-i muttasıl ile) rivâyet etmiştir. 520

İYDEYN BAHSİ Telbiye TELBİYENİN KEYFİYYETİNE DÂİR ENES İBN-İ MÂLİK HADÎSİ Enes b. Mâlik (Müşârün-ileyhden): "Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem ile berâber iken nasıl yapardınız?" (diye) telbiye (nin keyfiyyetin) den suâl olundukta şöyle demiştir: İstiyen lebbeyk derdi ki, inkâra uğramazdı; istiyen de tekbîr alırdı da (yine) inkâra uğramazdı. (Yâni hiçbir kimse kendisine niçin telbiye ediyorsun, yâhud niçin tekbîr alıyorsun? demezdi). 521

İYDEYN BAHSİ Kurban NAHR-İ ŞER'Î VE ZEBH-İ ŞER'Î Abdullâh b. Ömer Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem (kurban edilecek hayvanı) musallâda nahir veya zebih buyurduğu (sened-i muttasıl ile) rivâyet olunmuştur. 522

İYDEYN BAHSİ Bayram namazına gidiş BAYRAM NAMAZINA GİTME VE GELMENİN ÂDÂBINA DÂİR CÂBİR HADÎSİ Câbir b. Abdullâh Şöyle demiştir: Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem bayram günü olunca (musallâya gitmek için) başka (oradan dönmek için de başka) yol ihtiyar buyururdu. 523

İYDEYN BAHSİ  FEVTEDİLEN BAYRAM NAMAZININ HÜKMÜ Ümmü'l-mü'minîn Âişe Yine (Mescid-i Şerifte oyun oynayan) Habeşliler hakkında (Ümmü'l-mü'minîn) Âişe (radiya'llâhu anhâ) hadîsi ki evvelce (513 üncü olarak) geçmişti. Bu rivâyetde (ise) şu ziyâde vardır: "Âişe (radiya'llâhu anhâ) dedi ki: Habeşlileri Ömer koğmağa kalkdı da Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem (Ömer'e): "Bırak onları!" (ve Habeşlilere:) Keyfinize bakın benî Erfide! buyurdu" ziyâdesi vardır. 524

VİTİR BAHSİ

 Gece namazı (teheccüt);Teheccüd VİTİR NAMAZININ VAKTİ VE SÛRET-İ EDÂSI HAKKINDA İBN-İ ÖMER HADÎSİ Abdullâh b. Ömer Şöyle demiştir: Biri Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem'den gece (kılınan nâfile) namaz(ının kaç rek'at kılınacağı)nı sordu. Buyurdu ki: Gece (nin nâfile) namazı ikişer ikişerdir. Her hanginiz sabah vaktin(in girdiğin) den şübhe ettiği zaman bir tek rek'at kılar ki (bu tek rek'at evvelce) kılmış olduklarını tekleştirir. 525

VİTİR BAHSİ Gece namazı (teheccüt);Teheccüd RESÛL-İ EKREM'İN SALÂT-İ LEYLİNE DÂİR HAZRET-İ ÂİŞE HADÎSİ Ümmü'l-mü'minîn Âişe (Urve İbn-i Zübeyr) şöyle rivâyet etmiştir: (Ümmü'l-mü'minîn) bana haber verdi ki Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem on bir rek'at kılardı. Namazı -ki (Ümmü'l-mü'minîn'in) murâdı gece namazı idi- işte bu idi. O (namazın içi)nde (öyle) secdeleri var idi ki (hiç) başını kaldırmadan her birinizin elli âyet okuyacağı kadar dururdu ve (sonunda) sabah namazından evvel iki rek'at kıldıktan sonra (mübârek) sağ yanı üzerine yatardı. Tâ müezzin (sabah namazının vaktini haber vermek için) gelinceye kadar (o hâl üzere kalırdı). 526

VİTİR BAHSİ Vitir namazı VİTİR HAKKINDA HAZRET-İ ÂİŞE'NİN DİĞER HADÎSİ Ümmü'l-mü'minîn Âişe Şöyle demiştir: Gecenin her vaktinde Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem vitir kılmışdır. (Son vakitlerindeki) vitri ise (gecike gecike) seher vaktine müntehî olmuştu. 527

VİTİR BAHSİ Devamlı ibâdet;Vitir namazı VİTİRE DÂİR İBN-İ ÖMER HADÎSİ Abdullâh b. Ömer Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem'in: "Öyle yapınız ki, geceleyin namazınızın sonu vitir olsun" buyurduğunu rivâyet etmiştir. 528

VİTİR BAHSİ Binit üzerinde namaz;Vitir namazı HAZRET-İ RESÛL'ÜN DEVE ÜZERİNDE VİTİR KILDIKLARINA DÂİR İBN-İ ÖMER HADÎSİ Abdullâh b. Ömer "Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem, deve üzerinde vitir kılardı" dediği rivâyet olunmuştur. 529

VİTİR BAHSİ Kunut duâsı RÂKİBEN KILINAN NAMAZIN HÜKMÜ;KUNUT DUÂLARI Enes b. Mâlik (Sened-i muttasıl ile) rivâyet olunmuşdur ki, "Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem sabah (namazında) kunut duâsını okudu mu?" diye soruldu. O da: "Evet" dedi. (Bunun üzerine kendisine:) "Rükû'dan evvel mi kunut buyurdu?" diye soruldu. (O da:) Az müddet sürmek üzere "Rükû'dan sonra" cevâbını verdi. 530

VİTİR BAHSİ Kunut duâsı KUNUTUN VAKTİ VE MAHALLİNE DÂİR ENES İBN-İ MÂLİK HADÎSİ;KUNUT DUÂLARI Enes b. Mâlik Yine (sened-i muttasıl ile) rivâyet olunmuştur ki, ravi'ye kunut hakkında sual îrâd edildi. (Enes radiya'llâhu anh:) "Vaktiyle kunut vardı" cevâbını verdi. (Tekrar) soruldu ki: (Kunut) rükû'dan evvel mi idi, (yoksa) sonra mıydı?" (Enes radiya'llâhu anh:) "Evvel idi" cevâbını verdi. (Bunun üzerine kendisine) "(Ya) filân bana haber verdi ki, sen rükû'dan sonra idi demişsin, buna ne dersin?" diye suâl olundu. (Bunun üzerine:) "Yanlışı var, Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem rükû'dan sonra yalnız bir ay kunut buyurdu. Takrîben yetmiş kişiye varan ve kendilerine kurrâ' nâmı verilen birtakım kimseleri müşrikînden bir kavmin nezdine göndermişlerdi ki (o kurrâ' adeden) ötekilerin dûnunda (oldukları için onların eliyle helâk olmuş) idiler. O müşrikler ile Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem beyninde (mün'akid) bir ahid de vardı. Zannediyorum (ki kunut bundan dolayı idi) Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem bir ay o müşrikler aleyhine duâ buyurarak kunut etti. 531

VİTİR BAHSİ Kunut duâsı KUNUT DUÂLARI;MAĞRİBDE VE FECİRDE KUNUTA DÂİR ENES İBN-İ MÂLİK HADÎSI Enes b. Mâlik Yine (Sened-i muttasıl ile), kunutun (vaktiyle) akşam ile sabah (namazların) da olduğu rivâyet olunmuştur. 532


İSTİSKÂ BAHSİ

 Yağmur duâsı İSTİSKÂNIN MEŞRÛİYYETİ;İSTİSKÂNIN ÂDÂBI;İSTİSKÂNIN HUTBESİ Abdullah İbn-i Zeyd Şöyle demiştir: Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem istiskâ etmek üzere (musallâya) çıkdı ve (mübârek) ridâsını tahvîl etdi. Yine Abdullâh İbn-i Zeyd radiya'llâhu anh'den olan (diğer) bir rivâyetde: "İki rek'at (namaz) da kıldırdı" denilmiştir. 533

İSTİSKÂ BAHSİ Hz. Peygamber'in müşriklere bedduâsı İSTİSKÂDA İSLÂM LEHİNE, KÜFFÂR ALEYHİNE DUÂ-İ NEBEVÎ'YE DÂİR RİVÂYET Ebû Hüreyre Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem'in müstad'afîn-i ehl-i îmân lehine ve Mudar (küffârı) aleyhine duâ-yı Nebevîlerine dâir mervî olan hadîs (ki evvelce 449 uncu olarak) geçmişti. (Buradaki) rivâyetin sonunda (Ebû Hüreyre radiya'llâhu anh) Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem'in: "Gıfâr'a Allah mağfiret etsin, Eslem ile de barışık gitsin" (diye duâ) buyurduğunu da (ziyâde olarak) söylemiştir. 534

İSTİSKÂ BAHSİ Hz. Peygamber'in müşriklere bedduâsı BU HUSÜSDA İBN-İ MES'ÛD HADÎSİ Abdullâh b. Mes'ûd Şöyle demiştir: Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem (Hicretden evvel) nasda (yâni Kureyş'de İslâm'a karşı) aleyhdarlık (olduğunu) görünce: "İlâhî, (bunlara) Yûsuf (Aleyhi's-selâm)ın yedi (kıtlık) seneleri gibi yedi (yıl) musallat et" diye duâ buyurdu. Öyle bir kaht (belâsına) uğradılar ki, her şeyi (kökünden) aldı (kuru toprakdan başka bir şey bırakmadı.) O derecede ki, (her çeşit hayvan) derisi, ölü hayvan (etleri), hem de kokmuşlarını ye(meğe başla)dılar. Onlardan biri gök yüzüne bakınca (ziyâde) açlıkdan (gözleri ortalığı) duman (kaplamış gibi) görürdü. Ebû Süfyân (radiya'llâhu anh) Resûl-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem'in nezdine geldi de. "Yâ Muhammed, sen Allâh'a tâatı ve sıla-i rahmi emredip duruyorsun. Kavmin ise helâk oldu (gitdi) artık onlar için (bir) duâ et" dedi. Allah Azze ve Celle Hazretleri ... buyurdu. Batşe (-i kübrâ) Bedir günü (olanı) dır demek ki Dühân da, Batşa da; Lizam da, Âyet-i Rûm da (zuhûr etmiş ve) geçmiş. 535

İSTİSKÂ BAHSİ Yağmur duâsı EBÛ TÂLİB'İN HAZRET-İ RESÛL İLE İSTİSKÂ BUYURMALARI HAKKINDA RİVÂYET Abdullâh b. Ömer Şöyle demiştir: Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem'in (Medîne'de minbere çıkıp) istiskâ buyurduğunu ve daha inmesine mahal kalmadan bütün olukların gürül gürül aktığını görünce mübârek vech-i şerîflerine baka baka şâirin: ... sözünü -ki, (râvî, Abdullâh İbn-i Dînâr-ı Adevî'nin dediği üzere) Ebû Tâlib'in kelâmıdır- nice def'alar yâdetmişimdir. 536

İSTİSKÂ BAHSİ  HAZRET-İ ÖMER'İN ABBÂS İBN-İ ABDİ'L-MUTTALİB İLE TEVESSÜL EDEREK İSTİSKÂSI Enes b. Mâlik Şöyle demiştir: Halk kıtlığa dûçâr olduklarında, Ömer İbn-i Hattâb radiya'llâhu anh (Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem'in amm-i mükerremi) Abbâs İbn-i Abdi'l-Muttalib radiya'llâhu anh ile (tevessül ederek) istiskâ eder ve: "İlâhî, bizler (eyyâm-ı hayâtında) Peygamberimiz salla'llâhu aleyhi ve sellem ile tevessül ederek Sen'den niyazda bulunurduk da bize yağmur (lar) ihsân edersin. (Şimdi de) Peygamberimiz'in amm (-i muhterem) i ile tevessül ederek Sen'den niyâz ediyoruz bize (yine) yağmur ihsân et" diye duâ eylerdi. (Râvî Enes radiya'llâhu anh) der ki: (Bu duâyı edince) iskâ olunurlardı. 537

İSTİSKÂ BAHSİ Yağmur duâsı ENES İBN-İ MÂLİK'İN RİVÂYETİ Enes b. Mâlik Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem ayakta hutbe îrâd buyururken Mescid(-i Şerîf)'e girip zât-ı Akdes-i Risâlet-Penâhîlerinden yağmur duâsı niyâzında bulunan kimseye dâir hadîs ki, (Buhârî'de) çok tekerrür etmiştir. Bu (radaki) rivâyetde ise [505 inci hadîsin ilk kısmında olduğu gibi duâ-yı Nebevî'yi müteâkıben hemen kuvvetli bir yağmurun başladığını söyledikten sonra Enes radiya'llâhu anh] şöyle demişdir: Altı gün artık güneş (yüzü) göremez olduk. Sonra öbür cum'a günü (yine) Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem ayakta hutbe îrâd buyururken (yine) o kapıdan biri girip ve (muvâcehe-i Nübüvvet-Penâhî'de) ayakta durup: "Yâ Resûla'llâh, hayvanlar helâk oldu, yollar da kapandı. Allâhu Teâlâ'ya, duâ buyur da artık bu yağmurları dindirsin" dedi. (Enes radiya'llâhu anh der ki:) Bunun üzerine Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem mübârek ellerini kaldırdı ve: "İlâhî, etrâfımıza (yağsın,) üzerimize değil. İlâhî, bayırlara, dağlara, (büklere), tepelere, dere içlerine ve otlaklara yağdır" diye duâ buyurdu. Bunun üzerine (hemen) yağmur kesildi. Ve (namazdan) çıktığımızda güneşte yürüdük. [Hadîsi, Enes radiya'llâhu anh'den rivâyet eden Şerîk İbn-i Abdillâh dedi ki: İkinci hafta gelen adam, evvelki hafta gelen adam mıydı? diye Enes'den sordum. Bilmiyorum dedi]. 538

İSTİSKÂ BAHSİ Yağmur duâsında elleri kaldırmak ENES İBN-İ MÂLİK'İN RİVÂYETİ Enes b. Mâlik Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem'in (istiskâda) mübârek ellerini kaldırıp (üç kerre): ... diye duâ buyurduğu (sened-i sahîh ile) rivâyet olunmuştur. 539

İSTİSKÂ BAHSİ Yağmur duâsı HAZRET-İ RESÛL'ÜN İSTİSKÂDA TAHVÎL-İ RİDÂ BUYURDUĞUNA DÂİR ABDULLÂH İBN-İ ZEYD HADÎSİ Abdullah İbn-i Zeyd Ravi'nin (ebvâb-ı) istiskâdaki hadîsi ki, 533 üncü olarak geçmişti. Bu rivâyette ise: "(Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem mev'ızadan fâriğ olup duâya başlarken sağ tarafına dönüp mübârek) arkasını nâsa çevirdi ve kıbleye karşı durarak duâ buyurdu. Sonra ridâ-yı şerîfini tahvil buyurarak bize iki rek'at (namaz) kıldırdı (ki bu iki rek'atte) cehren okudu" demiştir. 540

İSTİSKÂ BAHSİ Yağmur duâsında elleri kaldırmak ENES İBN-İ MÂLİK RİVÂYETİ Enes b. Mâlik Şöyle demiştir: Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem hiçbir duâsında (mübârek) ellerini yukarıya kaldırmazdı, meğer ki istiskâ (duâsında) ola. (Bunda mübârek ellerini) koltuklarının beyazı görününceye kadar kaldırdı. 541

İSTİSKÂ BAHSİ Yağmur duâsı;Yağmur yağarken duâ etmek YAĞMUR ESNÂSINDAKİ DUÂ-İ NEBEVÎ Ümmü'l-mü'minîn Âişe Şöyle demiştir: Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem yağmurlar (ın yağdığın)ı görünce: ... di(ye duâ ede)rdi. 542

İSTİSKÂ BAHSİ Hz. Peygamber'in ümmetine şefkati ŞİDDETLİ RÜZGÂRDAN TEESSÜR-İ NEBEVÎ Enes b. Mâlik Şöyle demiştir: (Her ne zaman) şiddetli bir rüzgâr esse ondan dolayı Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem'in (mübârek) yüzünde (nâhoşluk eseri derhal) belli olurdu. 543

İSTİSKÂ BAHSİ Rüzgâr İBN-İ ABBÂS'IN HADÎSİ Ümmü'l-mü'minîn Âişe  544

İSTİSKÂ BAHSİ  İBN-İ ÖMER'İN HADÎSİ Abdullâh b. Ömer (Sened-i sahîh-i muttasıl ile) rivâyet olunduğuna göre (bir def'a) Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem: "İlâhî Şamımızda, Yemenimizde bize bereket ihsân et" diye duâ buyurdu. Bâzı kimseler: "Necdimizde de" (diye) niyazda bulundular, (Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem tekrar:) "ilâhî Şamımızda, Yemenimizde bize bereket ihsân et" buyurdu. Onlar (yine:) "Necdimizde de" deyince: "Zelzeleler, fitneler işte oradadır. Şeytanın karni (yâni hizb ve ümmeti) de orada çıkacaktır" buyurdu. 545

İSTİSKÂ BAHSİ Gaybı ancak Allah bilir İBN-İ ÖMER'İN «MEFÂTÎH-İ GAYB = MUGAYYEBÂT-I HAMS» HADÎSİ Abdullâh b. Ömer Şöyle demiştir: Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki: Gayb'ın anahtarları beş (dâne) dir ki, onları Allâhu Teâlâ'dan başkası bilemez. Yarın ne olacağını (Allah'dan başka) hiçbir kimse bilemez. (Ana) rahimleri(n)de ne(ler) bulunduğunu (Allah'dan başka) hiçbir kimse bilemez. Hiçbir nefs yarın (hayr ü şer) ne kazanacağnı bilemez. (Kezâ) hiçbir nefs hangi tarzda öleceğini bilemez. (Allah'tan başka) hiç bir kimse de yağmurun ne zaman geleceğini bilemez. 546

KÜSÛF BAHSİ

 Güneş tutulması ve namazı;Güneş ve ay Allâh'ın âyetleridir AHD-İ NEBEVÎ'DE GÜN TUTULMASI VE HAZRET-İ RESÛL'ÜN KÜSÛF NAMAZI HAKKINDA EBÛ BEKRE HADÎSİ Ebû Bekre Nufey' b. Hâris Şöyle demiştir: (Bir def'a) Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem'in yanında idik. (Derken) güneş tutuldu. Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem (acele ile ve) ridâ-yı şerîfini ardından sürükleye sürükleye (kalkıp yürüdü) ve (Mescid-i Saâdet'e) girdi. Biz de girdik. Güneş zulmetten sıyrılıncaya kadar (orada) bize iki rek'at (namaz) kıldırdı. Sonra: "Güneş ile ay hiçbir kimsenin mevtinden dolayı münkesif olmaz. (Bunların böyle münkesif olduklarını) gördüğünüzde başınıza gelen bu hâl zâil oluncaya kadar (hemen) namaza durup duâya koyulunuz" buyurdu. Yine Ebû Bekre radiya'llâhu anh'den gelen bir rivâyete nazaran: "Lâkin Allâhu Teâlâ bu iki âyet ile kullarını tahvîf (etmeği murad) eder." buyurulmuştur. Küsûf hadîsi Buhârî'de çok tekerrür etmiştir. Nitekim Mugîre İbn-i Şu'be radiya'llâhu anh'den gelen bir rivâyette şöyle denilmiştir: Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem'in zamânında (necl-i mükerremleri) İbrâhîm (salevâtu'llâhi ve teslîmâtühû aleyhi ve alâ ebîhi) vefât ettiği gün güneş tutuldu. Halk: "Güneş İbrâhim'in mevtinden dolayı tutuldu" dediler. Bunun üzerine salla'llâhu aleyhi ve sellem: "Güneş ile ay hiçbir kimsenin ne mevtinden, ne hayâtından dolayı tutulmazlar" (Bunu) görünce (hemen) namaza durup Allâh'a duâya koyulun" dedi. 547

KÜSÛF BAHSİ Güneş tutulması ve namazı;Güneş ve ay Allâh'ın âyetleridir HAZRET-İ RESÛL'ÜN HUSÛF NAMAZININ KEYFİYYETİ VE HITÂBET-İ NEBEVİYYE HAKKINDA HAZRET-İ ÂİŞE'NİN HUSÛF HADÎSİ Ümmü'l-mü'minîn Âişe Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem'in zamân (-ı saâdet-nişân) ında (bir def'a) güneş tutuldu idi. Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem halka namaz kıldırdı. (Şöyle ki) namaza durdu ve kıyâmı uzattı sonra rükû' buyurdu ve rükûu uzattı sonra (rükû'dan) kalktı ve ve kıyâmı (yine) uzattı ise de bu (ikinci) kıyâmı evvelki kıyamdan az (sürmüş) idi sonra (yine) rükûa varıp rükûu uzattı ise de bu (ikinci) rükûu evvelki rükûudan kısarak idi sonra secdeye varıp sücûdu uzattı sonra ikinci rek'atta da ilk rek'atta yaptığı gibi yaptı sonra güneş açılmış olduğu halde namazdan çıktı. (Ondan sonra hazır olan) nâsa karşı hutbe îrâd buyurdu. (Bu hutbede) Allâhu Teâlâ'ya hamd ü senâ ettikten sonra. "Şüphe etmeyiniz ki, şems ile kamer Allâh'ın âyetlerinden iki râyettir. (Bunlar) hiçbir kimsenin ne mevti, ne de hayâtı için münhasif olmazlar. Bunu (yâni bunlardan birinin inhisâfını) gördüğünüzde (hemen) Allâh'a duâya koyulun, tekbîr alın, namaz kılın, sadaka verin" buyurdu. Sonra da buyurdu ki: Ey ümmet-i Muhammed, Allâh'a kasem olsun ki kulunun veya câriyesinin zinâ edişinden dolayı Allâhu Teâlâ kadar kıskanç olan hiçbir kimse yoktu. Allâh'a kasem olsun ki, benim bildiğimi bilseniz az güler, çok ağlardınız. 548

KÜSÛF BAHSİ Güneş tutulması ve namazı AHD-İ NEBEVÎ'DE SALÂT-İ KÜSÛF İÇİN MESCİD-İ SAÂDETE DA'VET VUKÛUNA DÂİR ABDULLÂH B. AMN'İN HADÎSİ Abdullâh b. Amr b. Âs Şöyle demiştir: Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem'in ahd(-i saâdetler) inde gün tutulduğunda ... diye nidâ edildi. 549

KÜSÛF BAHSİ Kabir azâbındar Allah'a sığınmak HAZRET-İ ÂİŞE'NİN AZÂB-İ KABİR HADÎSİ Ümmü'l-mü'minîn Âişe Bir Yahûdi karısı tese'ül etmek üzere (nezdine) gelip ona: "Allah(u Teâlâ) seni kabir azâbından korusun (diyerek duâ etmiş) bunun üzerine Âişe (radiya'llâhu anhâ) Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem'e: "İnsanlar kabirlerinde azâba giriftâr edilirler mi?" diye sormuş. Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem de: "Ondan (yâni kabir azâbından) Allâh'a sığınırım" buyurmuş. Ümmü'l-mü'minîn bundan sonra küsûf hadîsini zikredip sonunda da: "Sonra (Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem) kabir azâbından sığınmaya Ashâbına fermân buyurdu" demiştir. 550

KÜSÛF BAHSİ Cehennem azâbı;Cennet nîmetleri;Güneş tutulması ve namazı;Kadınlar;Nankörlük KÜSUF NAMAZINDA ZÂT-İ RİSÂLET'E CENNET'İN ARZ OLUNDUĞUNA DÂİR İBN-İ ABBÂS HADÎSİ Abdullâh b. Abbâs (da) küsûf bahsini uzun uzadıya zikrettiği rivâyet olunmuştur. (Müşârün-ileyh bu hadîste küsûf namazını ta'rîf ettikten) sonra şöyle demiştir: ...dediler ki: Yâ Resûlâ'llâh, (namaz içinde) durduğun yerden (görmediğimiz) bir şeye elinle uzandığını gördük sonra (yine namaz içinde irkilip geri geri geldiğini) gördük. Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem: "(Evet) ben cenneti gördüm ve bir (üzüm) salkımına elimle uzandım. Eğer o salkımı ben ele geçirebilseydim dünyâ bâkî kaldıkça ondan yerdiniz (de tükenmezdi). Âteş (-i cahîm) i de gördüm (lâkin) ömrümde bugün gördüğüm kadar çirkin, berbat hiçbir manzara görmemiştim. Cehennem'in ekser ahâlîsini de kadınlar olarak gördüm" buyurdu. "Yâ Resûla'llâ, ne sebeble (kadınlar buna müstahak oluyorlar?)" diye sordular. (Cevâben:) "Küfürleri sebebiyle" buyurdu. "Allâh'a îmân mı etmiyorlar?" (diye tekrar sordular). "Kocalarına karşı (küfrân-ı ni'met) ederler. İyiliğe karşı (küfrân-ı ni'met) ederler. (İçlerinden) birine dünyâ dünyâ oldukça iyilik etsen de sonra senden (marzîsine muhâlif ufacık) bir şey görse (hemen) senden hiçbir hayır görmedim ki der" buyurdu. 551

KÜSÛF BAHSİ Güneş tutulması ve namazı;Köle âzad etmek KÜSUF SIRASINDA VÜCÛH-İ BİRRE MÜDÂVEMETE DÂİR ESMÂ BİNT-İ EBÎ BEKR HADÎSİ Esmâ' b. Ebî Bekr Şöyle demiştir: Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem küsûf-ı şems dolayısiyle (rakabe) âzâd etmeği ferman buyurdu. 552

KÜSÛF BAHSİ Allâh'a sığınmak;Güneş tutulması ve namazı;Güneş ve ay Allâh'ın âyetleridir EBÛ MÛSE'L-EŞ'ARÎ'NİN HUSÛF HADÎSİ Ebû Mûsâ el-Eş'arî Şöyle demiştir: (Asr-ı celîl-i Nebevî'de) güneş tutuldu. Bunun üzerine Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem (bu hâdise) saat (yâni kıyâmet alâmeti) olmasın korkusiyle belinleye belinleye (yerinden) kalkıp Mescid(-i Şerîf) e geldi. O zamâna kadar (başka hiçbir namazda) ömrümde görmediğim uzun kıyam(lar) rükû' (lar) sücûd (lar) la namaz kıldırdı ve (sonra umûma) buyurdu ki: Allâhu Teâlâ'nın irsâl ettiği bu âyetler hiçbir kimsenin ne ölmesinden, ne de hayâtından dolayıdır. Lâkin Allâhu Teâlâ bu âyetlerle kullarını tahvîf eder. Bu kabilden (korkunç) bir şey gördüğünüzde zikru'llâha, Allah'dan niyâza, Allâh'a karşı istiğfâra (koyulup) ilticâ ediniz. 553

KÜSÛF BAHSİ Güneş tutulması ve namazı HUSÛF NAMAZINDA CEHREDİLDİĞİNE DÂİR HAZRET-İ ÂİŞE'NİN RİVÂYETİ Ümmü'l-mü'minîn Âişe Şöyle demiştir: Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem salât-ı husûf'ta kırâetini cehren yaptı. Kırâetinden fâriğ olduğu vakit tekbîr alıp rükûa varırdı. Rükû'dan kalktığı vakit de ... buyurdu. Sonra salât-ı küsûf'ta tekrar kırâete başlardı (ki, iki Rek'at içinde dört rükû' ile dört secde (ederdi). 554

SÜCÛD-I KUR'ÂN BAHSİ

 Secde âyetleri «NECM» SÛRESİNDEKİ SECDEYE DÂİR ABDULLÂH İBN-İ MES'ÛD RİVÂYETİ Abdullâh b. Mes'ûd Şöyle demiştir: Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem Mekke'de (iken) ( ë aÛävá = Ve'n-Necm) sûresini okuyup bu (sûre-i şerîfe) nin sonunda secdeye vardı. Berâber olanlar da (mü'min ve müşrik) hep secdeye vardılar, yalnız bir ihtiyar (herif varmadı ki, o da) bir avuç çakıl veya toprak alıp alnına götürdü ve: "Bu kadarı bana yeter" dedi. İşte o kimseyi sonra (Bedir'de) kâfir olarak katlolunmuş gördüm. 555

SÜCÛD-I KUR'ÂN BAHSİ Secde âyetleri «SÂD» SÛRESİNDEKİ SECDEYE DÂİR ABDULLÂH İBN-İ ABBÂS RİVÂYETİ Abdullâh b. Abbâs (Şöyle rivâyet olunuyor). İbn-i Abbâs demiştir ki: "Sâd (secdesi), me'mûrun-bih secdelerden (ma'dûd) değildir. Halbuki ben, Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem'i bu sûrede secde eder gördüm." (Yine) İbn-i Abbâs radiya'llâhu anhümâ'nın: "Nebî salla'llâhu aleyhi ve sellem (sûre-i) Necm'i (kırâet) ile secde buyurdu" (sûretindeki) hadîsi de yakında (555 inci olarak) İbn-i Mes'ûd rivâyetinden (gelen hadîste) geçti. İbn-i Abbâs buradaki rivâyetinde: "Nebî salla'llâhu aleyhi ve sellem ile berâber Müslümanlar da, müşrikler de, cin de, ins de secde etti." (cümlesini) ziyâde eylemiştir. 556

SÜCÛD-I KUR'ÂN BAHSİ Secde âyetleri «NECM» SÛRESİNE DÂİR ZEYD İBN-İ SÂBİT RİVÂYETİ Zeyd b. Sâbit Şöyle demiştir: Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem'in huzûrunda (bir def'a) Ve'n-Necm (sûresini) okudum da sûre(nin sonun) da secde buyurmadı. 557

SÜCÛD-I KUR'ÂN BAHSİ Secde âyetleri İNŞİKAK SURESİ BİR NOLU AYETİNİN SECDEYE DÂİR EBÛ HÜREYRE RİVÂYETİ Ebû Hüreyre Rivâyet olunur ki, Ebû Hüreyre radiya'llâhu anh (bir namazda) ... (sûre-i şerîfesini) okuyup ondan dolayı secdeye varmış. Kendisine bu (secdenin sebebi) nedir? denilmiş. O da: "Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem'i (bu sûrede) secde etmiş görmeye idim secde etmezdim" demiş. 558

SÜCÛD-I KUR'ÂN BAHSİ Secde âyetleri AHD-İ NEBEVÎ'DE KALABALIKDA SECDENİN KEYFİYYETİNE DÂİR İBN-İ ÖMER RİVÂYETİ Abdullâh b. Ömer Şöyle demiştir: Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem (içinde) secde (âyeti) bulunan sûreyi bize okuyup secde buyururdu. Biz de (ona iktidâan) secde ederdik. O kadar (kalabalık ve sıkışık bir halde secde ederdik) ki bâzılarımız alnını koyacak yer bulamazdı. 559

TAKSÎR-İ SALÂT BAHSİ

 Seferî namazı FETİH SIRASINDA RESÛL-İ EKREM'İN MEKKE'DE ON DOKUZ GÜN İKÂMET VE KASR-I SALÂT BUYURDUKLARINA DÂİR İBN-İ ABBÂS'IN RİVÂYETİ Abdullâh b. Abbâs Şöyle demiştir: Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem (Mekke'de) on dokuz gün (ve gece) kasr(-ı salât) buyurarak ikâmet buyurdu. Biz de sefer ettiğimizde on dokuz gün (kalırsak) salâtı kasır, daha ziyâde kalırsak (devirde) itmâm ederiz. 560

TAKSÎR-İ SALÂT BAHSİ Seferî namazı HACCETÜ'L-VEDÂ'DA ON GÜN MEKKE'DE İKÂMET VE KASR-I SALÂT BUYURULDUĞUNA DÂİR ENES İBN-İ MÂLİK RİVÂYETİ Enes b. Mâlik Şöyle demiştir: Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem ile birlikte (hacc niyyetiyle) Medîne'den Mekke'ye çıktık. Medîne'ye döndüğümüz zamâna kadar (Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem bize akşam namazlarından başka namazları hep) ikişer rek'at kıldırdı. Enes radiya'llâhu anh'e: "Mekkede ikâmet ettiniz mi?" diye soruldu. "(Evet) on gün Mekke'de ikâmet ettik" dedi. 561

TAKSÎR-İ SALÂT BAHSİ Seferî namazı MİNÂ'DA KASR-I SALÂTA DÂİR İBN-İ ÖMER'İN RİVÂYETİ Abdullâh b. Ömer Şöyle demiştir: Minâ'da Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem ile, Ebû Bekr ile, Ömer ile, emâretinin evvellerinden Osmân (radiya'llâhu anhüm) ile birlikte (hep) ikişer rek'at kıldım. Sonradan (Osmân radiya'llâhu anh) namazı (dörde) itmâm etti. 562

TAKSÎR-İ SALÂT BAHSİ Seferî namazı MİNÂ'DA KASR-I SALÂTA DÂİR HÂRİSE İBN-İ VEHB'İN RİVÂYETİ Hârise İbn-i Vehb Şöyle demiştir: Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem Minâ'da en ziyâde emn (ve amân) içinde olduğu halde bize (namazı) iki rek'at olarak kıldırdı. 563

TAKSÎR-İ SALÂT BAHSİ  MİNÂ'DA HAZRET-İ OSMÂN'IN DÖRT REK'AT KILINMASI ABDULLÂH İBN-İ MES'ÛD'UN MÜNKER ADDETMESİ Abdullâh b. Mes'ûd Ravi'ye "Osmân (radiya'llâhu anh) Minâ'da (farzı) dört rek'at kıldırdı" denildiği zaman: "Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem'in ardında Minâ'da iki rek'at kıldım. Ebû Bekr (i's-Sıddîk) radiya'llâhu anh'in ardında Minâ'da iki rek'at kıldım. Ömer (İbn-i Hattâb) radiya'llâhu anh'in ardında da Minâ'da yine iki rek'at kıldım. (Derken yollarımız ayrıldı.) Ah, nasibim (o) dört rek'at olacağına kâşki (dergâh-ı İlâhîde) kabûl olunmuş iki rek'at olsa" demiştir. 564

TAKSÎR-İ SALÂT BAHSİ Sefer eden kadının yanında mahremi olması KADINLARININ YANINDA MAHREMİ BULUNMAKSIZIN BİR GÜN, BİR GECELİK MESÂFEYE SEFER ETMELERİNİN HÜRMETİNE DÂİR EBÛ HÜREYRE RİVÂYETİ Ebû Hüreyre Şöyle demiştir: Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem: "Allâh'a Âhiret gününe îmân eden bir kadına yanında bir mahremi olmaksızın bir gün, bir gecelik mesâfeye kadar sefer etmek helâl olmaz" buyurdu. 565

TAKSÎR-İ SALÂT BAHSİ Seferî namazı AKŞAM NAMAZININ ADEM-İ KASRINA DÂİR ABDULLÂH İBN-İ ÖMER HADÎSİ Abdullâh b. Ömer Şöyle demiştir: Gördüm ki, Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem (esnâ-yı seferde) acele sürüp gittiğinde akşam (namazın)ı te'hîr ederdi. (Konunca) onu üç rek'at kıldırıp selâm verirdi. Ondan sonra yatsı'yı ikâme edinceye kadar pek az bekleyip onu da iki rek'at kıldırır, selâm verirdi. Yatsı'dan sonra da gece ortasında kalkıncaya kadar (hiçbir nâfile) namaz kılmazdı. 566

TAKSÎR-İ SALÂT BAHSİ Binit üzerinde namaz;Nâfile namaz HAZRET-İ RESÛL'ÜN SEFERDE TETAVVUU RÂHİLE ÜZERİNDE KIBLENİN GAYRİ CİHETE KILDIKLARINA DÂİR HAZRET-İ CÂBİR HADÎSİ Câbir b. Abdullâh Şöyle demiştir: Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem (salât-i) tetavvuu hayvan üstünde iken (ve) kıbleden başka cihete (müteveccih olarak) kılardı. 567

TAKSÎR-İ SALÂT BAHSİ Binit üzerinde namaz BU BÂBDA ENES İBN-İ MÂLİK'İN RİVÂYETİ Enes b. Mâlik (Bir def'a) yüzü kıblenin soluna doğru olduğu halde bir merkeb üzerinde namaz kıldığı rivâyet olunmuştur. Kendisine: "Kıbleden başka cihete (dönerek) mi namaz kılıyorsun?" denilince: "Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem'i böyle yapar görmemiş olaydım ben de yapmazdım" cevâbını vermiştir. 568

TAKSÎR-İ SALÂT BAHSİ Seferî namazı ABDULLÂH İBN-İ ÖMER, RESÛL-İ EKREM'İN SEFERDE NÂFİLE KILDIĞINI GÖRMEDİM DİYOR Abdullâh b. Ömer Şöyle demiştir: Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem ile birlikte yolculuk ettim de seferde nevâfil kıldığını görmedim. Allâhu Teâlâ da: Muhakkak Resûlullâh size güzel bir nümûnedir" buyurdu. 569

TAKSÎR-İ SALÂT BAHSİ Binit üzerinde namaz SEFERDE TENEFFÜL HAKKINDA ÂMİR İBN-İ REBÎA'NIN İHTİLÂFI Âmir İbn-i Rebîa Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem'i seferde geceleyin nâfile namazını binid devesinin üzerinde ve (mübârek yüzü) devesi ne tarafa teveccüh ederse o tarafa doğru kıldığını (oğlu Abdullâh İbn-i Âmire) haber vermiştir. 570

TAKSÎR-İ SALÂT BAHSİ İki namazı birleştirmek;Seferî namazı HAZRET-İ PEYGAMBER'İN ÖĞLE İLE İKİNDİYİ, AKŞAMLA YATSIYI BİRLİKTE KILDIKLARINA DÂİR İBN-İ ABBÂS RİVÂYETİ Abdullâh b. Abbâs Şöyle demiştir: Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem (esnâ-yı seferde) yürüyüş üzere olduğu vakitte öğle ile ikindi namaz (lar) ını, (kezâlik) akşam ile yatsı'yı cem' buyururdu. 571

TAKSÎR-İ SALÂT BAHSİ Hasta namazı;Oturarak namaz SALÂT-İ MARÎZA DÂİR İMRÂN İBN-İ HUSAYN HADÎSİ İmrân İbn-i Husayn Şöyle demiştir: Bevâsîr illetine mübtelâ idim. Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem'den salât (-ı marîzın keyfiyetin)i sordum. "Ayakta kıl, gücün yetmezse oturarak, ona da gücün yetmezse yan yatarak kıl" buyurdu. 572

TAKSÎR-İ SALÂT BAHSİ Gusül;Oturarak namaz SON SENE-İ HAYÂTINDA HAZRET-İ RESÛL'ÜN TEHECCÜD NAMAZLARINI KEYFİYYET-İ EDÂSINA DÂİR HAZRET-İ ÂİŞE RİVÂYETİ Ümmü'l-mü'minîn Âişe Rivâyet olunmuştur ki, Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem'in gece namazını sin(n-i şerîf-i Risâlet-Penâhî) leri kemâle eresiye kadar hiçbir vakit oturarak kıldığını görmemiş. (Sinn-i şerifleri ilerledikten sonra ise) Kur'ân'ı oturarak okurmuş. Tâ ki, rükûa varmak dile(diği zaman geli)nce kalkıp otuz, kırk âyet (mikdârı) okuyup rükûa varırmış. 573

TAKSÎR-İ SALÂT BAHSİ Hasta namazı RESÛL-İ EKREM'İN TEHECCÜDÜNE DÂİR HAZRET-İ ÂİŞE'NİN DİĞER RİVÂYETİ Ümmü'l-mü'minîn Âişe Şöyle de demiştir: "Sonra ikinci rek'atta da evvelkisi gibi yapardı. Namazını bitirince bakardı: eğer ben uyanık olursam benimle görüşürdü. Şâyet uyur bulunursam (istirahat için) yan üstü uzanırdı" 574


TEHECCÜD BAHSİ

 Gece namazı (teheccüt);Hz. Peygamber'in duâları;Teheccüd RESÛLULLÂH SALLA'LLÂHU ALEYHİ VE SELLEM'İN TEHECCÜDE KALKTIKLARINDA OKUDUKLARI DUÂ HAKKINDA İBN-İ ABBÂS HADÎSİ Abdullâh b. Abbâs (İsnâd-ı sahîh) ile şöyle rivâyet edilmiştir: Abdullâh İbn-i Abbâs demiştir ki: Resûlullâh sallallâhü aleyhi ve sellem, gecenin bir kısmında teheccüd için kalkdıklarında (şöyle) duâ buyururdu: Yâ Rab! Her hamd Sen'in içindir. Sen, göklerin ve her yerin ve bunlardaki her şeyin dâimî müdebbirisin. Yine her hamd Sen'in içindir. Sen, göklerin ve her yerin ve bunlardaki her şeyih nûrusun, (bunları aydınlatırsın). Yine her hamd Sen'in içindir. Sen göklerin ve her yerin ve bunlarda bulunan her şeyin sâhibisin. Yine her hamd Sen'in içindir. Sen haksın, Sen'in va'din de haktır. (Âhirette) Sen'i görmek de haktır. Sözün haktır. Cennet'in de haktır. Cehennem'in de haktır. Peygamberlerin de haktır. Muhammed (sallâllâhü aleyhi ve sellem) de haktır. Kıyâmet günü de haktır. Yâ Râb! Ancak Sana itâat ettim, Sana inandım, Sana güvendim, Sana yöneldim, yalnız Sen'in (bürhanların)a dayanarak (düşmanlarla) mücâdele ettim. Aramızda yalnız Sen'i hakem kıldım. Yâ Râb! Önce işlediğim ve sonra işlerim sandığım, gizli yaptığım ve âşikâre işlediğim (bütün) günahlarımı bağışla!.. (Âhiret hayâtında beni) takdîm eden, (Dünyâ târihinde nübüvvetimi) te'hîr eden ancak Sen'sin. (Allâhım!) İbâdete lâyık tanrı yoktur, yalnız Sen varsın, yâhud Sen'den başka ibâdete lâyık tanrı yoktur. Hakîmâne tasarruf da, tam kuvvet de Allah ile kâimdir. 575

TEHECCÜD BAHSİ Gece namazı (teheccüt);Rüyâ;Teheccüd TEHECCÜD NAMAZININ FAZÎLETİ HAKKINDA ABDULLÂH İBN-İ ÖMER HADÎSİ Abdullâh b. Ömer İbn-i Ömer demiştir ki: "Nebî salla'llâhu aleyhi ve sellem'in sağlığında (Ashâb'dan) birisi bir düş gördüğü zaman onu Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem'e hikâye ederdi. Ben de bir düş görmek ve onu Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem'e arzetmek isterdim. (O sırada) ben, (erken) tâze bir gençdim. Ve Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem zamânının âdeti üzere mescidde uyurdum. Bir kere ben de rü'yamda gördüm ki: Gûyâ beni iki melek yakalayıp benimle Cehennem'e gittiler. Cehennem, kuyu duvarı gibi (taşla) örülmüş olarak göründü. Onun iki boynuz (gibi iki cenâh)ı vardı. Burada (Kureyş'ten) kendilerini iyice tanıdığım kimseler bulunuyordu. Şimdi ben: Cehennem'den Allâh'a sığınırım, demeğe başladım. (Bundan sonra) İbn-i Ömer demiştir ki: (Bu sırada) bize, başka bir melek mülâkî oldu. Ve bana korkma, dedi. Bu rü'yâmı (hemşîrem Ümmü'l-mü'minîn Hafsa'ya anlattım. Hafsa da Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem'e arzetti. Resûl-i Ekrem: Abdullâh ne iyi adamdır. Fakat gecenin bir kısmında (kalkıp da) namaz kılmağı âdet edinseydi, buyurmuş. Bundan sonra ben gecenin az bir kısmı müstesnâ olmak üzere geceleri uyumadım. 576

TEHECCÜD BAHSİ Gece namazı (teheccüt);Teheccüd RESÛL-İ EKREM'İN HASTALIK SEBEBİYLE BİR VEYÂHUD İKİ GECE TEHECCÜDE KALKMADIKLARINA DÂİR CÜNDEB İBN-İ ABDULLÂH HADÎSİ Cündüb b. Abdullâh "Nebi salla'llâhu aleyhi ve sellem bir ara keyifsizlendi de bir gece, yâhut iki gece (namaza) kalkmadı" dediği rivâyet edilmiştir. 577

TEHECCÜD BAHSİ  GECE NAMAZINA TEŞVÎK VE TERGÎBİ İHTİVÂ EDEN ALÎ İBN-İ EBÎ TÂLİB RADİYA'LLÂHU ANH HADÎSİ Alî b. Ebî Tâlib "Bir gece Nebî salla'llâhu aleyhi ve sellem'in kendisine ve Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem'in kızı Fâtıma'ya (Ziyâret için) geldiği ve siz namaz kılmaz mısınız? (diyerek teheccüd namazına teşvik) buyurduğu" rivâyet edilmiştir. (Aliyy-i Murtazâ rivâyetine devâmla demiştir ki:) Ben, yâ Resûla'llâh! Hayâtımız Allâhın yed-i kudretindedir, bizi uyandırmak dilerse uyandırır, dedim. Biz böyle cevab verince Resûlullâh geri döndü. Ve bana hiç cevab vermedi. Yalnız yüzünü bizden çevirirken Resûlullâh'ın (mübârek elini) dizine vurarak: (Umûmiyetle insanlar, ne de çok cidalci oluyor) buyurduğunu işittim. 578

TEHECCÜD BAHSİ Duha namazı (kuşluk namazı);Kuşluk namazı FARZ KILINIR DÜŞÜNCESİYLE RESÛL-İ EKREM'İN BÂZI NEVÂFİLİ TERKETTİKLERİNE DÂİR HAZRET-İ ÂİŞE HADÎSİ Ümmü'l-mü'minîn Âişe Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem'in, halk, onunla amel eder de üzerlerine farz kılınır korkusu ile işlemesini sevdiği bir kısım hayırlı işi (işlemeyip) bırakmak mûtâdı idi. Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem aslâ duhâ namazı da kılmamıştı. Duhâ namazını ancak ben kılardım. 579

TEHECCÜD BAHSİ Allâh'a kulluk vazifesi;Gece namazı (teheccüt);Teheccüd TEHECCÜDDE KADEM-İ SAÂDET-İ ŞİŞTİĞİ HAKKINDA MUGÎRE İBN-İ ŞU'BE HADÎSİ Muğîre b. Şu'be Mugîre demiştir ki: Nebî salla'llâhu aleyhi ve sellem (gece) namaz kılmak için iki ayağı, yâhut iki baldırı şişene kadar ayakta dururdu. Kendisine (Hazret-i Âişe tarafından: Yâ Resûla'llâh! Allah, senin işlenmiş ve işlenmesi farzedilmiş günahlarını mağfiret etmiştir. İbâdet husûsunda niçin bu kadar meşakkat ihtiyar ediyorsunuz?) denilirdi de, Resûl-i Ekrem: (Ben, bu gufrân-ı ilâhîye karşı gece namazı ile) şükreder bir kul olmıyayım mı? diye cevâb verir idi. 580

TEHECCÜD BAHSİ Savm-ı Dâvud DÂVUD ALEYHİ'S-SELÂM'IN TEHECCÜD NAMAZINA DÂİR ABDULLÂH İBN-İ AMR İBN-İ ÂS RİVÂYETİ Abdullâh b. Amr b. Âs Abdullâh İbn-i Amr'e, Nebî salla'llâhu aleyhi ve sellem demiştir ki: Allâhu Teâlâ'ya en sevimli olan namaz, Dâvud (aleyhi's-selâm)'ın namazıdır. Yine Allâhu Teâlâ'ya en sevimli olan oruç, Dâvud (Peygamberin) orucudur. Dâvud, gecenin yarısında uyurdu. Ve gecenin üçte birisinde namaz kılardı. Gecenin südüsünde yine uyurdu. Dâvud, bir gün oruc tutardı, bir gün de iftar ederdi. 581

TEHECCÜD BAHSİ Gece namazı (teheccüt);Hz. Peygamber'in gece ibâdeti;Teheccüd RESÛL-İ EKREM'İN TEHECCÜD ZAMÂNI HAKKINDA HAZRET-İ ÂİŞE HADÎSİ Ümmü'l-mü'minîn Âişe Resûl-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem'in en ziyâde hoşlandığı ibâdet, devamlı olandı. Âişe'ye: Resûlullâh gece namazına ne zaman kalkardı? diye sorulmuş, o da: Horoz sesini işitince kalkardı, diye cevab vermiştir. Bir rivayette de Âişe: Resûl-i Ekrem, horoz sesi işitince kalktı, müteâkıben namaz kıldı, demiştir. 582

TEHECCÜD BAHSİ Hz. Peygamber'in gece ibâdeti TEHECCÜDDEN SONRA RESÛL-İ EKREM'İN UYUDUKLARINA DÂİR HAZRET-İ ÂİŞE'NİN DİĞER BİR HADÎSİ Ümmü'l-mü'minîn Âişe Sehar vakti onu, benim yanımda muhakkak uyur bulunurdu. Hazret-i Âişe (onu zamîr-i gâibiyle), Nebî salla'llâhu aleyhi ve sellem'i kasdetmiştir. 583

TEHECCÜD BAHSİ Hz. Peygamber'in gece ibâdeti RESÛ-İ EKREM'İN GECE NAMAZINDA TATVİL-İ KIRÂAT BUYURDUĞUNA DAİR ABDULLAH İBN-İ MES'ÛD HADÎSİ Abdullâh b. Mes'ûd İbn-i Mes'ûd demiştir ki: Bir gece ben, Nebî salla'llâhu aleyhi ve sellem ile berâber namaz kıldım. Resûl-i Ekrem mütemâdiyen kâim idi. (Bir derecede ki) en sonu ben, fenâ bir iş işlemeyi kurdum. Ne düşündüm? diye İbn-i Mes'ûd'a soruldu. İbn-i Mes'ûd: İstedim ki, ben oturayım da, Nebî salla'llâhu aleyhi ve sellem'i (ayakta yalnız) bırakayım. 584

TEHECCÜD BAHSİ Gece namazı (teheccüt);Teheccüd RESÛL-İ EKREM'İN GECE NAMAZINI ONÜÇ REK'AT KILMAK İ'TİYÂDINDA OLDUKLARINA DÂİR İBN-İ ABBÂS HADÎSİ Abdullâh b. Abbâs "Nebî salla'llâhu aleyhi ve sellem'in namazı on üç rek'at idi" dediği rivâyet edilmiştir. İbn-i Abbâs (Bu namaz ile) gece namazı kasdetmiştir. 585

TEHECCÜD BAHSİ Gece namazı (teheccüt);Teheccüd;Vitir namazı RESÛL-İ EKREM'İN GECE NAMAZINI VİTİR NAMAZİYLE SABAH NAMAZININ SÜNNETİ DE DÂHİL OLDUĞU HALDE ONÜÇ REK'AT NAMAZ KILDIĞINA DÂİR HAZRET-İ ÂİŞE HADÎSİ Ümmü'l-mü'minîn Âişe Hazret-i Âişe demiştir ki: Nebî salla'llâhu aleyhi ve sellem gecenin (Bir kısmında) on üç rek'at namaz kılardı. Vitir namazı ile sabah namazının iki rek'at (Sünnet) i de bu sayıdan ma'dûd idi. 586


TERÂVİH NAMAZI

 Nâfile oruç RESÛL-İ EKREM'İN GECE NAMAZ VE UYKU HALLERİ HAKKINDA ENES İBN-İ MÂLİK HADÎSİ Enes b. Mâlik Hazret-i Enes demiştir ki: Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem her aydan (o kadar günlerde) oruç tutmaz idi ki, biz (onu artık) o ayın hiç bir gününde oruç tutmıyacak zanneder idik. (Halbuki sonra o, geri kalan günlerde tamâmen veya kısmen oruç tutardı). Yine Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem her aydan (o kadar günlerde) oruç tutar idi ki, biz onu artık orucu bırakmıyacak zannederdik. (Halbuki sonra o, geri kalan günlerde tamâmen veyâ kısmen iftar eder idi). Yine Resûl aleyhi's-selâm'ı geceden bir kısmında senin namaz kılar görmek istemen boşa çıkmaz idi. (Muhakkak namaz kılar görürdün). Uyur görmek istemen de boşa çıkmazdı, (muhakkak uyur görürdün). 587
TERÂVİH NAMAZI Gece namazı (teheccüt);Şeytanın insanı namazdan alıkoyması;Teheccüd NÂİMİN TEHECCÜDE UYANMAMASI İÇİN ŞEYTANIN FİTNE VE İHTİYÂLİNE DÂİR EBÛ HÜREYRE HADÎSİ Ebû Hüreyre Resûl-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem buyurmuştur ki: Sizin biriniz (gece) uyuyunca Şeytan onun boyun köküne üç düğüm düğümler. Her düğüm (yerine): "Senin için uzun bir gece vardır, rahat uyu" (diyerek eliyle) vurur. O kimse uyanıp (Kur'ân okuyarak, tesbîh ve tehlîl ederek) Allâh'ı anarsa, bir düğüm çözülür. Abdest alırsa, bir düğüm daha çözülür. Namaz da kılarsa, Şeytânın düğümlerinin hepsi çözülür. Artık o teheccüd sâhibi düğümü çözük ve gönlü hoş ve neş'eli bir halde sabâha dâhil olur. Fakat zikretmez, ve abdest alıp namaz kılmazsa gönlü kirli ve uyuşuk bir halde sabaha girer. 588
TERÂVİH NAMAZI Şeytanın insanı namazdan alıkoyması TEHECCÜDDEN GAFLET EDENLERİ ZEM VE TAHKÎR HAKKINDA ABDULLÂH İBN-İ MES'ÛD HADÎSİ Abdullâh b. Mes'ûd Abdullâh demiştir ki: Nebî salla'llâhu aleyhi ve sellem'in huzûrunda birisi anıldı. Ve bu adam sabâha kadar uykuya dalar, namâza kalkmaz denildi de, Resûlullâh: "Öyle ise bunun kulağına Şeytân işemiştir" buyurdu. 589
TERÂVİH NAMAZI Gece ibâdetinin fazîleti GECENİN SÜLÜS-İ ÂHİRİNDE FEYZ-İ HAKKIN DÜNYÂ SEMÂSINA NÜZÛLÜ HAKKINDA EBÛ HÜREYRE HADÎSİ Ebû Hüreyre Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğu rivâyet edilmiştir: Gecenin (üçte ikisi geçip de) son sülüsü kaldığında Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ (keyfiyyeti bizce meçhul bir halde) her gece dünyânın semâsına inerek buyurur ki: Hani bana kim duâ eder ki, onun duâsına icâbet edeyim! Benden kim hâcet ister ki, dileğini vereyim! Benden kim mağfiret diler ki, onu mağfiret edeyim! 590
TERÂVİH NAMAZI Gece namazı (teheccüt);Teheccüd RESÛL-İ EKREM'İN GECE NAMAZININ KEMMİYET VE KEYFİYETİ HAKKINDA ÂİŞE-İ SIDDÎKA RADİYA'LLÂHU ANHÂ'NIN İKİ HADÎSİ Ümmü'l-mü'minîn Âişe Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem'in gece namaz (ının keyfiyyet) inden sorulduğu, onun da (şöyle) cevâb verdiği rivâyet edilmiştir: Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem gecenin önünde uyurdu. Sonunda da kalkıp namaz kılardı. (Namazdan) sonra da yatağına döner, (girer) di. Ve müezzin ezân okumağa başlayınca (neş'e ile yerinden) sıçrardı. Şâyed kendisince bir ihtiyâç olursa gusül ederdi. Yoksa abdest alır ve (Mescid'e) çıkardı. 591
TERÂVİH NAMAZI Gece namazı (teheccüt);Teheccüd;Vitir namazı RESÛL-İ EKREM'İN KALB-İ ŞERÎFİ UYKUNUN BİZDEKİ GAFLETENGİZ TE'SÎRİNDEN TAMÂMEN MASÛN İDİ Ümmü'l-mü'minîn Âişe Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem'in Ramazan'daki (gece) namaz(ının kemmiyet ve keyfiyyet) inden sorulduğu, onun da (şöyle) cevâb verdiği rivâyet edilmiştir: Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem ne Ramazan'da, ne de Ramazan'ın gayri (geceler) de on bir rek'at üzerine ziyâde etmiş değildir. Resûl-i Ekrem (ibtidâ) dört (rek'at) kılardı. (Artık) o rek'atlerin güzelliğinden ve uzunluğundan sorma! (O, suâlden ve cevâbdan müstağnîdir). Sonra Resûl-i Ekrem dört (rek'at daha) kılardı. Bunların da güzelliğinden ve uzunluğundan sorma. Sonra üç (rek'at) kılardı. Hazret-i Âişe demiştir ki: Yâ Resûla'llâh! Vitir kılmazdan önce uyur musun? diye sordum. Resûl-i Ekrem: Yâ Âişe! Benim iki gözüm uyur, halbuki kalbim uyumaz, diye cevâb verdi. 592
TERÂVİH NAMAZI Gece ibâdetinin fazîleti;Kolaylık göstermek İBÂDETTE ŞİDDET İHTİYÂRININ KERÂHETİ HAKKINDA ENES İBN-İ MÂLİK RİVÂYETİ Enes b. Mâlik Enes İbn-i Mâlik demiştir ki: Nebî salla'llâhu aleyhi ve sellem (bir kere mescide) girmişti. Girince mescidin iki direği arasına bir ip çekilmiş olduğunu gördü. Bu ip nedir? diye sordu. Ashâb-ı Kirâm: Bu, Zeyneb'in ipidir. Zeyneb, (namazda ayakta durmaktan) yorulunca bu ipe tutunur, dediler. Nebî salla'llâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki: Hayır, (ibâdette böyle güçlük ihtiyâr edilmez). Bu ipi çözünüz. Sizin biriniz zinde ve münbesit oldukça namaz (ını ayakta) kılsın. Yorulunca da hemen otursun, (ve namazını oturduğu halde tamamlasın). 593
TERÂVİH NAMAZI Devamlı ibâdet;Gece namazı (teheccüt);Teheccüd TEHECCÜD İ'TİYÂDINI TERKETMENİN KERÂHETİ HAKKINDA ABDULLÂH İBN-İ AMR İBN-İ ÂS RİVÂYETİ Abdullâh b. Amr b. Âs İbn-i Amr demiştir ki: Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem bana: "Yâ Abda'llâh! Sen, filân kimse gibi olma. O, gece(nin bir kısmın) da namaza kalkardı. Sonra gece namâzını terkeyledi" buyurdu. 594
TERÂVİH NAMAZI Gece namazı (teheccüt);Gece namazı duâsı;Teheccüd TEHECCÜDE KALKARKEN OKUNMASI ME'SÛR OLAN DUÂ HAKKINDA ÜBÂDE İBN-İ SÂMİT RİVÂYETİ Ubâde b. es-Sâmit Nebî salla'llâhu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğu rivâyet edilmiştir: Her kim geceden (bir kısmında) bir taraftan öbür tarafa dönerek uyanır da müteâkıben: (lâ ilâhe illa'llâhu vahdehu lâ şerîke leh, lehü'l-mülkü ve lehü'l-hamd, ve hüve alâ küllî şey'in kadîr. El-hamdü li'llâh ve sübhâne'llâh, ve lâ ilâhe illâ'llâhu va'llâhü ekber. Ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh) deyip sonra: (Allâhümme'ğfir lî = Allâh'ım, beni yarlığa!) derse (mağfiret edilir). Yâhut duâ ederse, onun duâsına icâbet edilir. Abdest alıp namaz kılarsa, o da kabûl olunur. 595
TERÂVİH NAMAZI Gece namazı (teheccüt);Şiir söylemek;Teheccüd ABDULLÂH İBN-İ REVÂHA'NIN RESÛL-İ EKREM'İN TEHECCÜD HAYÂTINI VE FECİR VAKTİ ASHÂB-I KİRÂM ARASINDA KIRÂÂT-İ KUR'ÂN BUYURULMALARINI TASVÎR EDEN BİR ŞİİRİ Ebû Hüreyre Ebû Hüreyre, (bir kerre dostlarına) menkabeler anlatırken Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem'i de yâd ederek Resûl-i Ekrem'in, (Abdullâh İbn-i Revâha âtîdeki beyitleri inşâd ettiği sırada hüsn-ü şi'rini takdîr ederek:) Şüphesiz kardeşiniz bâtıl söz söylemez, buyurduğunu haber vermiştir. (Râvî Zührî demiştir ki:) Resûlullâh "kardeşiniz" söziyle İbn-i Revâha radiya'llâhu anh'i kasdetmiştir. (Kasîdenin tercemesi şöyledir:) "Tanyeri ağarıp fecr-i sâdık yükseldiği sırada (ne mutlu ki) Resûlullâh Kur'ân okuyarak aramızda bulunuyor. O, bize dalâletten sonra, hidâyet nûru göstermiştir. Gönüllerimiz O'na, (O'nun nübüvvet ve risâletine) tereddüdsüz inanmıştır. O Nebiyy-i Emîn, her ne ki teblîğ etti ise, muhakkak vâkı'dir. Müşriklere yatakları istiskal ederken, o Nebiyy-i Zî-şân, yanını firâş (-ı saâdet) inden uzaklaştırarak gecelerdi. 59
TERÂVİH NAMAZI Rüyâ RESÛL-İ EKREM'İN ABDULLÂH İBN-İ ÖMER'İ TEHECCÜDE TEŞVÎKİNE DÂİR İBN-İ ÖMER'İN BİR RİVÂYETİ Abdullâh b. Ömer İbn-i Ömer demiştir ki: Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem zamânında bir rü'yâ görmüştüm. Gûyâ elimde atlastan bir kumaş parçası bulunuyordu. Gûyâ, ben, Cennet'te bir yere gitmek istediğimde hemen o kumaş parçası (benimle) oraya uçardı. Yine (rü'yâmda) gördüm ki: Gûyâ iki (Melek) bana geldiler. İbn-i Ömer, hadîsin gerisini de anlatmıştır ki, o bakıyye-i hadîs, (yukarıda) geçmiştir. 597


İSTİHÂRE HADÎSİ VE DUÂSI

 İstihâre duâsı İSTİHÂRE NAMAZI VE DUÂSI HAKKINDA CÂBÎR İBN-İ ABDULLÂH RADİYA'LLÂHU ANHUMÂ HADÎSİ Câbir b. Abdullâh Hazret-i Câbir demiştir ki: Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem Kur'ân'dan bir sûre öğretir gibi (büyük küçük) işlerimizin hepsinde bize istihâre (duâsını) ta'lîm ederek buyurdu ki: Sizin biriniz, bir işe kalben azmettiğinde o kimse farz değil, (istihâre niyetiyle nâfile olarak) iki rek'at namaz kılsın. (Namazdan) sonra şöyle di (ye duâ et)sin: "Allâhümme" İnnî estahîrüke bi-ilmike ve estakdirüke bi-kudretike ve es'elüke min fadlike'l-azîm. Fe-inneke takdirü ve lâ akdiru ve ta'lemü ve lâ a'lemu ve ente allâmü'l-ğuyûb. Allâhümme! İn künte ta'lemü enne hâze'l-emre hayrün lî fî dînî ve meâşî ve âkıbeti emrî. Fakdürhü lî ve yessirhü lî. Sümme bârik lî fîh. Ve in künte ta'lemü enne hâze'l-emre şerrün lî fî dînî ve meâşî ve âkıbeti emrî. Fa'srifhü annî va'srifnî anhü. Va'kdür li'l-hayre haysü kâne. Sümme ardınî bih." DUÂNIN TERCEMESİ: Yâ Rab! (Hakkımda hayırlısını) bildiğin için Sen(in dergâh-ı inâyetin) den ben, hayırlısını (bildirmeni) dilerim. Ve (hayırlı cihete) gücün yetiştiğinden, Sen' (in hazîne-i lûtfun) dan beni kudretlendirmeni dilerim. Yâ Rab! Hayırlı olan cihetin tebyîn ve takdîrini Sen'in o büyük fazl (ve kerem) inden isterim. Allâh'ım! Sen'in (her şeye) gücün yeter, halbuki benim yetmez, Sen (her şeyi) bilirsin de halbuki ben bilmem. Muhakkak Sen, şuûrumuzdan uzak olan her şeyi de pek yakından bilirsin. Yâ Rab! Bilirsen (ki, bildiğinde hiç şüphe yoktur) şu azmettiğim iş dînime, dünyâ ve âhiretime taallûku cihetiyle (yâhut istihâre eden kimse dünyâ ve âhiret emrinde der) benim için hayırdır. Bunu bana mukadder kıl, (beni buna muvaffak kıl) ve bunu bana müyesser kıl. Sonra işlemeğe kudret bahşettiğin ve bana müyesser kıldığın bu işi, bana mübârek kıl, (hayr-ü bereketini arttır). Yine bilirsen (ki, bildiğinde hiç şüphe yoktur) şu azmettiğim iş dînime, dünyâ ve âhiretime taallûku i'tibâriyle (yâhut istihâre eden kimse dünyâ ve âhiret emrinde, der) benim için şerdir. Bu işi benden, beni (ve gönlümü) de bu işten çevir. Ve hayır, (zaman ve mekândan) her nerede ise o hayrı bana makdûr (ve müyesser) kıl. Sonra nefsimi, bu hayr-ı makdûre râzı kıl. Hazret-i Câbir demiştir ki: istihâre eden mü'min, (duânın "bu iş" diye kinâye tarîkıyle zikredilen her yerinde) hâcetini adiyle anar, (tasrîh eder). 598

İSTİHÂRE HADÎSİ VE DUÂSI Sabah namazının sünneti RESÛL-İ EKREM EFENDİMİZ'İN NÂFİLE NAMAZLAR ARASINDA SABAH NAMAZININ İKİ REK'AT SÜNNETİNE ŞİDDETLE MUHÂFAZAKÂR OLDUKLARINA DÂİR HAZRET-İ ÂİŞE HADÎSİ Ümmü'l-mü'minîn Âişe "Nebî salla'llâhu aleyhi ve sellem, nevâfilden hiç bir namâz hakkında sabah namâzının iki rek'at sünneti derecesinde şiddetle muhâfazakâr değildi" dediği rivâyet edilmiştir. 599

İSTİHÂRE HADÎSİ VE DUÂSI Sabah namazının sünneti RESÛL-İ EKREM'İN SABAH NAMAZININ SÜNNETİNİ EDÂ EDERKEAN KIRÂAT VE EF'ÂL-İ SALÂT CİHETİYLE TAHFİF BUYURDUKLARINA DÂİR HAZRET-İ ÂİŞE HADÎSİ Ümmü'l-mü'minîn Âişe Hazret-i Âişe demiştir ki: Nebî salla'llâhu aleyhi ve sellem sabah namâz (ının farz)ından evvelki o iki rek'at (sünnet)i, (kırâet ve ef'âl-i salât cihetiyle o kadar) hafifletirdi (ki) hattâ ben (gönlümde) kat'î olarak: acabâ Resûlullâh Fâtiha'yı okudu mu? der idim. 600

İSTİHÂRE HADÎSİ VE DUÂSI Duha namazı (kuşluk namazı);Kuşluk namazı;Nâfile oruç;Vitir namazı HAZARDA DUHÂ NAMAZI HAKKINDA EBÛ HÜREYRE HADÎSİ Ebû Hüreyre Kalbî dostum (Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem) bana üç şey vasıyyet etti. Bunları ölünceye kadar aslâ terketmem: Her aydan üç gün oruc (tutmak) (her gün iki rek'at) Duhâ namâzı (kılmak), vitir (namâzı) kılıp da uyumak. 601

İSTİHÂRE HADÎSİ VE DUÂSI Nâfile namaz RESÛL-İ EKREM'İN ÖĞLENİN FARZINDAN EVVEL DÖRT VE SABAH NAMAZININ FARZINDAN EVVEL İKİ REK'AT NÂFİLE KILMAĞI TERKETMEDİKLERİ HAKKINDA HAZRET-İ ÂİŞE HADÎSİ Ümmü'l-mü'minîn Âişe Nebî salla'llâhu aleyhi ve sellem'in öğle (namâzının farzı) ndan evvel dört (rek'at), sabah (namâzının farzın) dan evvel iki rek'at (tetavvu' kılmayı) terketmediği rivâyet edilmiştir. 602

İSTİHÂRE HADÎSİ VE DUÂSI Nâfile namaz AKŞAM NAMAZININ FARZINDAN EVVEL NÂFİLE KILINMASINA DÂİR ABDULLÂH-İ MÜZENÎ RİVÂYETİ Abdullâh-ı Müzenî Nebî salla'llâhu aleyhi ve sellem'in (üç def'a) akşam namâz (ının farz) ından evvel (iki rek'at nâfile namâz) kılınız buyurduğunu, üçüncüsünüde halkın bu namâzı, devâm edilmesi lâzım bir ibâdet telâkki etmesini hoşlanmıyarak: "İsteyen kılsın" dediğini, Resûl-i Ekrem'den (işidip) naklettiği rivâyet edilmiştir. 603


MEKKE VE MEDÎNE MESCİDLERİNDE KILINAN NAMAZIN FAZÎLETİ BÂBI

 Mescid-i Aksâ'nın fazîleti;Mescid-i Harâm'ın fazîleti;Mescid-i Nebî'nin fazîleti MESCİD-İ HARÂM, MESCİD-İ NEBÎ ALEYHİ'S-SELÂM VE MESCİD-İ AKSÂ'DAN BAŞKA HİÇBİR MESCİDE NAMAZ KILMAK İÇİN SEFER ETMEK CÂİZ OLMADIĞINA DÂİR EBÛ HÜREYRE HADÎSİ Ebû Hüreyre Şöyle rivâyet edilmiştir: Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem buyurmuştur ki: (Namaz ve ibâdet için) hiç bir mescide sefer edilmesi doğru değildir. (Ziyâde sevâb umarak) yalnız (şu) üç mescide sefer edilir: Mescid-i Harâm, Mescid-i Resûl (aleyhi's-selâm) ve Mescid-i Aksâ. 604


SEYYİDÜ'L-MÜRSELÎN SALLA'LLÂHU ALEYHİ VE SELLEM'İ ZİYÂRET

 Mescid-i Harâm'ın fazîleti;Mescid-i Nebî'nin fazîleti MEDÎNE'DE MESCİD-İ SAÂDET'TE KILINAN BİR NAMAZIN, MESCİD-İ HARAM MÜSTESNÂ OLMAK ÜZERE, DİĞER MESCİDLERDE KILINAN BİN NAMAZDAN HAYIRLI OLDUĞUNA DÂİR EBÛ HÜREYRE HADÎSİ Ebû Hüreyre Nebî salla'llâhu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğu rivâyet edilmiştir: Benim şu (Medîne'deki) mescidimde kılınan bir namâz, (Mekke'deki) Mescid-i Harâm müstesnâ olmak üzere, başka mescidlerde kılınan bin namazdan (ecr ü sevâb cihetiyle) hayırlıdır. 605

SEYYİDÜ'L-MÜRSELÎN SALLA'LLÂHU ALEYHİ VE SELLEM'İ ZİYÂRET Kuba Mescidini ziyâret KUBÂ MESCİDİNİN FAZÎLETİ HAKKINDA ABDULLÂH İBN-İ ÖMER HADÎSİ Abdullâh b. Ömer İbn-i Ömer, duhâ vakti namaz kılmazdı. Yalnız iki gündeki hâli bundan müstesnâ idi. (Bunun biri) Mekke'ye geldiği gündür. Çünkü İbn-i Ömer Mekke'ye duhâ vakti gelirdi. Müteâkıben (Beyt-i Şerîf'i) tavâf ederdi. Sonra da Makâm(-ı İbrâhîm)'in arka tarafında iki rek'at namaz kılardı. (Diğeri) Kubâ Mescidi'ne geldiği gündür. Çünkü İbn-i Ömer, her cumartesi günü Kubâ Mescidi'ni ziyârete gelirdi. Mescid'e girince oradan namaz kılmadan çıkmayı çirkin görürdü de nihâyet Mescid'de namaz kılardı. Ve Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem'in (her cumartesi günü) bu Kubâ mescidini yaya veyâhut binitli olarak ziyâret ettiğini (ve iki rek'at namaz kıldığını) haber verirdi. Ve yine der idi ki: dostlarımın nasıl ziyâret ettiklerini gördüm ise, ben de o sûretle ziyâret ederim, ve ben, gece veya gündüz herhangi saatte namaz kılan bir kimseyi namazından men' etmem. Şu kadar ki, onlar da (namaz için) güneşin doğduğu veyâhut battığı vakti intihâb etmesinler. 606

SEYYİDÜ'L-MÜRSELÎN SALLA'LLÂHU ALEYHİ VE SELLEM'İ ZİYÂRET Mescid-i Nebî'nin fazîleti EVİMLE MİNBERİM ARASI CENNET BAHÇELERİNDEN BİR BAHÇEDİR, BUYURULDUĞUNA DÂİR EBÛ HÜREYRE RİVÂYETİ Ebû Hüreyre Nebî salla'llâhu aleyhi ve sellem'den naklederek şöyle rivâyet edilmiştir: Nebî salla'llâhu aleyhi ve sellem buyurmuştur ki: Evimle minberim arasındaki sâha, Cennet bahçelerinden bir bahçedir. Minberim de (bana bahşedilen Kevser) havzımın üzerinde (kurulmuş bulunmakta) dır. 607


NAMAZDA İSTİÂNE BAHSİ

 Namazda istiâne (başka şeyle meşgul olmak) HABEŞE HİCRETİNDEN EVVEL NAMAZ İÇİNDE SELÂM VERİLİP ALINDIĞI HAKKINDA ABDULLÂH İBN-İ MES'ÛD RİVÂYETİ Abdullâh b. Mes'ûd İbn-i Mes'ûd demiştir ki: (İbtidâ-yi İslâm'da) Nebî salla'llâhu aleyhi ve sellem namazda iken biz kendisine selâm verirdik. O da (namazda olduğu halde) bize redd-i selâm ederdi. Vaktâ ki biz, (diyârına hicret ettiğimiz) Necâşî'nin yanından dönüp geldik. (Yine namazda) Resûl-i Ekrem'e selâm verdik. Fakat (bu def'a) Resûl-i Ekrem bize mukâbele etmedi. Ve: Namaz içinde (Allah ile) iştigâl-i azîm vardır" buyurdu. 608

NAMAZDA İSTİÂNE BAHSİ Namazda istiâne (başka şeyle meşgul olmak) NAMAZDA TEKELLÜM VE BAKARA 238 NOLU ÂYET-İ KERİMESİYLE TEKELLÜMÜN TAHRÎMİ Zeyd b. Erkam Sâbit olan bir rivâyette müşârün-ileyh demiştir ki: Muhakkak biz, Nebî salla'llâhu aleyhi ve sellem zamânında (Resûl-i Ekrem'in arkasında) namazda (iken) görüşürdük. Bizim birimiz (yanındaki) arkadaşına hâcetini söylerdi. En sonu [Ey mü'minler! Namazları ve (husûsiyle bunların) orta (sındaki) namazı muhâfaza ediniz. Ve (namazınızı) sükût ederek Allah için kılınız] âyet-i kerîmesi nâzil oldu da Resûl-i Ekrem bize (namazda) sükût etmemizi emir buyurdu. 609

NAMAZDA İSTİÂNE BAHSİ Namazda istiâne (başka şeyle meşgul olmak) NAMAZDA SECDE MAHALLİNDE BİR KERRE TESVİYYE-İ TURÂBIN CEVÂZINA DÂİR MUAYKIB RİVÂYETİ Muaykıb Nebî salla'llâhu aleyhi ve sellem'in (secdeye varırken) secde yerinin toprağını (eliyle) düzelten bir kimseye (hitâb ederek:) -Bir daha böyle tesviye-i türâba mecbûr olursan, bir def'a mesheyle! buyurduğu rivâyet edilmiştir. 610

NAMAZDA İSTİÂNE BAHSİ Kolaylık göstermek NAMAZDA KIBLEYE KARŞI HAYVANININ ARKASINDAN YÜRÜYEN EBÛ BERZE RADİYA'LLÂHU ANH Şu'be İbn-i Haccâc Ezrak İbn-i Kays'dan şöyle rivâyet etmiştir: Ezrak demiştir ki: Ehvâz'da Harûriyye (denilen hâricîler) ile harb ettiğimiz günlerde (Düceyle) nehr (inin) kenârında bulunuyordum. Birisi de orada binidinin gemini elinde tutarak namaz kılıyordu ki, râvî Şu'be, bu namâz kılan zâtin Eslemî Ebû Berze radiya'llâhu anh olduğunu haber vermiştir. Namâz kılarken hayvan, Ebû Berze'yi çekmeğe, o da hayvana uymağa (ve onunla namâzda yürümeğe) başladı. Bu vaz'iyyet şâhid olan bir hâricî: "Yâ Râb: Şu ihtiyara cezâsını ver (o, hayvanı için namâzını terkediyor) di(yerek sebb ü tahkîr etmeğe başla)dı. Ebû Berze namâzdan fâriğ olunca (hâricîye karşı) şöyle cevâb verdi: Senin (şimdi söylediğin) sözünü işittim. Ben, Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem ile birlikte altı, yâhut yedi, yâhut sekiz gazâda bulundum. Resûl-i Ekrem'in (namâzda ve sâir husûslarda ümmetine) yüsr ü sühûlet gösterdiğine şâhid oldum. Şimdi benim bu hayvanın hareketine uysal olmaklığım onu (başı boş) bırakmaklığımdan daha hayırlıdır. (Çünkü bırakınca) hayvan, yemliğine, ahırına dönecektir. O zaman benim için (uzak menzilime gitmek) güçleşecektir. 611

NAMAZDA İSTİÂNE BAHSİ Putlara kurban RESÛL-İ EKREM'İN HUSÛF NAMAZINDA İLERİ, GERİ HAREKET ETTİĞİNE DÂİR HAZRET-İ ÂİŞE HADÎSİ Ümmü'l-mü'minîn Âişe Resûl-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem'in: (Husûf namâzında) Cehennem'i de gördüm, dedikten sonra şöyle buyurduğu rivâyet edilmiştir: Cehennem ateşinin bâzısı bâzısına (şiddet-i harâretle) kahr ü galebeye çalışıyordu. Cehennem'de "Amr İbn-i Lühayy"i de gördüm. Bu Amr, (putlar nâmına) develeri adak olarak salıverirdi. (Putlara böyle kurban nezrini en önce o koymuştu). 612

NAMAZDA İSTİÂNE BAHSİ Namazda istiâne (başka şeyle meşgul olmak);Selâmlaşmak NAMAZDA SELÂM HAKKINDA CÂBİR İBN-İ ABDİLLÂH HADÎSİ Câbir b. Abdullâh Hazret-i Câbir demiştir ki: Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem (Benî Mustalik seferinde) beni bir işe göndermişti. Gittim. Sonra o işi görerek geri dönüp Nebî salla'llâhu aleyhi ve sellem'e mülâkî oldum. Ve Resûl-i Ekrem'e selâm verdim. Fakat Resûl-i Ekrem selâmımı bana reddetmedi. Bunun üzerine kalbimde öyle şiddetli bir hüzün hâsıl oldu ki, onun mâhiyyetini (yalnız) Allah bilir. İçimden dedim ki; zannedersem Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem bana darıldı; bu işi ağır gördüğüme hükmetti. Sonra Resûl-i Ekrem'e (tekrar) selâm verdim. Yine Resûl-i Ekrem, selâmıma mukâbele buyurmadı. Bu def'a gönlümde birinci def'akinden daha şiddetli bir hüzün vâkı' oldu. Sonra Resûl-i Ekrem'e (üçüncü bir daha) selâm verdim. Bu def'a (namâzdan fâriğ olarak) selâmımı karşıladı. Ve dedi ki: Beni sana redd-i selâm etmekten, mücerred benim namâz kılar bulunmaklığım men' etmiştir. Bu sırada Resûl-i Ekrem, devesi üzerinde kıble cihetinden başka bir istikâmete müteveccih olarak gidiyordu. 613

NAMAZDA İSTİÂNE BAHSİ Namazda istiâne (başka şeyle meşgul olmak) NAMAZDA İSTİSARDAN NEHYE DÂİR EBÛ HÜREYRE HADÎSİ Ebû Hüreyre "Nebî salla'llâhu aleyhi ve sellem'in (namaz kılan) kimsenin elini boş böğrüne koyarak namâz kılmasını nehyeyledi" dediği rivâyet edilmiştir. 614


NAMAZDA SEHİV BAHSİ

 Namazda yanılmak;Sehiv secdesi RESÛL-İ EKREM'İN NAMAZDA SEHİV İÇİN SECDE BUYURDUKLARINA DÂİR ABDULLÂH İBN-İ MES'ÛD HADÎSİ Abdullâh b. Mes'ûd (Bir kerre) Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem öğle namâzını beş rek'at kılmıştı da kendilerine: - Namâza ziyâde mi kılındı? diye soruldu. Resûl-i Ekrem de: - Bu nasıl suâldir? buyurdu. Sonra Sahâbî de: - Namâzı beş rek'at kıldınız, demesi üzerine Resûl-i Ekrem, selâm verdikten sonra (sehiv için) iki def'a secde eyledi. 615

NAMAZDA SEHİV BAHSİ İkindiden sonra namaz İKİNDİ NAMAZININ FARZINDAN SONRA İKİ REK'AT NÂFİLEDEN NEHYE DÂİR ÜMMÜ SELEME RADİYA'LLÂHU ANHÂ HADÎSİ Abdullâh b. Abbâs Bir kerre İbn-i Abbâs, Misver İbn-i Mahreme, Abdurrahmân İbn-i Abbâs, Misver İbn-i Mahreme, Abdurrahmân İbn-i Ezher radiya'llâhu anhüm, beni Âişe radiya'llâhu anhâ'ya gönderip demişlerdi ki: Hepimizden Hazret-i Âişe'ye selâm söyle ve ikindinin farzından sonraki iki rek'at nâfile namazın hükmünden suâl edip "bu namâzı kıldığından haberdâr olduğumuzu, halbuki Nebî salla'llâhu aleyhi ve sellem'in bu iki rek'at namâzdan Ashâb'ı men' ettikleri haberi bize bâliğ olduğunu söyle" dediler. İbn-i Abbâs (ilâve olarak): Ben, Ömer İbn-i Hattâb ile birlikte halktan böyle iki rek'at namâz kılanları döverdim, demişti. Küreyb demiştir ki: Hazret-i Âişe'nin huzûruna girdim. Beni gönderen zevâtın benimle gönderdikleri haberi kendisine teblîğ ettim. Hazret-i Âişe bana cevâben: Sen bu mes'eleyi Ümmü Seleme'ye sor, dedi. Ben de huzûrundan çıktım ve gelip bu üç zâte, Hazret-i Âişe'nin cevâbını söyledim. Bunlar, Hazret-i Âişe'ye gönderdikleri gibi bu def'a da beni Ümmü Seleme radiya'llâhu anhâ'ya gönderdiler. Ümmü Seleme radiya'llâhu anhâ dedi ki: Nebî salla'llâhu aleyhi ve sellem hakîkaten ikindiden sonraki bu namâzdan nehyettiğini işittim. Sonra bir kerre de Resûl-i Ekrem'in ikindi namâzı kıldığı sırada iki rek'at namâz daha kıldığını gördüm. (Şöyle ki:) Resûlullâh benim odama gelmişti. Fakat o sırada yanımda Ensâr'dan ve Benî Harâm'dan birtakım kadın (misâfirler) bulunuyordu. Resûl-i Ekrem (namâz kılmağa başladı. On)un böyle (ayrıca iki rek'at daha) namâz kıldığını görünce, kendilerine bir câriye gönderdim. Ve câriyeye dedim ki: Resûl-i Ekrem'in yanında dur!: "Yâ Resûla'llâh! Sana Ümmü Seleme şu iki rek'at namâzdan nehyettiğinizi işittim. Halbuki şimdi kıldığınızı görüyorum, diye soruyor" de!.. Eğer Resûlullâh (namâzda bulunduğuna) eliyle işâret ederse, huzûrundan geri çekil. Câriye bu emri yerine getirdi. Ve hakîkaten Resûl-i Ekrem eli ile işâret etmekle câriye geri çekildi. Resûl-i Ekrem namâzdan fâriğ olunca (bana hitâb ederek:) Ey Ebû Ümeyye kızı, ikindi namâzından sonra kıldığım iki rek'at namâzdan suâl etmiş idin. Bunun sebebi şudur, buyurdu: Bana Abdü'l-Kays kabîlesinden bâzı kimseler (arz-ı İslâm için) gelmişlerdi. Bunlar, şu öğle namâzından sonraki iki rek'at (nâfile) den beni meşgûl edip alıkoymuşlardı. Bu kıldığım iki rek'at namâz, öğlenin o iki rek'at son sünnetidir. 616


CENÂZE BAHSİ

 Allâh'a şirk koşmamak;İmanda İhlâs MUHAMMED ÜMMETİNDEN ŞİRK ETMEDEN ÖLEN MÜ'MİNİN CENNETLE MÜBEŞŞER OLDUĞUNA DÂİR EBÛ ZER HADÎSİ Ebû Zerr-i Gıfârî Ebû Zer Hazretleri demiştir ki: Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem: Bana rabbim tarafından (sefâretle) gelen Cibrîl, (bir kerre daha) gelmiş ve: - Ümmetimden her kim Allâhu Teâlâ'ya hiç bir şey'i (ulûhiyyette ve havass-ı rubûbiyyette) ortak tanımıyarak ölürse, o kimse Cennet'e girer, diye haber verdi, buyurdu. Ben: - (Yâ Resûla'llâh!) O adam zinâ ettiği ve sirkat eylediği halde (yine Cennet'e girer) mi? diye sordum. Resûl-i Ekrem: - (Evet) zinâ ettiği ve sirkat eylediği halde de (Cennet'e girer) diye cevâb verdi. 617

CENÂZE BAHSİ Allâh'a şirk koşmamak MÜŞRİKİN CEHENNEM'E, MUVAHHİDİN DE CENNET'E DÂHİL OLACAĞINA DÂİR ABDULLÂH İBN-İ MES'ÛD HADÎSİ Abdullâh b. Mes'ûd İbn-i Mes'ûd Hazretleri, bir kerre Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem: "Allâh'a bir şeyi menend addederek ölen kimse, Cehennem'e dâhil olur" demişti. Ben de dedim ki: Allâh'a hiç bir şeyi menend addetmiyerek ölen kimse Cennet'e dâhil olur. 618

CENÂZE BAHSİ Aksırana duâ etmek;Altın ve gümüş kap kullanmak;Altın yüzük takmak;Cenâzeye gitmek;Dâvete katılmak (icâbet);Hasta ziyâreti;İpekli elbise giymek;Mazlûma yardım;Selâmlaşmak;Yemini kabûl etmek YEDİ ŞEY İLE EMİR, YEDİ ŞEYDEN NEHY BUYURULDUĞUNA DÂİR BERÂ' HADÎSİ Berâ' b. Âzib Berâ' demiştir ki: Nebî salla'llâhu aleyhi ve sellem bize yedi şey'i işlememizi emretti. Yedi şeyden de bizi nehyeyledi. Resûl-i Ekrem bize, cenâze arkasında gitmeyi, hastayı ziyâret etmeyi, dâvete icâbet eylemeyi, mazlûme yardımı, yemîni kabûl etmeyi, selâmı karşılamayı, aksırana duâ etmeyi emreyledi. Yine Nebî salla'llâhu aleyhi ve sellem bizi: gümüş kap (kullanmak) dan, altın yüzük (takmak) tan, harîr, dîbâ, kasıy, istebrak (denilen ipekli kumaş isti'mâlin) den de nehyetti. 619

CENÂZE BAHSİ Cenâzeye gitmek;Tezkiye ÜMM-İ ALÂ' RADYİA'LLÂHU ANHÂ'NIN OSMÂN İBN-İ MAZ'ÛN RADİYA'LLÂHU ANH'İ TEZKİYESİ HADÎSİ Ümmü Alâ' b. Hâris Ümmü Alâ' Nebî salla'llâhu aleyhi ve sellem'e bîat eden kadınlardan idi. Ümmü Alâ' demiştir ki: (Hicret-i Seniyye'de) muhâcirler kur'a ile (Ensâr arasında) taksîm edilmişti. Bizim âilenin sehmine de Osmân İbn-i Maz'ûn düşmüştü. Biz, Osman'ı evimizde konukladık. Fakat Osman (bir müddet sonra) sebeb-i mevti olan bir hastalıkla hastalandı. Vefâtında gasledildi. Kendi elbîsesi ile kefenlendi. Sonra Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem cenâzeye geldi. Ben (cenâzeyi tezkiye ederek): -Ey Ebû Sâib; Cenâb-ı Hak sana rahmet etsin! Senin hakkında bildiğim ve bu cemâate bildirmek istediğim şudur ki: sen, Allâhu Teâlâ'nın (âhiret âleminde) kerem ve inâyetine mazhar olmuş bir zâtsın, dedim. Bunun üzerine Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem: - Allâhu Teâlâ'nın bu ölüye ikrâm ve inâyet buyurduğunu neden biliyorsun?" sûretinde sorgularına cevâben ben de: -Yâ Resûla'llâh, babam, (anam) sana fedâ olsun! Allah, (bu îmanlı, tâatli kuluna ikrâm etmez de) ya kime ikrâm eder? dedim. Bu def'a da Resûl-i Ekrem: -Osman İbn-i Maz'ûn ölmüştür. Ve Allâh'a yemîn ederim ki, ben de bu (mübârek) ölü için hayır ve saâdet umarım. Yine Allâh'a yemîn ederim ki, ben, Allâh'ın bir peygamberi iken bana (ve size yarın) Allah tarafından ne muâmele edileceğini bilemem, buyurdu. Ümmü Alâ' demiştir ki: Vallâhi bundan sonra ben, kimseyi tezkiye etmeğe cesâret edemedim. 620

CENÂZE BAHSİ  ABDULLÂH İBN-İ AMR RADİYA'LLÂHU ANH'İN UHUD'DA FÂCİA-İ ŞEHÂDETİ HAKKINDA OĞLU HAZRET-İ CÂBİR'İN RİVÂYETİ Câbir b. Abdullâh Hazret-i Câbir demiştir ki: Babam (Uhud gazâsında) şehîd edildiğinde ağlayarak üzerinden elbisesini çıkarıyorum da beni ağlamaktan men' ediyorlardı. Halbuki Nebî salla'llâhu aleyhi ve sellem nehyetmiyordu. Halam Fâtıma da ağlamağa başladı. Nebî salla'llâhu aleyhi ve sellem (halamı ta'ziye ve şehîdin yüce mertebesini bildirerek) buyurdu ki: Ey Fâtıme, siz ona ağlasanız da ağlamasanız da siz şehîdi (mağlesinden) kaldırana kadar melekler (onun üzerine toplandılar), kanadlariyle onu gölgelendirdiler. 621

CENÂZE BAHSİ Cenâze namazı NECÂŞÎ'NİN VEFÂTINI RESÛL-İ EKREM'İN HABER VERMESİ VE DÖRT TEKBİRLE NAMAZ KILMASI HAKKINDA EBÛ HÜREYRE HADÎSİ Ebû Hüreyre Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem Necâşî'nin vefâtını, Necâşî öldüğü günü (Mescid'de bizzât) haber verdi. (Sonra Mescid'den) musallâya çıkıp Ashâb'ı ile saf bağlayarak dört tekbîr aldı. 622

CENÂZE BAHSİ Hz. Peygamber'in mu'cizeleri MÛTE KUMANDANLARI VE SER-ÂMEDÂN-I ŞÜHEDÂSI ZEYD, CA'FER, İBN-İ REVÂHA HAZARÂTININ ŞEHÂDETLERİNİ RESÛL-İ EKREM'İN AĞLIYARAK MİNBER ÜZERİNDE HABER VERDİĞİNE DÂİR ENES İBN-İ MÂLİK HADÎSİ Enes b. Mâlik Hazret-i Enes demiştir ki: "Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem (bir kerre minber üzerinde: "İşte) sancağı Zeyd (İbn-i Hârise) aldı, Zeyd katlolundu. Sonra sancağı Ca'fer (İbn-i Ebî Tâlib) aldı. O da katlolundu. Sonra sancağı (Abdullâh) İbn-i Revâha aldı, o da katlolundu" buyurdu. (Bunu söylerken) Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem'in (mübârek) iki gözünden yaş akıyordu. (Resûl-i Ekrem devamla:) "Bundan sonra sancağı emirsiz, Hâlid İbn-i Velîd aldı. Ona feth ü nusrat ihsân olundu" buyurdu. 623

CENÂZE BAHSİ Çocuğu kendinden önce ölenler;Hediye SABÂVET HÂLİNDE VEFÂT EDEN ÇOCUKLARIN EBEVEYNİNE ŞEFÂATİ HAKKINDA ENES İBN-İ MÂLİK HADÎSİ Enes b. Mâlik Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurdu, dediği rivâyet edilmiştir: Üç çocuğu henüz erlik çağına ermeden vefât etmiş hiç bir müslüman yoktur. Ancak Cenâb-ı Hak o müslümanı, bu çocuklara ihsân buyurduğu geniş rahmet ve keremi ile Cennet'e idhâl eder. 624

CENÂZE BAHSİ Cenâze yıkamak GASL-İ MEYYİT HAKKINDA ÜMM-İ ATIYYE HADÎSİ Ümmü Atıyye Ümmü Atıyye demiştir ki: Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem'in kızı (Zeyneb radiya'llâhu anhâ) vefât ettiğinde Resûlullâh yanımıza gelip buyurdu ki: Kızımı su ve sidr ile üç, yâhud beş, hattâ îcâb ederse daha ziyâde yıkayınız. En sonrakinde kâfûr, yâhut kâfûr nev'inden bir koku kullanınız. Gasilden fâriğ olduğunuzda bana bildiriniz. Biz, gasli bitirince Resûl-i Ekrem'e haber verdik. Resûlullâh bize "Hikiv" denilen kendi izârını verdi. Ve: Bunu kızıma iç gömleği yapınız, buyurdu. (Râvî Muhammed İbn-i Sîrîn diyor ki): Ümmü Atıyye "Hikiv" ile izâr kasdetmiştir. 625

CENÂZE BAHSİ Cenâze yıkamak GASL-İ MEYYİT HAKKINDA ÜMM-İ ATIYYE HADÎSİ Ümmü Atıyye Ümmü Atıyye hadîsinin diğer bir rivâyet tarîkinde Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem'in: "(Kızımı tek su ile yıkayınız), gasle, Zeyneb'in sağ tarafı ile ve abdest âzâları ile başlayınız" buyurduğu ve Ümmü Atıyye'nin de: "Zeyneb'in saçını taradık, (tarakla açtıktan sonra da kalınca) üç bukle yaptık (ve bunları arkasına salıverdik)". 626

CENÂZE BAHSİ Kefen TEKFÎNİN KEYFİYYETİ VE RESÛL-İ EKREM'İN VÜCÛDÜ PÂKİNİN SÛRET-İ TEKFÎNİNE DÂİR HABERLER Ümmü'l-mü'minîn Âişe Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem, (Âhirete intikâl ettiğinde) pamuktan (ma'mûl), sehûliyye (denilen) üç parça beyaz Yemen bezi içinde kefenlendiği, ve bunların içinde kamîs ve imâme bulunmadığı rivâyet edilmiştir. 627

CENÂZE BAHSİ Cenâze yıkamak;Haccederken ölenler;Kefen GASİL, TEKFİN, TAHNİT HAKKINDA VAKS HADÎSİ Abdullâh b. Abbâs İbn-i Abbâs demiştir ki: Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem ile birisi (Haccetü'l-Vedâ'da) Arafat'ta vakfe ederken ansızın devesinden düştü. Düşer düşmez de deve, (zavallının) boynunu kırdı. (Ve derhal öldü). Nebî salla'llâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki: Bu (ihrâmlı) adamı su ve sidr ile yıkayınız, ve iki kat ihrâmı içinde defnediniz. Ona koku sürmeyiniz, onun başına bez de sarmayınız. Çünkü bu (ihrâmlı) hacı, kıyâmet gününde (başı açık olarak ve) "Lebbeyk Allâhümme lebbeyk = Fermânına uydum, dîvânına geldim..." diyerek ba's olunacaktır. 628

CENÂZE BAHSİ Münâfığın cenâzesi ABDULLÂH İBN-İ ÜBEY ÖLDÜĞÜNDE HEDİYE BUYURULAN KAMÎS-I SAÂDET'LE TEKFÎNİ HAKKINDA İBN-İ ÖMER HADÎSİ Abdullâh b. Ömer Abdullâh İbn-i Übey öldüğünde oğlu (Abdullâh) Nebî salla'llâhu aleyhi ve sellem'e gelmiş ve "Yâ Resûla'llâh! (Mübârek) gömleğini bana versen de babamı onunla kefenlesem. (Lûtfen) namazını da kılsanız ve ona istiğfâr buyursanız" demişti. Nebî salla'llâhu aleyhi ve sellem, Abdullâh'a gömleğini verdi. Ve: (Cenâze hazırlayınınca) bana haber veriniz, namazınızı kılayım, buyurdu. Abdullâh Resul-i Ekrem'e hazırlandığını arzetti. Resûlullâh İbn-i Übeyy'in cenâzesine namaz kılmak üzere iken Ömer radiya'llâhu anh, Resûlullâh'(ın arkasından rîdasın)ı çekti.Ve: "Yâ Resûla'llâh! Allah sizi münâfıklar üzerine namaz kılmaktan nehyetmedi mi?" dedi. Resûl-i Ekrem: Ben, istiğfâr etmekte ve etmemekte muhayyerim. Allâhu Teâlâ: "Habîbim! Bu münâfıklara sen, ister istiğfâr et, istersen istiğfâr etme (müsâvîdir. Farazâ) bunlar için yetmiş def'a istiğfâr etsen Allan, aslâ onları mağfiret etmiyecektir" buyurmuştur, diye cevâb verdi. Ve Resûlullâh Abdullâh İbn-i Übeyy'in cenâzesine namaz kıldı. Bunun üzerine: "Bu münâfıklardan ölenlerin hiç birisine namaz kılma habîbim!" meâlindeki Âyet-i Kerîme nâzil oldu. 629

CENÂZE BAHSİ Münâfığın cenâzesi KABRİN AÇILABİLECEĞİ, CENÂZENİN NAKLİ CÂİZ OLDUĞU AHVAL VE ZAMAN Câbir b. Abdullâh Hazret-i Câbir demiştir ki: Abdullâh İbn-i Übey defnolunduktan sonra Nebî RS geldi. (Emr-i Nebevî ile) ölü hufresinden çıkarıldı. Resûl-i Ekrem onun cildine tükrüğünden üfledi. Ve ona gömleğini geydirdi. 630

CENÂZE BAHSİ Medîne'ye hicret;Şehidin kefenlenmesi MUS'AB İBN-İ UMEYR HAZRETLERİNİN SÛRET-İ DEFNİ HAKKINDA HABBÂB HADÎSİ. VE ULVÎ BİR VASF-I MÜMEYYİZİ Habbâb b. el-Erett Habbâb Hazretleri demiştir ki: Biz, (dünyâ için değil) rızâ-yı Bârî kasdederek, Nebî RS ile (Medîne'ye) hicret ettik. Artık ecr ü mükâfâtımız (va'd-i ilâhî muktezâsı) Cenâb-ı Hakk'a (şer'an) vâcib oldu. Yoldaşlarımızdan bu ecr ü ni'metten hiç bir şey tatmadan âhirete gidenler vardır ki, "Mus'âb İbn-i Ümeyr" bunlardan birisidir. Dostlarımızdan, kendilerine hicret semeresi ulaşan ve bu meyveyi devşirenler de vardır. Mus'âb, Uhud günü şehîd olmuştu da biz onu saracak bir kefen bulamamıştık. Yalnız şehîdin bir kaftanını bulmuştuk ve bu (azîz) şehîdi ona sarmağa çalışmıştık. Başını bürürken ayakları açılıyordu. Ayaklarını kapatırken başı açığa çıkıyordu. (Bu yoksulluk karşısında) Nebî RS bize şehîdin başını örtmemizi ve ayaklarının üstüne de "izhir" (denilen kokulu ottan) koymaklığımızı emreyledi. 631
CENÂZE BAHSİ Hz. Peygamber'in cömertliği;Kefen hazırlamak HÂL-İ HAYATTA TEKFÎN LEVÂZIMININ VE KABİR İHZÂRININ CEVÂZINI İFÂDE EDEN SEHL HADÎSİ Sehl b. Sa'd [Sehl demiştir ki: (Bir gün) bir kadın, (elinde) kenarlı dokunmuş bir bürde ile Resûlullâh RS'in huzûruna girdi. (Sehl:) -Bilir misiniz bu bürde nedir? (diye oradakilere sordu). Onlar da: Şemledir, ihrâmdır, diye cevâb verdiler. Sehl, evet öyledir, dedi.] Kadın: -Yâ Resûla'llâh! Bu bürdeyi kendi elimle dokudum. Ve size geydirmek için geldim, dedi. Resûlullâh RS de aldı. Kendisinin böyle bir bürdeye ihtiyâcı var idi. Sonra Resûlullâh, bu bürdeyi giyerek biz (im yanımız)a çıktı. Filân (Sahâbe) de bu bürdeyi tahsîn ederek: Yâ Resûla'llâh! Bu ne güzel imiş? (Lûtfen) bunu bana geydir, dedi. (Resûlullâh: - Pekâlâ, buyurup Hâne-i Saâdet'e girdi. Ve durup o zâte gönderdi). Mecliste hâzır bulunanlar ona: - Bunu iyi etmedin. Nebî RS bu bürdeyi ihtiyâcı olarak geymişti. Sonra sen, Resûl-i Ekrem'den, kendisinin (hiç bir sâili) reddetmediğini bildiğin halde istedin, dediler. O da: - Vallâhi ben, bu bürdeyi geymek için istemedim. (Öldüğümde) kefenim olsun, diye istedim, cevâbını verdi. Sehl (İbn-i Sa'd): - Hakîkaten bu bürde o zâtin kefeni oldu, demiştir. 632

CENÂZE BAHSİ Kadınların cenâzeye gitmemesi KADINLARIN CENÂZE TA'KÎB VE TEŞYÎİNDEN NEHYOLUNDUKLARINA DÂİR ÜMM-İ ADIYYE HADÎSİ VE BU BÂBDA ULEMÂNIN İCTİHADLARI Ümmü Atıyye Ümmü Atıyye demiştir ki: Biz (kadınlar, Resûlullâh RS tarafından) cenâzeyi ta'kîb etmekten nehyolunduk. Cenâzeye ittibâ', bizim üzerimize farz kılınmadı. 633

CENÂZE BAHSİ Ölüye yas tutmak KADINLARIN ZEVCİNDEN BAŞKA BİR ÖLÜ İÇİN ÜÇ GÜNDEN FAZLA YAS TUTMALARININ CÂİZ OLMADIĞINA DÂİR ÜMM-İ HABÎBE HADÎSİ VE DİĞER RİVÂYETLER Ümmü Habîbe Ümmü Habîbe: Ben Resûlullâh RS'in şöyle buyurduğunu işittim, demiştir: Allâh'a ve Âhiret gününe îmân eden bir kadının zevcinden başka bir ölü için üç günden fazla yas tutması halâl değildir. Lâkin kadın, zevcine karşı dört ay on gün teessürünü izhâr eder. 634

CENÂZE BAHSİ Sabretmek SABRIN KEMÂLİ SADME-İ ÛLÂDA SABIRDIR Enes b. Mâlik Hazret-i Enes demiştir ki: Nebî RS, (çocuğunun) kabri yanında (avaz avaz) ağlamakta olan bir kadının yanından geçmişti de o kadına: - (Ey emetu'llâh = Ey Allâhım mahlûku kadıncağız!) Allâh'ın gadabından kork! ve sabreyle, (çığlık koparma!) buyurdu. Kadın: - Haydi benden uzaklaş, sen benim musîbetim ile müsâb değilsin ki, demişti. Halbuki kadın, Resûlullâh RS'i tanımıyordu. Kadına denildi ki: -Bu zât, Nebî RS'dir. Bunun üzerine kadın, Nebî RS'in (hâne-i Saâdetleri) kapısına geldi. Kadın, (saray kapıları gibi) Peygamber'in kapısı yanında kapıcılar, gözcüler bulmadı. (hemen huzûra girdi.) Ve: - Yâ Resûlullâh! Seni bilemedim, (beni affediniz) dedi. Resûlullâh: - Sabrın kemâli, musîbetin birinci darbesi sırasında (tahammül edebilmek) dir, buyurdu. 635

CENÂZE BAHSİ Evlâda şefkat göstermek;Ölüye ağlamak;Şefkat ÖLÜYE AĞLAMANIN CEVÂZI HAKKINDA ÜSÂME HADÎSİ. VE BU HADÎSİN RİVÂYET TARÎKLARI Üsâme b. Zeyd b. Hârise Üsâme Hazretleri demiştur ki: Nebî RS'in kızı (Zeyneb radiya'llâhu anhâ) Resûlullâh'a: - Oğlum öldü, bana geliniz, diye haber gönderdi. Resûlullâh da kızına selâm söyleyip: - Allâh'ın almak ve Allâh'ın vermek istediği her şey kendisine âiddir. Ve her şey'in ilm-i ilâhîde muayyen bir ömrü vardır. Kızım, sabret, ve bu sabrın Allah yanında ecr ü sevâbı olduğunu hatırla! diyerek cevâb yolladı. Bu def'a Zeyneb, Resûl aleyhi's-selâm'a and vererek: - Her halde geliniz, diye haber gönderdi: Bu haber üzerine Resûlullâh kalktı. Maiyyetinde Sa'd İbn-i Übâde, Muâz İbn-i Cebel, Übey İbn-i Kâ'b ve Zeyd İbn-i Sâbit olduğu halde (Zeyneb'in evine geldi. Hasta) çocuk, Nebî RS (in kucağın) a verildi. Çocuğun hayâtı ihtizârda ve muztarib bir halde idi. Vücûdü (za'fiyetten) eski kırbaya dönmüştü. Resûlullâh'ın iki gözü yaş döküyordu. Sa'd İbn-i Übâde: - Yâ Resûlullâh! Bu yaş, bu ağlayış nedir ya? diye izhâr-i hayret etti. Resûl-i Ekrem: - Bu göz yaşı, Allâh'ın (merhametli) kullarının gönüllerine koyduğu rahmet(-i ilâhiyyenin eseri) dir. Cenâb-ı Hak bu rahmeti, kullarından şefkatli olan (gönül)lere ihsân eder, buyurdu. 636

CENÂZE BAHSİ Evlâda şefkat göstermek;Ölüye ağlamak;Şefkat NEVHASIZ AĞLAMANIN CEVÂZI HAKKINDA ENES İBN-İ MÂLİK HADÎSİ Enes b. Mâlik Hazret-i Enes demiştir ki: Resûlullâh RS'in kızı (Ümmü Gülsüm radiya'llâhu anhâ) nın cenâzesinde bulunduk. Resûlullâh kabrin bir tarafına oturmuştu. Yine Enes: "Resûlullâh'ın iki gözünün yaş döktüğünü gördüm" demiştir. Ve yine demiştir ki: Resûlullâh RS: - İçinizde bu gece günâh işlememiş kimse var mıdır? diye sordu. Ebû Talha: - Ben varım (yâ Resûla'llâh) dedi. Resûlullâh: - Haydi kabre in, buyurdu. Enes Hazretleri: Bunun üzerine Ebû Talha, Ümmü Gülsüm'ün kabrine indi, demiştir. 637

CENÂZE BAHSİ Ölüye ağlamak HADÎS HAKKINDA ASHÂB-I KİRÂM'IN İHTİLÂFLARI;ÖLÜYE AĞLAMANIN VAZ'-I ŞER'ÎSİ VE BU BÂBDAKİ VÜCÛH-I RİVÂYÂT;HAZRET-İ ÂİŞE'NİN ÖMER VE ABDULLÂH İBN-İ ÖMER RADİYA'LLAHU ANHUMÂ RİVÂYETLERİNİ VEHME NİSBET ETMESİ Abdullâh İbn-i Müleyke Osmân radiya'llâhu anh'in kızı (Ümmü Ebân) Mekke'de vefât etmişti. (Namazında ve defninde) bulunmak için biz de bu cenâzeye gelmişdik. İbn-i Ömer ve İbn-i Abbâs radiya'llâhu anhüm de bu cenâzede hazır bulundular. Ben, İbn-i Ömer ile İbn-i Abbâs'ın arasına oturmuştum. Yâhud İbn-i Ömer'in yanına oturmuştum da İbn-i Abbâs da gelip benim yanıma oturmuştu. (Bu sırada evden kadınların feryâdı yükseldi). Bunun üzerine İbn-i Ömer (yanında bulunan Hazret-i) Osmân'ın oğlu Amr'e dedi ki: - Şu kadınları susturamaz mısın? Çünkü Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem: "Şübhesiz ki meyyit, âilesinin kendisine ağlamasından dolayı azâb edilir" buyurdu. Bunun üzerine Abdullâh İbn-i Abbâs da: - "Ömer radiya'llâhu anh, meyyit, kendisine âilesinin her ağlaması yüzünden değil, bâzı gûnâ ağlaması sebebiyle azâb olunur, der idi" dedi. Sonra da İbn-i Abbâs şu hâdiseyi anlattı: - Ben Mekke'den Ömer radiya'llâhu anh ile birlikte hacdan dönmüştüm. Biz, (Mekke ile Medîne arasındaki) "Beydâ'" mevkiinde duraklamakta iken büyük bir ağacın altında develi bir yolcu kâfilesi göründü. Ömer bana: - Git bak bakalım, bu kâfile içinde kim var? dedi. Ben de baktım. Ve derhal "Suheyb"i tanıdım. Ve (Hazret-i) Ömer'e haber verdim. - Öyle ise Suheyb'i bana çağırınız, dedi. Suheyb'in yanına döndüm. Ve: - Emîrü'l-mü'minîn'in yanına buyurunuz, ve (onun mevkibine) iltihâk ediniz, dedim. (Berâber Medîne'ye geldik. Çok geçmedi), Ömer vurulduğunda Suheyb: - Ey Suheyb! Bana mı ağlıyorsun? (Sakın ağlama!), Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem: "Meyyit, âilesinin bâzı gûnâ ağlamalarından dolayı azâb olunur, buyurdu" dedi. (Sonra) İbn-i Abbâs (şöyle) anlattı: Hazret-i Ömer vefât ettiğinde bu vak'ayı Hazret-i Âişe radiya'llâhu anhâ'ya anlattım. O da dedi ki: - Allah, Ömer'e rahmet etsin. Allâh'a yemîn ederim ki, Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem: "Allah, ehil ve âilesinin ağlamasından dolayı bir mü'mini azâb eder" dememiştir.L âkin Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem: "Allah, ehl ü âilesinin kendisine ağlamasından dolayı kâfirin azâbını tezyîd eder" buyurdu. Âişe radiya'llâhu anhâ (sözüne devamla): - Size Kur'ân kâfîdir. Cenâb-ı Hak: "Hiç bir günahkâr, başkasının günâhını yüklenmez" buyurmuştur. Âişe radiya'llâhu anhâ'nın sözlerinin naklini müteâkıb Abdullâh İbn-i Abbâs: - "İnsanı Allah güldürür, Allah ağlatır" dedi. (Râvî) İbn-i Müleyke (bunları nakl ü rivâyet ettikten sonra): - Allâh'a yemîn ederim ki, İbn-i Ömer radiya'llâhu anhumâ bundan sonra bir şey söylemedi, demiştir. 638

CENÂZE BAHSİ Ölüye ağlamak BU HUSUSTA HAZRET-İ ÂİŞE HADÎSİ Ümmü'l-mü'minîn Âişe Hazret-i Âişe demiştir ki: Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem (bir kerre) âilesi başında ağlaşmakta olan bir Yehûdî karısının (mezarı) yanından geçmişti de: "Bunlar ölülerine ağlıyorlar. Halbuki ölü kabrinde azâb olunuyor" buyurmuştu. 639

CENÂZE BAHSİ Hz. Peygamber'e yalan isnadı;Ölüye ağlamak ÖLÜYE NEVHA VE FERYÂD EDEREK AĞLAMANIN KERÂHETİ HAKKINDA MUĞÎRE HADÎSİ;RESÛL-İ EKREM'İN LİSÂNINDAN YALAN UYDURMANIN CEZÂSI HUSÛSUNDAKİ HABERLER Muğîre b. Şu'be Mugîre, Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğunu işittim, demiştir: Benim ağzımdan yalan söylemek, başka bir kimseyi dedi diye yalan söylemek gibi değildir. Her kim bile bile benim ağzımdan yalan uydurursa Cehennem'deki yerine hazırlansın! Nebî salla'llâhu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğunu da işittim: Hangi meyyit ki, ona nevha ve figân edilirse, bu nevha sebebiyle azâb olunur. 640

CENÂZE BAHSİ Ölüye ağlamak YÜZÜNÜ DÖVEREK, YAKASINI YIRTARAK VE CÂHİLİYYET ÂDETİ ÜZERE MÜNÂSEBETSİZ SÖZLER SÖYLİYEREK IZHÂR-I MÂTEM ETMEK MENHÎ OLDUĞUNA DÂİR ABDULLÂH İBN-İ MES'ÛD HADÎSİ Abdullâh b. Mes'ûd İbn-i Mes'ûd demiştir ki: Nebî salla'llâhu aleyhi ve sellem: Kim ki (ölüler için) avuc içi ile yanaklarını, (yüzünü) döver ve yakalarını yırtar ve câhiliyyet âdeti üzere (münâsebetsiz sözler söyleyerek) feryâd ü figân eylerse, bu kimse biz(im ehl-i sünnetimiz) den değildir, buyurdu. 641

CENÂZE BAHSİ Allah yolunda harcamak (infak);Hasta ziyâreti;İnfak RESÛL-İ EKREM'İN SA'D İBN-İ EBÎ VAKKÂS'IN HASTALIĞINDA IZHÂR-I TEESSÜR BUYURMASI Sa'd b. Ebî Vakkâs Sa'd Hazretleri demiştir ki: Vedâ' Haccı yılı (Mekke'de) şiddetli bir hastalığımda Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem beni iyâde ve ziyâret ederdi. (Bir ziyâretinde) ben: - Yâ Resûla'llâh! Bendeki hastalık, görüyorsunuz şu müzmin hadde ermiştir. Ben, servet sâhibiyim. Kızımdan başka da bir vârisim yoktur. Mâlimin üçte ikisini tasadduk edeyim mi? diye sordum. Resûlullâh: - Hayır, tasadduk etme, buyurdu. Ben: - Yarısını edeyim mi? dedim. Resûlullâh: - Yine hayır, tesadduk etme, diye cevâb verdi. Ve sonra Resûlullâh (sözüne devâm ederek) buyurdu ki: - Sülüsünü tesadduk et (kâfîdir!) Sülüs (mâlin) de büyüktür. Yâhud çoktur. Ey Sa'd! Senin vârislerini zengin bırakman, muhtâc ve halka (sadaka için) ellerini açar bir halde bırakmandan çok hayırlıdır. Ey Sa'd! Allah rızâsı için infâk ettiğin her nafakadan şübhesiz me'cûr olursun! Hattâ (yemek yerken) hayat yoldaşının ağzına verdiğin lokmadan da me'cûr olursun. Yine ben: - Yâ Resûlullâh! (Siz Medîne'ye döneceksiniz de) ben dostlarımdan geriye mi kalacağım? diye sordum. Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki: - Hayır, sen (bizden) geri kalamazsın. (Şâyet burada kalır da) amel-i sâlih işlersen elbette onunla derecen artar, merteben yükselir. Sonra öyle zannediyorum ki: sen uzun zaman yaşayacaksın. Hattâ senden birtakım akvâm müstefîd olacak, diğer birtakım akvâm da zarar görecektir. Yâ Rab! Ashâb'ımın (Mekke'den Medîne'ye) dönüşünü tamamla, onları ters izine döndürme! (Bunun üzerine Sa'd İbn-i Ebî Vakkâs demiştir ki): - Lâkin en bîçâre Sa'd İbn-i Havle'dir. Eğer Sa'd Mekke'de ölürse, Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem ona çok acır, mahzûn ve mükedder olur. 642

CENÂZE BAHSİ  RESÛL-İ EKREM'İN MUSÎBET ZAMÂNINDA SAYHA EDEN, SAÇINI YOLAN, ELBÎSESİNİ YIRTAN KADINLARDAN HOŞLANMADIĞINA DÂİR EBÛ MÛSE'L-EŞ'ARÎ HADÎSİ Ebû Mûsâ el-Eş'arî Ebû Bürde demiştir ki: (Bir kere babam) Ebû Mûsâ şiddetli bir hastalıkla hastalanmıştı. Bu sıra başı, âilesinden bir kadının göğsünde olarak bayılmıştı. Bunnu üzerine haremi (Ümm-i Abdullâh Bint-i Ebû Devme şiddetle bağırarak) ağlamaya başladı. Fakat Ebû Mûsâ'nın hal ve vaziyeti kadının bu hareketini men' etmeğe bir türlü müsâid değildi. Ebû Mûsâ bu baygınlığı atlatıp açılınca demiştir ki: Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem'in (hoşlanmayıp) uzak bulunduğu herkesten ben de uzağım. Resûlullah salla'llâhu aleyhi ve sellem musîbet zamânında sayha eden, saçını yolan, elbîsesini yırtan kadınlardan uzak bulunurdu. 643

CENÂZE BAHSİ Eğitim;Ölüye ağlamak;Terbiye (eğitim) MÛTE KUMANDANLARI, MÛTE ŞEHİDLERİ VE MÛTE HARBİ Ümmü'l-mü'minîn Âişe Hazret-i Âişe demiştir ki: Nebî salla'llâhu aleyhi ve sellem (Mûte şehidleri Zeyd) İbn-i Hârise'nin, Ca'fer'in İbn-i Revâha'nın haber-i şehâdetleri geldiğinde Nebî salla'llâhu aleyhi ve sellem (Mescid'de) oturmuştu. Yüzünde âsâr-ı hüzn ü keder görülüyordu. Ben de kapının, Resûlullâh görülebilecek bir aralığından kendisine bakıyordum. Bu sırada Resûlullâh'a birisi geldi. Ve: - Ca'fer'in (haremiyle âilesi) kadınları (ağlaşıyorlar) dedi. Ve (nevha ile) ağlaştıklarını söyledi. Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem de o kimseye kadınları bu çığlıktan men' etmesini emretti. O adam gitti. Sonra ikinci def'a Resûlullâh'a geldi ve kadınların kendisine itâat etmediklerin haber verdi. Resûlullâh gene: - Kadınları men' ediniz, buyurdu. O adam üçüncü def'a geldi ve: - Yâ Resûla'llâh! Vallâhi kadınlar bize galebe ettiler, dedi. (Râvî Ömr'e diyor ki:) Hazret-i Âişe: - Resûlullâh o adama (haydi git) bu kadınların ağızlarına, (yüzlerine) toprak saç, buyurdu, dedi. 644

CENÂZE BAHSİ Evlâda şefkat göstermek;Şefkat MUSÎBET ZAMÂNINDA HÜZÜN İZHÂR EDİLMEMESİNİN VE ŞİDDETLİ BİR SABRIN FAZÎLETİ HAKKINDA ENES HADÎSİ Enes b. Mâlik Hazret-i Enes demiştir ki: Ebû Talha'nın (ağır) hasta olan bir oğlu Ebû Talha evde yokken ölmüştü. Zevcesi (Ümm-i Süleym), çocuğun öldüğünü görünce onu gasledip kefenlendi. Ve evin bir köşesine koydu. Ebû Talha geldiğinde: - Oğlan nasıldır? diye sordu. Ümm-i Süleym: - Çocuğun ıztırâbı sâkinleşti. İstirahat ettiğini zannediyorum, dedi. Ebû Talha kadını doğru söylüyor sandı. Ve (Sevinerek) yattı (eşi ile de birleşti). Sabah olunca gusledip çıkmak istediğinde Ümm-i Süleym Ebû Talha'ya çocuğun öldüğünü bildirdi. Ebû Talha (Mescid'e gidip) Nebî salla'llâhu aleyhi ve sellem ile namaz kıldı. Sonra bu karı koca arasında o gece olup bitenleri anlattı. Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem de: - Cenâb-ı Hak bu gecenizi hakkınızda mubârek kılsın! diye duâ buyurdu. Süfyân İbn-i Uyeyne: (Ensâr'dan İbâye İbn-i Rifâa isminde) bir kimse (bu çiftleşmeden Ümm-i Süleym, Ebû Talha'ya Abdullâh'ı doğurdu. Bu) Abdullâh'ın dokuz oğlunu gördüm. Bunların hepsi de Kur'ân okurdu, dediğini bildirmiştir. 645

CENÂZE BAHSİ Evlâda şefkat göstermek;Şefkat RESÛL-İ EKREM'İN MAHDÛMU HAZRET-İ İBRÂHİM'İN SÛRET-İ VEFÂTI HAKKINDA ENES İBN-İ MÂLİK HADÎSİ Enes b. Mâlik Hazret-i Enes demiştir ki: (Bir kere) Nebî salla'llâhu aleyhi ve sellem ile Haddâd bir san'atkâr olan Ebû Seyf (Berâ' İbn-i Evs) in evine gitmiştik. Ebû Seyf'in zevcesi Ümm-i Bürde Peygamber'in mahdûmu Hazret-i) İbrâhîm'in murdıası, süt ninesi idi. Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem İbrâhîm'i (kucağına) aldı. İbrâhîm'i öptü, kokladı. Bundan sonra bir kerre daha Ebû Seyf'in evine gittik. (Bu def'a) İbrâhîm can veriyordu. Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem'in iki gözü yaş dökmeğe başladı. Bunun üzerine (Abdurrahmân) İbn-i Avf: - Yâ Resûlullâh! Halk musîbet zamânında sabretmiyebilir, fakat sen de mi? diye taaccüb ve istiğrâb eyledi. Resûlullâh: - Ey İbn-i Avf! Bu hal, (babanın çocuğuna karşı beslediği) rikkat ve şefkattir. (Yoksa sabır ve tevekküle münâfî bir nevha değildir) duyurdu. Sonra bu göz yaşını bir diğeri ta'kîb eyledi. Bu def'a da Resûl aleyhi's-selâm: - Göz ağlar ve kalb mahzûn olur. Biz, Rabbimiz'in râzı olacağı sözden başka bir kelime ile izhâr-ı hüzn etmeyiz. Ey İbrâhîm! Biz, senin ayrılığınla pek ziyâde mahzûn ve mükedderiz, buyurdu. 646

CENÂZE BAHSİ Dili tutmak RESÛL-İ EKREM'İN SA'D İBN-İ ÜBÂDE HAZRETLERİNİN MARAZ-I MEVTİNDE İYÂDE BUYURUP AĞLAMASI Abdullâh b. Ömer İbn-i Ömer demiştir ki: Sa'd İbn-i Ubâde (bir kere) kendisine ârız olan bir hastalıktan dolayı (mizâcından) şikâyet ediyordu. Nebî salla'llâhu aleyhi ve sellem Abdurrahmân İbn-i Avf, Sa'd İbn-i Ebî Vakkâs ve Abdullâh İbn-i Mes'ûd ile birlikte Sa'd'i iyâde ve ziyârete gelmişlerdi. Resûlullâh Sa'd'in yanına girdiğinde onu âilesi tarafından dikkat ve ihtimâmla ihâta edilmiş bir halde buldu. Resûlullâh aleyhi's-selâm: - Yoksa Sa'd öldü mü? diye sordu. - Hayır yâ Resûla'llâh! Ölmedi, diye cevâb verdiler. Aleyhi's-salâtü ve's-selâm (müteessir olup) ağladı. Resûlullâh'ın ağladığını görünce oradakiler de ağlaştılar. Bunun üzerine Resûlullâh: - İşitmediniz mi? Allah gözyaşı ile, iç üzüntüsü insanı azâb etmez. Ve eliyle (mubârek) dilinde işâret ederek: İşte bunun yüzünden (ya) azâb eder, yâhud (vaîdini infâz etmez,) merhamet eder. Ve meyyit, âilesinin kendisine (menhî bir şekilde) ağlamasından dolayı azâb olunur, buyurdu. Ömer radiya'llâhu anh de (câhiliyet âdeti üzere) ağlandığında (te'dîb için) sopa ile döver, çakıl attırır, toprak saçtırır. 647

CENÂZE BAHSİ Bî'at HİCRET'İ MÜTEÂKIB KADINLARDAN BÎAT ALINDIĞINDA BÎAT MADDELERİ İÇİNDE ÖLÜYE NEVHA EDİLMİYECEĞİNİN DE BİR MADDE OLARAK BULUNDUĞU HAKKINDA ÜMM-İ ATIYYE HADÎSİ Ümmü Atıyye Ümm-i Atıyye demiştir ki: Nebî salla'llâhu aleyhi ve sellem biz (kadınlar) dan (İslâm üzere) bîat aldığında, ölüye nevha etmiyeceğimize dâir de söz almıştı. Beş kadından başka bizden hiçbir kadın (o sırada) ahdini îfâ etmedi. (Bu beş kadın:) Ümm-i Süleym, Ümm-i Alâ', Muâz'ın karısı olan Ebû Sebre kızı ve daha iki kadındır. Yâhud Ebû Sebre kızı ile Muâz'ın karısı ve daha bir kadın. 648

CENÂZE BAHSİ Cenâzeye ayağa kalmak CENÂZEYE KIYAM HAKKINDA ÂMİR İBN-İ REBÎA HADÎSİ. VE CENÂZEYE KIYÂMIN MÜNTEHÂ-Yİ MÜDDETİ Âmir İbn-i Rebîa Nebî salla'llâhu aleyhi ve sellem'den ahzeden Âmir İbn-i Rebîa'dan şöyle rivâyet edilmiştir: Resûlullâh buyurmuştur ki: Sizin biriniz bir cenâze gördüğünde, ânınla gitmek istemezse (cenâze ilerileyip) cenâzeden geri kalana kadar; yâhud cenâze (yi götürenler) o kimseyi geride bırakana kadar; yâhud o kimseyi geride bırakmazdan evvel cenâze yere inidirilene kadar kıyâm etsin! 649

CENÂZE BAHSİ Cenâzeye ayağa kalmak BU BÂBDA EBÛ HÜREYRE HADÎSİ Ebû Saîd-i Hudrî Makburî demiştir ki: Biz bir cenâzede bulunduk. Ebû Hüreyre radiya'llâhu anh Mervâ'nın elinden tuttu. Cenâze (omuzdan yere) konulmazdan evvel oturdular. Bunun üzerine Ebû Saîd (-i Hudrî) radiya'llâhu anh geldi. Mervân'ın elinden tuttu. Ve: - Kalk, dedi. Vallâhi şu adam (Ebû Hüreyre) bilir ki, Nebî salla'llâhu aleyhi ve sellem bizi cenâze omuzdan yere indirilmedikçe oturmaktan nehyederdi, dedi. Ebû Hüreyre de: - Ebû Saîd doğru söylüyor, diye tasdîk eyledi. 650

CENÂZE BAHSİ Cenâzeye ayağa kalmak BU BÂBDA VÂRİD OLAN HABERLERDEN CÂBİR HADÎSİ Câbir b. Abdullâh Hazret-i Câbir demiştir ki: (Bir kerre) yanımızdan bir cenâze geçmişti de Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem cenâze geçtiği için kıyâm etmişti. Biz de (kendisine uyarak) ayağa kalktık. Ve: - Yâ Resûla'llâh! Bu bir yehûdî cenâzesidir, dedik. Resûl aleyhi's-selâm: - Bir cenâze gördüğünüzde (müslim olsun, kâfir olsun) kıyâm ediniz!. (Çünkü ölüm korkunç şeydir) buyurdu. 651
CENÂZE BAHSİ İyiliğin mükâfâtı BU BÂBDA VÂRİD OLAN HADÎSLERDEN EBÛ SAÎD-İ HUDRÎ HADÎSİ Ebû Saîd-i Hudrî Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem buyurmuştur ki: Cenâze (tabuta) konulup erkekler omuzlarına yüklendiklerinde o cenâze iyi bir kişi ise: Beni (sevâbıma) ulaştırınız, der. Eğer o cenâze kötü bir kişi ise: Eyvâh! Bu cenâze ile nereye gidiyorsunuz? diye feryâd eder. Cenâzenin bu sayhasını (gâfil) insandan başka her mevcûd işitir. İnsan da bunu duysa derhal bayılır. 652

CENÂZE BAHSİ Cenâzeyi acele kaldırmak CENÂZENİN ÖNÜNDE KOKULAR YAKARAK TA'KÎB EDİLMESİ MENHÎDİR Ebû Hüreyre Nebî aleyhi's-selâm'ın şöyle buyurduğu rivâyet edilmiştir: Cenâzeyi (i'tidâl ile) everek naklediniz. Eğer bu ölü iyi bir kişi ise bu bir hayırdır. Onu (bir an evvel kabirdeki) hayır ve sevâbına ulaştırmış olursunuz. Eğer bu cenâze iyi bir kişi değilse, bu da bir şerdir. (Bir an evvel) omuzlarınızdan atmış bulunursunuz. 653

CENÂZE BAHSİ Cenâzeye gitmek CENÂZE TEŞYÎİNİN FAZÎLETİ HAKKINDA İBN-İ ÖMER İLE EBÛ HÜREYRE'NİN İHTİLÂFLARI VE HAZRET-İ ÂİŞE'NİN HAKEMLİĞİ Abdullâh b. Ömer (Nâfi' tarîkı ile) şöyle rivâyet edilmiştir: (Nâfi' demiştir ki:) İbn-i Ömer'e: - Ebû Hüreyre, cenâzeye uya (rak kabre kadar gide)n kimse için bir kırat (ecir) vardır, diyor, (Siz ne dersiniz?) denilmişti. İbn-i Ömer: - (Artık) Ebû Hüreyre de bize (hadîs rivâyet etmekte) çok oldu, diye cevâb vermişti. Fakat Âişe radiya'llâhu anhâ Ebû Hüreyre'yi tasdîk ederek: - Ebû Hüreyre'nin dediğini ben de Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem'den işittim, demesi üzerine Abdullâh İbn-i Ömer: - Allâh'ın bir çok ihsanlarını almakta kusûr ettik (desen a) buyurdu. 654

CENÂZE BAHSİ Yahûdi ve hıristiyanların kabirleri mescit edinme âdeti KABİRLERİ MESCİD İTTİHÂZININ NEHYİNE DÂİR HAZRET-İ ÂİŞE HADÎSİ Ümmü'l-mü'minîn Âişe Şöyle nakledilmiştir: Nebî aleyhi's-selâm âhirete rıhlet eylediği hastalığında: "Allah yehûd ve nasârâyı rahmetinden uzak kılsın!. Bunlar peygamberlerinin kabirlerini birer mescid edindiler" buyurmuştur. (Hazret-i) Âişe: "Böyle bir endîşe olmasaydı (Ashâb-ı Kirâm) Resûlullâh'ın kabrini açık bırakırlardı. Lâkin ben mescîd ittihâz edilmesinden korkarım" demiştir. 655

CENÂZE BAHSİ Lohusa iken vefat eden kadın CENÂZE NAMAZINDA İMAM MEYYİTE KARŞI NE VAZİYETTE DURMALIDIR? Semüre b. Cündeb Şöyle rivâyet edilmiştir: İbn-i Cündeb demiştir ki: Loğusalığından dolayı vefât eden (Ensâr'dan Ümm-i Kâ'b adlı) bir kadına Resûlullâh'ın arkasında namaz kıldım. Resûl aleyhi's-selâm cenâzenin (tam) ortası hizâsına doğru durmuştu. 656

CENÂZE BAHSİ Cenâze namazı CENÂZE NAMAZINDA FÂHİTA KIRÂETİ HAKKINDA İBN-İ ABBAS HADÎSİ Abdullâh b. Abbâs Cenâzeye namaz kıldığı ve (nemezde cehren) Kur'ân-ı Kerîm'in Fatîha (sûre) sini okuyup (sonra da) bilsinler ki, Fâtiha okunması sünnettir, dediği rivâyet edilmiştir. 657

CENÂZE BAHSİ Kabir suali;Münker-Nekir;Ölüye makâmı gösterilir KABİR SUÂLİ HAKKINDA ENES İBN-İ MÂLİK HADÎSİ Enes b. Mâlik Nebî salla'llâhu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğu rivâyet edilmiştir: (Mü'min) kul, kabrine konulup onun ashâb ve yârânı geri dönüp gittiklerinde -ki meyyit, bunlar yürürken ayakkablarının sesini bile muhakkak işitir- ona (Münker ve Nekîr adlı) iki melek gelir. Bunlar meyyiti oturturlar. Ve ona: - Hâ! Şu Muhammed -salla'llâhu aleyhi ve sellem- denilen kimse hakkında (ki kanâatin nedir?) Ne dersin? diye sorarlar. O mü'min de: - Samîmî bildiğim ve size de bildirmek istediğim şudur ki, Muhammed salla'llâhu aleyhi ve sellem Allâh'ın kulu, ve Allâh'ın Resûlü'dür, diye cevab verir. Bunun üzerine melekler tarafından: - Ey mü'min! Cehennem'deki yerine bak, Allâhu Teâlâ bu azâb yerini senin için Cennet'ten (yüce) bir makâma tebdîl eyledi, denilir. Nebî salla'llâhu aleyhi ve sellem: "O mü'min, Cehennem ve Cennet'teki iki makâmını birden görür" buyurmuştur. Fakat kâfir veyâhud münâfık olan meyyit (meleklerin bu suâline karşı): - Muhammed hakkında birşey bilmiyorum. Halkın ona (peygamber) dedikleri bir sözü (işitir), ben de halka uyup söylerdim, diye cevâb verir. Bu iki melek tarafından bu kâfir veya münâfıka: - Hay sen anlamaz ve uymaz olaydın! denilir, sonra bu kâfir veya münâfıkın iki kulağı arasına demirden bir topuzla vurulur. O topuzu yiyince kâfir veyâ münâfık şiddetli sayha ile bir bağırır ki, bu feryâdı ins ve cinden başka bu ölüye yakın olan herşey işitir. 658

CENÂZE BAHSİ Hz.Mûsâ;Mûsâ (A.S.) CENÂB-I HAKK'IN MELEKÜ'L-MEVT İLE HAZRET-İ MÛSÂ'YI İMTİHÂNINA DÂİR EBÛ HÜREYRE HADÎSİ Ebû Hüreyre Buhârî'nin tahrîcine göre Ebû Hüreyre demiştir ki: Melek-i Mevt Mûsâ aleyhi's-selâm'a gönderildiğinde (şedîdü'ş-şekîme olan) Mûsâ, Azrâil'in yüzüne kemâl-i tehevvürle baktı. Bir halde ki, nüfûsu beşeriyyeyi kabza me'mûr olan bu bî-amân melek korktu, gözü karardı. Derin bir haşyet içinde Cenâb-ı Hakk'a: - Yâ Rab! Beni bir kuluna gönderdin ki, o ölmek istemiyor, diye arz-ı hâl etti. Cenâb-ı Hak Azrâil'e eski kudret ve metânetini iâde buyurarak tekrar Mûsâ'ya gönderdi. -Ma'dûd ve bir hudûdü müntehâ ile mahdûd ve muayyen olmak şartiyle kendisine arzu ettiği kadar yaşaması bahşedildiğini şöyle buyurdu. Mûsâ bu bahşâyiş-i ilâhîye muttali' olunca: - Yâ Rabbî! Bundan sonra ne olacak? Ölecek miyim, yoksa daha yaşıyacak mıyım, diye sordu. Taraf-ı İlâhîden: Öleceksin, buyuruldu. Mûsâ: - Öyle ise ölüm şimdi gelsin, niyâzında bulundu. Ve yine Cenâb-ı Hak'tan bir taş atımı menziline kadar kendisini Beyt-i Makdis'e yaklaştırmasını ve orada ölüp oraya defnolunmasını diledi. Ebû Hüreyre demiştir ki: Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem: - Eğer ben Mûsâ'nın medfeninde sizinle berâber bulunsaydım, onun yol kenarında olan ve kızıl bir kum tepesinin yanında bulunan kabrini size gösterirdim, buyurdu. 659

CENÂZE BAHSİ Şehitlerin gömülmesi UHUD ŞEHÎDLERİNİN SÛRET-İ DEFNİ HUSÛSUNDA CÂBİR İBN-İ ABDİ'LLÂH HADÎSİ Câbir b. Abdullâh Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem Uhud (gazâsı) şehidlerinden ikişer kişiyi bir kabirde yerleştiriyordu. Ve bize: - Bunların hangisi Kur'ân'ı daha çok öğrenmiştir? diye soruyordu. Bu çift şehidlerden birisine işâret edilince, onu kabre önce koyuyordu. Ve sonra: - Kıyâmet gününde ben bu mücâhidlerin hayatlarını fedâ ettiklerinin şâhidiyim, buyurdu. Sonra da azîz şehidlerin gasledilmeden ve üzerlerine namaz kılınmadan kanlar içinde defnolunmalarını emreyledi. 660

CENÂZE BAHSİ  İRTİHAL BUYURMAZDAN EVVEL RESÛL-İ EKREM'İN UHUD ŞEHÎDLERİNE NAMAZ KILDIĞINA DÂİR UKBE İBN-İ ÂMİR HADÎSİ. VE ŞEHÎDE NAMAZ KILINMASI HUSÛSUNDA ULEMÂNIN İCTİHADLARI Ukbe İbn-i Âmir Rivâyet olunduğuna göre, Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem (irtihâline yakın) bir gün çıkıp Uhud (gazâsı) şehidlerine meyyite namaz kılar gibi namaz kıldı. Sonra (Medîne'ye) gelip minbere çıktı. Ve (ölülere, dirilere vedâ eder gibi bir hutbe îrâd edip) buyurdu ki: Ben sizin Kevser havuzuna ilk erişeniniz olacağım. Sizin Hak yolundaki hizmetlerinize şehâdet edeceğim. Vallâhi ben, şu anda (Cennet'teki) havuzumu görüyorum. Ve emîn olunuz yine şu anda bana hazâin-i arzın yâhud arzın anahtarları verildi, (bütün cihâna İslâm nûrunun intişârı tebşîr edildi). Vallâhi ben, vefâtımdan sonra sizin hâl-i şirke döneceğinizi umarak hiç endîşe etmem. Yalnız sizin (ihtiras ile) nefsâniyet güdüp didişmenizden korkarım. 661

CENÂZE BAHSİ  İBN-İ SAYYÂD HAKKINDA ABDULLÂH İBN-İ ÖMER HADÎSİ Abdullâh b. Ömer Rivâyet olunduğuna göre, müşârün-ileyh demiştir ki: Ömer radiya'llâhu anh Nebî salla'llâhu aleyhi ve sellem ile berâber bir cemâat içinde İbn-i Sayyâd (denilen bir kâhin) in yanına gitmişlerdi. Resûlullâh ile maiyyetindeki zevât İbn-i Sayyâd'ı (Ensâr'dan) Benî Megâle soyunun kasrı yanında çocuklarla oynarken buldular. İbn-i Sayyâd o sırada henüz erlik çağına ermeğe yaklaşmıştı. Bu genç kâhin Resûl aleyhi's-selâm'ı bilemedi. Resûl-i Ekrem eli ile buna (hafifçe) vurarak: - Benim Resûlu'llâh olduğuma inanır mısın? deyince anladı. Resûl-i Ekrem'e bakarak: - Senin ümmîlerin peygamberi olduğunu kabûl ederim, dedi. Ve sonra Resûl-i Ekrem'e: - Sen de benim resûlu'llâh olduğuma inanır mısın, dedi. Resûlullâh bunun suâline cevap vermeği bırakıp: - Ben Allâh'a ve Allâh'ın (hak) peygamberlerine inanırım, buyurdu. Sonra da bu küçük kâhine: - Düşte, türede ne görüyorsun bakalım? diye sordu. O da: - Bana gerçek haberler de gelir, yalan haberler de. (Rü'yâmın kimi eğri çıkar, kimi doğru) diye cevab verdi. Bunun üzerine Resûl aleyhi's-selâm: Öyle ise senin işin çok karışıktır, buyurdu. Bundan sonra Nebî salla'llâhu aleyhi ve sellem İbn-i Sayyâd'a: - Haydi gönlümde senin için bir şey sakladım, şunu bil bakayım? buyurdu. (Ve zihninde Sûre-i Dühân'ı hatırlamıştı). İbn-i Sayyâd: - Gönlündeki "Duh" dur, diye cevab verdi. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem: - Haydi sus, yıkıl git, haddini tecâvüz etme, buyurdu. Şimdi Ömer radiya'llâhu anh: - Yâ Resûla'llâh müsâade buyur da şu yalancı piçin boynunu vurayım, dedi.. Nebî salla'llâhu aleyhi ve sellem: - Bırak şunu, eğer bu deccâl ise sen onu vurmağa me'mûr değilsin. Deccâl değil ise onu öldürmekte senin için ne hayır ve menfaat vardır, buyurdu. Yine İbn-i Ömer radiya'llâhu anhumâ demiştir ki: Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem bundan başka bir kerre de Übey İbn-i Kâ'b radiya'llâhu anh ile berâber İbn-i Sayyâd'ın bulunduğu bir hurmalığa gitmişti. Resûlullâh onu gâfil avlamak ve İbn-i Sayyâd kendilerini görmeksizin onun husûsî hayâtını görmek ve onun kehânetini ve gayri tabiî hâlini Ashab'a göstermek istiyordu. Nebî salla'llâhu aleyhi ve sellem onu kadife kisvesi içinde yan yatmış bir halde gördü. Hırka içinde genizden gelen bir hırıltı vardı. Tam bu sırada bir hurma ağacının arkasına gizlenmiş bulunan İbn-i Sayyâd'ın annesi, Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem'i gördü. Ve hemen: - Yâ Sâfi! İşte Muhammed geldi, diye seslendi. Sâfi, İbn-i Sayyâd'ın adıdır. İbn-i Sayyâd sür'atle ayağa kalktı. Bunun üzerine Nebî salla'llâhu aleyhi ve sellem maiyyetinde bulunan zevâta: - Şu kadın oğlunu o halde bıraksaydı, o, saçma sapan sözleriyle gayri tabiî hâli ile size ne mal olduğunu anlatırdı, buyurdu. 662

CENÂZE BAHSİ Çocuğa telkin RESÛL-İ EKREM'İN HÂDİMİ BULUNAN BİR YEHÛDÎ ÇOCUĞUNU MARAZ-I MEVTİNDE İYÂDE BUYURUP TA'LÎM-İ DÎN ETTİKLERİNE DÂİR ENES HADÎSİ Enes b. Mâlik (Abdü'l-Kuddüs) adlı bir yehûdî çocuğu vardı. Nebî salla'llâhu aleyhi ve sellem'e hizmet ederdi. (Bir ara) çocuk hastalandı. Nebî aleyhi's-selâm bunu iyâdeye geldi. Ve başucunda oturdu. Ve çocuğa: "Müslüman ol!" buyurdu. Çocuk (yanında bulunan) babası (nın yüzü) ne baktı. Babası oğluna: - Ebü'l-Kâsım salla'llâhu aleyhi ve sellem'in emrini kabûl et! dedi. Abdü'l-Kuddüs de hemen: - (Eşhedü en lâ ilâhe illâ'llâh ve eşhedü enne Muhammeden resûlu'llâh) deyip müslüman oldu. Nebiyy-i Erham salla'llâhu aleyhi ve sellem (hastanın yanından) çıkarken: Şu çocuğu Cehennem ateşinden halâs eden Cenâb-ı Hakk'a hamd ü senâlar olsun, diyordu. 663

CENÂZE BAHSİ Çocuklar islâm fıtratı üzerine doğar CENÂB-I HAKK'IN İNSANLARI HAKKI KABÛLE MÜSÂİD BİR FITRATTA YARATTIĞI, SONRA ÇOCUĞUN ANASİYLE BABASI KENDİ DİNLERİNİ ÖĞRETTİKLERİ HAKKINDA EBÛ HÜREYRE HADÎSİ Ebû Hüreyre Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurdu, dediği rivâyet edilmiştir: Her doğan çocuk muhakkak İslâm fıtratı üzerine doğar. Sonra anasiyle babası onu yehûdî yâhud nâsrâni, yâhud mecûsî yaparlar. Nasıl ki, her hayvanın yavrusu tâmmü'l-a'zâ' olarak doğar. Hiç o yavrunun burnunda, kulağında eksik, kesik bir şey görülür mü? Sonra Ebû Hüreyre radiya'llâhu anh: [Habîbim! Allâh'ın insanları hakkı idrâk ve kabûle müsâid yarattığı fıtrat-ı asliyyesi -ki, fıtrat-ı İslâmiyyedir- rehber-i hareket ittihâziyle Allâh'ın yarattığı bu İslâm ve tevhid seciyyesini şirk ile tebdîl etmek muvâfık değildir. Bu İslâm ve tevhid dîni, en doğru bir dindir] meâlindeki nazm-ı şerîfi okumuştur. 664

CENÂZE BAHSİ Ölmek üzere bulunana telkin RESÛL-İ EKREM'İN, AMUCASI EBÛ TÂLİB'E KELİME-İ TEVHÎD ARZETMESİ, FAKAT EBÛ TÂLİB'İN İ'RÂZINA DÂİR MÜSEYYEB HADÎSİ Müseyyeb İbn-i Hazn Şöyle dediği rivâyet edilmiştir: Ebû Tâlib'e ölüm (alâmetleri) geldiği sırada ona, Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem geldi. Ve amcasının yanında Ebû Cehl İbn-i Hişâm ile Abdullâh İbn-i Ebî Ümeyye'yi buldu. Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem Ebû Tâlib'e: - "Ey ammi! (Lâ ilâhe illâ'llâh) de, nezd-i Bârî'de kendisiyle sana şehâdet ve şefâat edebileceğim (bu mübârek) kelimeyi söyle!" buyurdu. Ebû Cehl ve Abdullâh İbn-i Ebî Ümeyye: - Ey Ebû Tâlib! Abdülmuttalib milletinden yüz mü çevireceksin? diye men' ettiler. Resûl-i Ekrem amucasına bu kelime-i tevhîdi arza devâm ediyordu. Bu ikisi de mütemâdiyen o sözlerini tekrar eyliyorlardı. Nihâyet Ebû Tâlib bunlara söylediği son söz olarak: - "O, (yâni ben) Abdülmuttalib milleti üzredir" dedi, ve "Lâ ilâhe illâ'llâh" demekten çekindi. Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem: - "İyi bil amcacığım! Yemîn ederim ki ben, hakkında mağfiret dilemekten nehy olunmadıkça herhalde Allâhu Teâlâ'dan senin için af ve mağfiret dilerim!" dedi. 665

CENÂZE BAHSİ  ALÎ İBN-İ EBÎ TÂLİB RADİYA'LLÂHU ANH'İN KAZÂ VE KADERE DÂİR BİR HADÎSİ Alî b. Ebî Tâlib (Biz bir kere) Bakî-i Garkad (kabristanında) bir cenâzede bulunduk. Nebî salla'llâhu aleyhi ve sellem de yanımıza gelip oturdu, biz de etrâfına oturduk. Resûl-i Ekrem'in elinde bir asâ vardı. O hazret başını eğdi. Asâsiyle yere vurmağa başladı. Sonra buyurdu ki: - Sizden hiçbir kimse ve nüfûsu mahlûkadan hiçbir nefis yoktur ki, onun (Allâhu Teâlâ tarafından) Cennet'teki ve Cehennem'deki yeri takdîr ve ta'yîn edilmemiş olsun! Onun şakî ve saîd olduğu tesbit olunmamış bulunsun! Bunun üzerine Ashâb-ı Kirâm'dan birisi dedi ki: - Öyle ise yâ Resûla'llâh! Ameli ve ibâdeti bırakıp Cenâb-ı Hakk'ın takdîrine i'timâd edemez miyiz? Bizdenm, saâdet ehli (olması mukadder) olan her kişiyi kazâ-yı ilâhî, ehl-i saâdetin (hayır) ameline sevkeder, (kişi Cennet'e nâil olur). Yine bizden ehl-i şakâvetten (olması mukadder) olan her kişiyi de kazâ-yı İlâhî, ehl-i şakâvetin (şer) ameline sevkeder, (bu da Cehennem'e girer). Resûl-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem cevâben: - Saâdet ehline, saâdet sâhiblerinin (hayır) ameli (sevdirilerek) îfâsı kolaylaştırılır. Ehl-i şakâvete de eşkıyâ zümresinin (şer) işleri (sevdirilerek) îfâsı teshîl edilir, buyurdu. Sonra Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem şu mealdeki âyet-i kerîmeyi okudu: - O kimse ki Allah hakkını verir, Allah'tan korkar, güzel kelimeyi, (Lâ ilâhe illâ'llâh) Kelime-i Tevhîd'ini tasdîk eder, muhakkak biz o kimseye hayra karşı yüsrü mûcib bir haslet müyesser kılarız. O kimse ki, hakku'llâh'a buhl edip inâyet-i ilâhiyyeden istiğnâ ve güzel kelimeyi tekzîb eder, ona da hayra karşı usrü şiddet-i mûcib bir haslet müyesser kılarız. 666

CENÂZE BAHSİ İntihar;Kendini öldürmek (intihar);Yemin İSLÂM'DAN BAŞKA BİR DÎNE YEMÎN VE HÜKMÜ Sâbit İbn-i Dahhâk Resûl aleyhi's-selâm buyurdu ki: Kim ki İslâm'dan başka bir dîne kâzib ve müteammid olarak yemîn ederse, o kimse dediği gibi (yalancı) dır. Kim ki, keskin bir âletle kendini öldürürse, bu kimse de Cehennem ateşinde o âletle azâb olunur. 667

CENÂZE BAHSİ İntihar;Kendini öldürmek (intihar) MÜNTEHİR HAKKINDA CÜNDÜB HADÎSİ Cündüb b. Abdullâh Nebî salla'llâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu, dediği rivâyet edilmiştir: (Sizden evvel geçen bir ümmet içinde) bir adamın yarası vardı. (Istırâbına dayanamayıp) kendisini öldürdü de, Allâhu Teâlâ: "Kulum kendi kendisine (ölüme teşebbüs ederek) bana takaddüm eyledi. Ben (de) ona Cennet'i haram kıldım" buyurdu. 668

CENÂZE BAHSİ İntihar;Kendini öldürmek (intihar) İNTİHÂRIN NEV'İNE GÖRE MÜNTEHİRİN AZÂB OLUNACAĞINA DÂİR EBÛ HÜREYRE HADÎSİ Ebû Hüreyre Nebî salla'llâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu, dediği rivâyet edilmiştir: (Dünyâda ip ve emsâli ile) kendini boğan kimse Cehennem'de kendini boğar (ak, bıçak gibi şeylerle) kendini vuran da Cehennem'de kendini vurar(ak azâb olunur). 669

CENÂZE BAHSİ Ölüyü hayırla anmak;Şâhitlik;Tezkiye ÖLÜYÜ İYİLİKLE YÂD ETMEK Enes b. Mâlik (Bir kerre) Resûl-i Ekrem ile bâzı Ashâbının yanlarından bir cenâze geçti. Ashâb-ı Kirâm bu cenâzeyi hayır ile andılar. Nebî salla'llâhu aleyhi ve sellem de "vâcib oldu!" buyurdu. Sonra başka bir cenâze daha geçmişti. Ashâb-ı Resûl bunu da şer ile andılar. Resûl-i Ekrem de yine "vâcib oldu" buyurdu. Bunun üzerine Ömer İbn-i Hattâb: - Ne vâcib oldu, yâ Resûla'llâh? diye sorması üzerine, Resûlullâh: - Şu önce geçen cenâzeyi hayır ile yâdettiniz, ona Cennet vâcib oldu. Sonraki cenâzeyi şer ile andınız. Buna da Cehennem vâcib oldu. Çünkü siz yeryüzünde Allâh'ın şahidlerisiniz, buyurdu. 670

CENÂZE BAHSİ Şâhitlik;Tezkiye CENÂZEYİ TEZKİYE. VE HAYIR VEYA ŞER İLE YÂD VE ŞEHÂDETİN TE'SÎRİ;TEZKİYENİN BİLGİYE VE VÂKIA MUTÂBAKATİ ŞART MIDIR? Ömer b. el-Hattâb Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu, dediği rivâyet edilmiştir: Hangi bir müslüman ki, onun hakkında dört (mü'min) hayır ile senâ ve şehâdet eder, Cenâb-ı Hak o müslümanı Cennet'e idlâl eder. Biz dedik ki: - Yâ Resûla'llâh! Üç kişi şehâdet ederse de böyle midir? Resûl-i Ekrem: - Üç kişi şehâdet ederse de böyledir, buyurdu. Sonra: - İki kişi şehâdet ederse de böyle midir? dedik. Resûl-i Ekrem: - İki kişi şehâdet ederse de böyledir, buyurdu. Bundan sonra biz, Resûl-i Ekrem'den bir şâhidden sormadık. 671

CENÂZE BAHSİ Kabir suali;Münker-Nekir KABİR AZÂBI HAKTIR Berâ' b. Âzib Nebî salla'llâhu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğu rivâyet edilmiştir: (Münker, Nekîr adlı) melekler gelerek mü'min kabrinde oturtuldukta (bunların suallerine cevâben:) mü'minin "Lâ ilâhe illâ'llâh, Muhammedün Resûlullah" diyerek şehâdet getirmesi: "Allah mü'minleri, gönüllerinde yerleşen şehâdet kelimesiyle dünyâda ve kabirde böyle sâbit kılar" meâlindeki kavl-i şerîfi (n canlı bir ifadesi) dir. 672

CENÂZE BAHSİ  RESÛL-İ EKREM'İN EHL-İ KALÎBE YÂNİ BEDİR MAKTULLERİNE HİTÂBI. BU BÂBDA ABDULLÂH İBN-İ ÖMER VE ÂİŞE HADÎSLERİ Abdullâh b. Ömer Şöyle dediği rivâyet edilmiştir: Nebî salla'llâhu aleyhi ve sellem ehl-i Kalîb'i (ki Bedir'de maktûl olan rüesâ-yi Kureyş'in harb meydanında serilen lâşeleridir) müşâhede buyurdukta, bunlara: - Nasıl, Rabbinizin va'dettiği azâb ü cezâyı hak buldunuz mu? diye hitâb etmişti. (Ömer İbn-i Hattâb tarafından:) - Yâ Resûla'llâh! Bu (duygusuz) cîfelere mi hitâb ediyorsunuz? denildikte, Resûl-i Ekrem: - Siz bunlardan fazla işitir değilsiniz. Fakat bunlar cevab veremezler, buyurdu. 673

CENÂZE BAHSİ  RESÛL-İ EKREM'İN EHL-İ KALÎBE YÂNİ BEDİR MAKTULLERİNE HİTÂBI. BU BÂBDA ABDULLÂH İBN-İ ÖMER VE ÂİŞE HADÎSLERİ Ümmü'l-mü'minîn Âişe Şöyle dediği rivâyet edilmiştir: Nebî salla'llâhu aleyhi ve sellem: (Bedir maktulleri işitir, demedi. Belki) bu ölüler kendilerine söylemekte bulunduğum sözümün hak ve doğru olduğunu şimdi bilir, buyurdu. Nasıl ki, Allâhu Teâlâ da: "Habîbim, sözünün ölülere duyuramazsın!" buyurmuştur. 674

CENÂZE BAHSİ Kabir suali HAZRET-İ ÖMER'İN SUÂLİNDEN GÂYESİ Esmâ' b. Ebî Bekr Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem (bir kerre) hutbe îrâdına başlamış ve kişinin kabirde görüp geçireceği sorgu ve sualleri anlatmıştı. Resûl-i Ekrem kabir ahvâlini böyle tafsîlâtiyle anlatınca müslümanlar dehşetli bir sûrette feryâd edip ağlaştılar. 675

CENÂZE BAHSİ Kabir azâbı KABİR AZÂBI HAKKINDA EBÛ EYYÛB-İ ENSÂRÎ RADİYA'LLÂHU ANH HADÎSİ Ebû Eyyûb-i Ensârî (Bir gün) Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem'in, güneş battıktan sonra (Medîne hâricine) çıktığı ve bir ses işiterek: - Yahûdiler mezarlarında azâb olunuyor, buyurduğu rivâyet edilmiştir. 676

CENÂZE BAHSİ Deccâl;Kabir azâbındar Allah'a sığınmak RESÛL-İ EKREM'İN KABİR AZÂBINDAN İSTİÂZE BUYURDUĞUNA DÂİR EBÛ HÜREYRE HADÎSİ Ebû Hüreyre Nebî salla'llâhu aleyhi ve sellem şöyle duâ buyurmağa devam, (ve ümmetime ta'lîm) ederdi, dediği rivâyet edilmiştir: - Yâ Rab! Kabir azâbından, Cehennem azâbından, hayat ibtilâsından, ölüm şedâidinden, mesîh deccâlın fitnesinden sana sığınırım! 677

CENÂZE BAHSİ Ölüye makâmı gösterilir ÖLÜYE CENNET VE CEHENNEM'DEKİ MAKÂMININ GÖSTERİLECEĞİNE DÂİR ABDULLAH İBN-İ ÖMER HADÎSİ Abdullâh b. Ömer Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğu rivâyet edilmiştir: Sizden biriniz vefât ettiğinde sabah ve akşam ona kendi makâmı gösterilir: O kimse ehl-i Cennet'ten ise, ehl-i Cennet makâmâtından bir makam; ehl-i nârdan ise, Cehennem'in hücrelerinden bir karargâh gösterilir. Ve ona: Burası senin (müstakbel ve ebedî) durağındır. Kıyâmet günü Allah seni buraya gönderecektir, denilir. 678

CENÂZE BAHSİ  RESÛL-İ EKREM'İN OĞLU HAZRET-İ İBRÂHİM'İN CENNET'TE İRDÂI HAKKINDA BERÂ' İBN-İ ÂZİB HADÎSİ Berâ' b. Âzib Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem'in (memede iken oğlu) İbrâhim vefât ettiğinde: İbrâhim'in Cennet'te sütninesi vardır, (rızâını tamamlar), buyurduğu rivâyet edilmiştir. 679

CENÂZE BAHSİ Müşriklerin çocukları EVLÂD-I MÜŞRİKÎN HAKKINDAKİ RİVÂYETLER Abdullâh b. Abbâs Nebî salla'llâhu aleyhi ve sellem'e (gayri bâliğ) olan evlâd-ı müşrikîn sorulduğunda: "Allâhu Teâlâ müşrik çocuklarını yaratırken bunların (nasıl yaşayıp), ne işleyeceklerini pek iyi bilir" buyurduğu rivâyet edilmiştir. 680

CENÂZE BAHSİ Fâizciler;Kur'ân-ı Kerîm'i bildiği halde okumamak;Rüyâ;Zinâ edenler EVLÂD-I MÜŞRİKÎN HAKKINDA SEMÜRE HADÎSİ Semüre b. Cündeb Şöyle rivâyet edilmiştir. İbn-i Cündeb demiştir ki: Nebî salla'llâhu aleyhi ve sellem sabah namazını kılınca yüziyle bize döner, ve: "Bu gece sizden kim rü'yâ gördü? diye sorar, idi. Birisi rü'yâ görmüşse, rü'yâsını Resûl-i Ekrem'e hikâye ederdi. O Hazret de o kimsenin rü'yâsını tâbir ederdi. Yine bir gün bize sordu. Ve: - "Sizden rü'yâ gören var mıdır?" buyurdu. Biz: - "Hayır, yoktur" dedik. Resûl-i Ekrem: - "Lâkin bu gece ben bir rü'yâ, gördüm." buyurdu: Gördüm ki, iki melek bana geldi. Bunlar iki elimi tutup beni düz bir fezâya çıkardılar. Orada bir kimse oturuyordu, diğer bir adam da ayakta duruyordu. Elinde demirden çatal bir kanca vardı. Ayaktaki adam bu çatal kancayı oturanın ağzının sağ tarafına, tâ kafasına kadar sokuyor ve ağzın bu kısmını parçalıyordu. Sonra bu adam ağzın diğer tarafını da bu sûretle tahrîb ediyordu. Bu sırada ağzın sağ kısmı iyi olmuş bulunuyordu. Bu def'a da buraya dönüyor, yine kancayı sokup parçalıyordu. Bu meleklere ben: - "Bu adam kimdir? Ve bu hal nedir?" dedim. Melekler: - "Hiç sorma, ileri yürü!" dediler. Birlikte ileri gittik. Nihâyet arkaüstü yatmış bir adamın yanına geldik. Bunun baş ucunda da bir adam oturmuş, elinde yumruk cesâmetinde bir taş. Bununla yatan adamın başını kırıyordu. Taşı başına her vurduğunda, taş yuvarlanıp gidiyordu. O adam da arkasından taşı almağa koşuyordu. O dönüp gelmeden bunun başı iyi oluyor, eski hâline avdet ediyordu. O adam avdet edince yine başına vurup eziyordu. Bu meleklere ben: - "Bu adam kimdir?" diye sordum. Melekler: - "Hiç sorma, ileri yürü" dediler. İleri gittik. Fırın gibi altı geniş, üstü dar bir deliğe eriştik. Bu deliğin altında ateş yanıyordu. Ateş, alevlenip yükseldikçe içindeki insanlar da yükseliyor, hattâ (delikten) çıkmağa yaklaşıyorlardı. Ateşin alevi sakinleştikçe de aşağı dönüyorlardı. Burada çıplak erkekler, çıplak kadınlar vardı. Bu iki meleğe ben: - "Bunlar kimdir?" diye sordum. Melekler bana: - "Hiç sorma, ileri git!" dediler. Yürüdük, tâ ki kandan bir nehrin içinde ayakta bir adam dikiliyordu. Bu nehrin kenarında da bir adam duruyordu. Önünde -nar gibi "yuvarlak" taşlar bulunuyordu. Nehirdeki adam yüzerek sâhile doğru- gelip çıkmak isteyince sâhildeki adam çenesine bir taş atıyor, nehirdeki eski yerine iâde ediyordu. Çıkmak için sâhile doğru gelmeğe her teşebbüs ettikçe, sâhildeki, hemen çenesine bir taş fırlatıyor, onu eski yerine reddediyordu. Bu iki meleğe ben: - "Bu nedir?" diye sordum. Melekler: - "Sorma, ileri yürü!" dediler. Birlik yürüdük. Yeşil bir bahçeye vardık. Bu bahçede büyük bir ağaç vardı. Bunun dibinde ihtiyar bir adamla birtakım çocuklar bulunuyordu. Bu ağaca yakın bir tarafta da, birisi, önünde ateş yakmakla meşguldü. Melekler benimle bu ağaca çıktılar. Beni bir eve koydular ki, ben bundan güzel bir ev görmedim. Burada ihtayar, genç birtakım erkekler, kadınlarla çocuklar vardı. Sonra melekler beni buradan çıkardılar. Benimle ağaca yukarı çıktılar ve beni eskisinden
daha güzel ve daha kıymetli bir eve koydular. Burada da ihtiyarlar, gençler vardı. Meleklere: "Beni bu gece -iyi- gezdirdiniz. Şimdi bana gördüğüm şeyleri bildiriniz!" dedim. Melekler: Evet (anlatalım) dediler: Hani şu ağzı parçalandığını gördüğün kimse yok mu? Bu bir yalancı idi, o, dünyâda dâimâ yalan söylerdi. 681

CENÂZE BAHSİ Ana baba namına hayır yapmak;Hz. Peygamber'in hastalığı MEYYİT NÂMINA YAPILACAK HAYIRDAN MÜTEVEFFÂNIN MÜSÂB OLACAĞINA DÂİR HAZRET-İ ÂİŞE HADÎSİ Ümmü'l-mü'minîn Âişe (Bir kerre) Nebî salla'llâhu aleyhi ve sellem'e birisi, (yâni, Sa'da İbn-i Ubâde radiya'llâhu anh gelip) demiştir ki: "Yâ Resûla'llâh! Annem ansızın vefât etti. Öyle zannediyorum ki, Anneciğim söylenebilseydi, tasadduk (edilmesini vasıyyet) ederdi. Şimdi ben onun nâmına sadaka versem annem müsâb olur mu? Resûl-i Ekrem: Evet, (olur) buyurdu. 682

CENÂZE BAHSİ Hz. Peygamber'in defni RESÛL-İ EKREM'İN VESÎLE-İ İRTİHÂLİ OLAN HASTALIĞINDA HAZRET-İ ÂİŞE HÂNESİNİ ARZU BUYURDUĞU VE ORADA VEFÂT EDİP ORAYA DEFNOLUNDUĞU HAKKINDA HAZRET-İ ÂİŞE HADÎSİ Ümmü'l-mü'minîn Âişe Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem maraz-ı mevtinde Âişe, gününün geç kaldığından şikâyet ederek, ben bugün kimin nöbetindeyim? Yarın kimin nöbetinde olacağım? der, (ve benim günümü özlediğinden dolayı) diğer ümmühât-ı mü'minîne beyân-ı îtizâr eylerdi. Benim nöbetim geldiğinde (odama şeref bahşedip) Cenâb-ı Hak Hâtem-i Enbiyâ'nın mubârek rûhunu benim sînemde kabzeyledi. Ve benim odama defnolundu. 683

CENÂZE BAHSİ Hz. Peygamber'in hoşnut olduğu Sahâbe RESÛL-İ EKREM'İN İRTİHÂLİ SIRASINDA KENDİLERİNDEN RÂZI OLDUĞUNU HAZRET-İ ÖMER'İN HABER VERDİĞİ ALTI ZAT Ömer b. el-Hattâb "Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem şu altı zattan hoşnud ve râzı olarak vefât etti, dediği ve bu altı zâtın adlarını Osmân, Alî, Talha, Zübeyr, Abdurrahmân İbn-i Avf, Sa'd İbn-i Ebî Vakkâs radiya'llâhu anhüm, diye tesmiye ve tasrîh eylediği" rivâyet edilmiştir. 684

CENÂZE BAHSİ Ölüyü hayırla anmak EMVÂTIN MESÂVÎSİNİ YÂD ETMEK MENHÎ OLDUĞUNA DÂİR HAZRET-İ ÂİŞE HADÎSİ Ümmü'l-mü'minîn Âişe Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem'in: "Müslüman ölülerinin mesâvîsni zikretmeyiniz. Çünkü onlar âhirete götürdükleri cezâ-yı amellerine erişmişlerdir" buyurduğu, dediği rivâyet edilmiştir. 685