2 Temmuz 2013 Salı

Sahih-i Buhari Bölüm 7

Bölüm 7

EBVÂBÜ'L-ÖMRE

 Hacc-ı Mebrûr;Haccın fazîleti;Ulû'l-Emre itâat ÖMRENİN FAZÎLETİ HAKKINDA EBÛ HÜREYRE HADÎSİ Ebû Hüreyre Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem 'in: "Ömre, kendisiyle öbür ömre arasındaki zaman içinde işlenilen (küçük) günâhlara keffârettir. (Kendisinde riyâ ve süm'a bulunmayan) hacc-ı mebrûrün de sevâbı, bâzı günahların afvına munhasır olmayıp Cennet (e dâhil olmak) dır" buyurduğu rivâyet edilmiştir. 844

EBVÂBÜ'L-ÖMRE Hz. Peygamber'in umreleri;Ulû'l-Emre itâat RESÛL-İ EKREM'İN ÖMRESİNİN KEMİYETİ HAKKINDA HAZRET-İ ÂİŞE VE İBN-İ ÖMER RİVÂYETLERİ Abdullâh b. Ömer Ravi'den hacdan evvel (îfâ edilen) ömre (nin hükmü) sorulmuş, o da : beis yoktur, diye cevâb vermiş, ve: Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem de haccetmezden evvel ömre etti, demiştir. 845

EBVÂBÜ'L-ÖMRE Hz. Peygamber'in umreleri;Ulû'l-Emre itâat RESÛL-İ EKREM'İN ÖMRESİNİN KEMİYETİ HAKKINDA HAZRET-İ ÂİŞE VE İBN-İ ÖMER RİVÂYETLERİ Mücâhid Diyor ki, bir kerre Urve İbn-i Zübeyr ile (Medîne de) Mescid (-i Şerîf) e girdik. Abdullah İbn-i Ömer'i Hazret-i Âişe'nin hücresine istinâd eder bir halde bulduk. Bâzı kimseler de Mescid'de Duhâ namazı kılıyorlardı. İbn-i Ömer'e, bunların Duhâ namazı için Mescid'e toplanmalarının hükmünü sorduk. İbn-i Ömer: - Bid'attir, diye cevâb verdi. Sonra Urve, İbn-i Ömer'e: - Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem kaç kere ömre etti, diye sordu. İbn-i Ömer: - Birisi Receb'de olmak üzere dört ömre eyledi, diye cevâb verdi. İbn-i Ömer'in bu son cevâbındaki hatâyı kendisine reddetmeği muvâfık bulmadık. (Bu sırada) biz, Ümmü'l-mü'minîn Âişe'nin, odasında misvâk kullandığını işitiyorduk. (Müsâadeleri alınarak girdiğimizde) Urve (halası sıfati) Âişe'ye: - Anneciğim! Ebû Abdurrahmân (Abdullah İbn-i Ömer)in ne söylediğini işittin mi? diye sordu. Hazret-i Âişe: - Ne söylüyor?, dedi. Urve İbn-i Zübeyr: - İbn-i Ömer, Resûullah salla'llahu aleyhi ve sellem 'in, birisi Receb'te olmak üzere dört ömre ettiklerini söylüyor, dedi. (Hazret-i) Âişe: - Allâh, Ebû Abdurrahmân'a rahmet etsin! Resûlullah'ın îfâ buyurduğu ömrelerin hepsine kendisi şâhid olmuştur. Halbuki Resûlullah Receb ayında kat'iyyen ömre etmemiştir, diye cevab verdi. 846

EBVÂBÜ'L-ÖMRE Hz. Peygamber'in umreleri;Ulû'l-Emre itâat BU HUSÛSTA ENES İBN-İ MÂLİK RİVÂYETİ Enes b. Mâlik (Hassân'ın) rivâyetine göre (Katâde tarafından Hazret-i) Enes'e: - Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem kaç ömre etti, diye sorulmuş. Enes İbn-i Mâlik cevâben: - Dört Ömre etti: 1) Hudeybiye ömresidir ki, Resûlullah'ı müşrikler (Mekke'ye duhulden) men' ettikleri zaman (Hicret'in altıncı yılı) Zilka 'de'sinde, 2) (Kazâ) ömresidir ki, Resûlullah'ın Kureyş ile yaptığı müsâlehanâme târihinin gelen senesi Zilka 'de'sinde, 3) Ci'râne ömresidir ki, zannedersem Huneyn ganîmetinin taksîmi senesi (olan sekizinci Hicret yılı) nda, (Katâde tarafından) Resûlullâh salla'llahu aleyhi ve sellem 'in kaç haccettiği de Enes'ten soruldu, o da: - Bir haccetti, diye cevâb verdi. (İbn-i Hemmâm'ın) rivâyetine göre (Hazret-i) Enes şöyle cevâb vermiştir: - Resûlullah dört ömre etti: 1) Kureyş müşrikleri Resûl-i Ekrem'i Mekke'ye duhulden men' ettikleri sene ki Hudeybiyye ömresi, 2) Hudeybiyye'den sonra gelen senedeki (Kazâ ömresi), 3) (sekizinci sene) Zilka'de (sin) de Ci'râne ömresi, 4) Vedâ Haccı ile yaptığı ömredir. 847

EBVÂBÜ'L-ÖMRE Hz. Peygamber'in umreleri BERÂ' İBN-İ ÂZİB RİVÂYETİ VE DİYER RİVAYETLER Berâ' b. Âzib "Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem haccetmezden evvel Zilka'de'de iki def'a ömre etti" dediği rivâyet edilmiştir. 848

EBVÂBÜ'L-ÖMRE Ulû'l-Emre itâat BERÂ' İBN-İ ÂZİB RİVÂYETİ VE DİYER RİVAYETLER Abdurrahmân İbn-i Ebî Bekr Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem Abdürrahmân'a (hemşîresi Hazret-i) Âişe'yi devesinin arkasına bindirip Ten'îm'den (ihramlayarak) ömre ettirmesini emir buyurdu. Sürâka İbn-i Mâlik İbn-i Cu'şum da Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem 'e (Minâ'da), Akabe'de, Akabe cemresini atarken mülâkî oldu da: - Yâ Resûla'llah! Hac aylarında ömre yapmak. Zât-ı Risâlet-Penâhîlerine mi mahsustur? diye sordu. Resûlullah da: - Hayır, yalnız bize has değildir. Belki (hükmü umûmîdir), Kıyâmete kadar dâimîdir, buyurdu. 849

EBVÂBÜ'L-ÖMRE Umre ecri BERÂ' İBN-İ ÂZİB RİVÂYETİ VE DİYER RİVAYETLER Ümmü'l-mü'minîn Âişe Hac hakkında Âişe radiya'llahu anhâ'nın hadîsi kesretle tekerrür etmiş ve tamâmı (nın rivâyeti) geçmiştir. Yine Âişe radiya'llahu anhâ'dan gelen bir rivâyete Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem Âişe-i Sıddîka'ya ömre hakkında: "lâkin ömre (nin ecri) senin infâk (ının derecesi) ne, veyâhud (iltizâm ettiğin) tâb ü meşakkatin (nev'ine) göredir" buyurmuştur. 850

EBVÂBÜ'L-ÖMRE İhramdan çıkmak;Kâ'be'yi tavaf BERÂ' İBN-İ ÂZİB RİVÂYETİ VE DİYER RİVAYETLER Ebû Bekre Nufey' b. Hâris (Abdullah İbn-i Keysân'ın rivâyetine göre) Esmâ' her ne zaman Hacun mevkiine uğrarsa şöyle dermiş: Allah, (Resûlü) Muhammed'e salât (ve selâm) buyursun! Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem ile biz, (esnâ-yi) hacda) bu Hacun mevkiine inmiştik. O günlerde biz, yükü hafif, biniti az, azıkları az kimselerdik. Ben, kardeşim Âişe, Zübeyr ve (bizim gibi hedy sevk etmeyen) fülân ve fülân (haccı fesh ile) ömre ettik. Biz, Beyt-i tavâf edip (sa'y ve taksîrden sonra) ihramdan çıktık ve sonra hac için yeniden ihrâma girdik. 851

EBVÂBÜ'L-ÖMRE Sa'y RESÛL-İ EKREM BİR GAZÂDAN, BİR HAC VEYA ÖMREDEN DÖNDÜĞÜNDE HER YÜKSEK MAHALDE ÜÇ KERE TEKBÎR GETİRİP RİVÂYET OLUNAN DUÂYI OKUDUKLARINA DÂİR İBN-İ ÖMER HADÎSİ Abdullâh b. Ömer Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem bir gazâdan, bir hacdan, bir ömreden döndüğünde her yüksek mahalde üç kerre tekbir getirir, sonra şöyle duâ buyururdu: Lâ ilâhe illa'llahü vahdeh; lâ şerîke leh; lehü'l-mülkü ve lehü'l-hamd; ve hüve alâ külli şey'in kadîr. Âyibûne, Tâibûne, Âbidûne, Sâcidûn; li-Rabbinâ hâmidûn. Sadaka'llahü va'deh ve nasara abdeh ve hezeme'l-ahzâbe vahdeh "= Yâ Rab! Sen'den başka ma'bud yoktur, yalnız Sen varsın!. Sen'in şerîkin yoktur. Bütün mülk Sen'indir, bütün hamd de Sen'indir. Allah, her şey'e kadirdir. Allah'ım! Biz Sana (, bize bahşettiğin ana vatana) yöneldik; (günahlarımızdan) tevbe ediyoruz; biz, ancak Rabbımıza ibâdet, Rabbımıza secde, Rabbımıza hamd ederiz. Cenâb-ı Hak va'dinde sâdıktır; kuluna nusrat etmiştir, yalnız başına bütün (eyyâm ü mevâtindeki) şirk bölgelerini dağıtmıştır". 852

EBVÂBÜ'L-ÖMRE  FETH-İ MEKKE GÜNÜ RESÛL-İ EKREM'İ ABDÜ'L-MUTTALİB ÂİLESİNE MENSÛB ÇOCUKLARIN İSTİKBÂLİ Abdullâh b. Abbâs (Mekke'nin fethi günü) Nebî RB'i, Abdülmuttalib evlâdının oğlancıkları istikbâl etmişlerdi. Resûlullah (bunlardan) birisini (devesinin) önüne, öbürüsünü de arkasına bindirdi. 853

EBVÂBÜ'L-ÖMRE Seferden gece dönmemek RESÛL-İ EKREM BİR SEFERDEN DÖNÜŞÜNDE ÂİLESİ YANINA KUŞLUK VEYÂHUD ZEVAL VAKTİ GELİRDİ VE GECE GELMEKTEN NEHYEDERDİ Enes b. Mâlik "Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem (seferden dönüşünde) âilesi (nezdi) ne geceleyin gelmezdi. Ya kuşluk vakti veyâhud zevâl ile akşam arası bir zamanda gelirdi" dediği rivâyet edilmiştir. 854

EBVÂBÜ'L-ÖMRE Seferden gece dönmemek RESÛL-İ EKREM BİR SEFERDEN DÖNÜŞÜNDE ÂİLESİ YANINA KUŞLUK VEYÂHUD ZEVAL VAKTİ GELİRDİ VE GECE GELMEKTEN NEHYEDERDİ Câbir b. Abdullâh "Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem (kişinin seferden) âilesi (nezdi) ne gece gelmesini nehyeyledi" dediği rivâyet edilmiştir. 855

EBVÂBÜ'L-ÖMRE  RESÛL-İ EKREM BİR SEFERDEN DÖNÜŞÜNDE ÂİLESİ YANINA KUŞLUK VEYÂHUD ZEVAL VAKTİ GELİRDİ VE GECE GELMEKTEN NEHYEDERDİ Enes b. Mâlik Şöyle dediğini (râvîsi Humeyd işitmiştir): Resûlulah salla'llahu aleyhi ve sellem bir seferden dönüp de Medîne'nin yüksek mebânîsini görünce (yollanması için) devesini salıvermek i'tiyâdında idi. Eğer deveden başka bir hayvana râkib bulunursa, onu da (yollanması için) harekete getirirdi. (Hâris İbn-i Umeyr) rivâyetinde: Medîne'ye muhabbetinden dolayı (binidini tahrîk ederdi) ziyâdesi vardır. 856

EBVÂBÜ'L-ÖMRE Yolculuk meşakkati SEFERDE BULUNANLARIN ÂİLE NEZDİNE DÖNMEĞE MÜSÂRAAT ETMELERİ HAKKINDA EBÛ HÜREYRE HADÎSİ Ebû Hüreyre Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem 'in şöyle buyurduğu rivâyet edilmiştir: Sefer, azabdan (elem veren) bir parçadır. O, sizin yemenizin, içmenizin, uyumanızın tadını kaçırır, intizâmını bozar. Müsâfir, sefere âid işini bitirince âilesi (nezdi) ne dönmeyi ta'cîl etsin!. 857


EBVÂBÜ'L-MUHSAR

 Muhsar İHSÂRIN YÂNİ HACDAN MEMNÛİYETİN HÜKMÜNE DÂİR İBN-İ ABBÂS VE İBN-İ ÖMER HADÎSLERİ Abdullâh b. Abbâs Şöyle dediği rivâyet edilmiştir: Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem (Hudeybiyye ömresinde Kâ'be'den) men' edilmişti, Resûlullah başını tıraş etti; kadınlarına yaklaştı; kurbanını kesti; nihâyet gelen sene ömre eyledi. 858

EBVÂBÜ'L-MUHSAR Muhsar İHSÂRIN YÂNİ HACDAN MEMNÛİYETİN HÜKMÜNE DÂİR İBN-İ ABBÂS VE İBN-İ ÖMER HADÎSLERİ Abdullâh b. Ömer Müşârün-ileyh şöyle dermiş: Sizden biriniz (Arafat'a çıkamıyacak sûrette) hacdan men' edilirse (temessük için) size Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem 'in sünneti kâfî değil midir? O muhsar, Beyti tavâf ve Safâ ile Merve arasında sa'y eder. Sonra muhrime haram olan her şey buna halâl olur. Nihâyet gelen sene hacceder, bu kımse ya kurban keser, yâhud kurban bulamazsa oruç tutar. 859

EBVÂBÜ'L-MUHSAR Hac menâsikı;İhramdan çıkmak BU HUSÛSA DÂİR MİSVER İBN-İ MAHREME HADÎSİ Misver İbn-i Mahreme Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem 'in (Hudeybiye'de) tıraş olmazdan evvel kurban kestiği ve ashâbına da kurbanı tıraşa takdîm etmelerini emir buyurduğu rivâyet edilmiştir. 860

EBVÂBÜ'L-MUHSAR İhram hürmetini bozmanın cezası İHRAMLININ TIRAŞ OLMASI CÂİZ OLAN ÖZÜRLER VE SAVM, TASADDUK, KURBAN FİDYELERİ Kâ'b İbn-i Ucre Kâ'b demiştir ki: Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem (Hudeybiyye'de) başımdan bitler (yüzüme) döküldüğüne vâkıf olmuştu da bana: - (Zannedersem) sana, başındaki haşarât ezâ veriyor? buyurmuştu. Ben de: - Evet, ezâ veriyorum, dedim. Resûlulah: - Öyle ise başını tıraş et! buyurdu. Kâ'b radiya'llahu anh (devâm edip) demiştir ki: - [Sizden her kim hastalanır (da tıraş olmağa lüzum görülür)se, yâhud (yara, bit gibi bir sebeple) başından ezâlanırsa (tıraş olduğunda) bunun fidyesi, oruç tutmak, yâhud sadaka vermek, yâhud kurban kesmektir] (meâlindeki fidye) âyet-i kerîmesi benim hakkımda nâzil oldu. Bunun üzerine Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem bana: - Üç gün oruç tut, yâhud altı fakir arasında bir Ferk (, on altı rıtl) tasadduk eyle, yâhud kolay gelen bir hayvan (, bir koyun) kurban et! buyurdu. 861

EBVÂBÜ'L-MUHSAR İhram hürmetini bozmanın cezası ÂYET-İ KERÎMENİN SEBEB-İ NÜZÛLÜNE DÂİR KÂ'B İBN-İ UCRE HADÎSİ Kâ'b İbn-i Ucre (Abdullah İbn-i Ma'kıl tarîkıyle) yine Kâ'b İbn-i Ucre radiya'llahu anh'ten gelen bir rivâyette (İbn-i Ma'kıl: bir kere İbn-i Ucre ile Kûfe mescidinde oturup fidyeden sordum) Kâ'b: - Bu âyet-i kerîme husûsî sûrette benim hakkımda fakat umûmî sûrette sizin hakkınızda inmiştir, diye cevab verdi, demiştir. 862

CEZÂ-İ SAYD BÂBI

 İhram hürmetini bozmanın cezası CEZÂ-Yİ SAYDIN EN MEŞHÛR VE MUFASSAL OLAN KATÂDE HADÎSİ Ebû Katâde Hâris b. Rıb'ıyy Şöyle dediği rivâyet edilmiştir: Hudeybiyye senesi biz de Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem ile berâber gitmiştik. Dostlarım ihramlanmışlardı. Fakat ben ihrâma girmemiştim. Bir ara bize "Gayka" da düşman bulunduğu haber verildi. (Resûlullah'ın emriyle) düşman tarafına (istikşâf için) yöneldik. Arkadaşlarım bir hımâr-ı vahşî görmüşlerdi. (Ve ihramlı bulunduklarından hayretle) biribirlerine gülmeğe başlamışlardı. Baktım, hayvanı ben de gördüm. Ve atımı ona doğru sürdüm; himâr-ı vahşîyi vurup bulunduğu yerde tevkîfe muvaffak oldum. Havyanı yüklenip getirmek için arkadaşlarımdan yardım etmelerini istedim. (İhramlı olduklarından) bana yardım etmekten çekindiler. (Nihâyet kendim getirdim) ve hepimiz bunun etinden yedik. Sonra ben, Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem ile hatt-ı muvâsalamızını düşman tarafından kesilmesinden korkarak Resûl-i Ekrem'e mülâkî olmak istedim. Atımı kâh şahlandırarak, kâh seyr-i mu'tâd ile yürüterek giderken gece yarısında Benî Gıfar'dan birisine kavuştum. Ve ona: - Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem 'i nerede bıraktın? diye sordum. Gıfârî bana: - "Ti'hin" mevkiinde bıraktım. "Sükyâ" (köyün)de kuşluk uykusu uyumak iste (yerek maiyetinin hareketini emretmiş) di, dedi. Nihâyet Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem 'e vâsıl oldum. Huzûru Saâdet'e girdiğimde: - Yâ Resûla'llah! Keşif kolundaki Ashâb'ın sana Allah selâmı, Mevlâ rahmeti okuyup gönderdiler. Düşmanın sizinle hatt-ı muvâselelerini kesmesinden endîşe ediyorlar; bunların gelmesine intizar buyursanız, dedim. Resûlullah, arkadaşlarım gelinceye kadar bekledi. (Bu sırada): - Yâ Resûla'llah! Bir hımâr-ı vahşî avladık; yanımda bunun etinden artmış bir parça vardır, dedim. Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem Ashâbına: - Bu av etini yeyiniz, buyurdu. Halbuki Ashâb-ı Kirâm ihramlı idiler. 863

CEZÂ-İ SAYD BÂBI İhram hürmetini bozmanın cezası HİMÂR-İ VAHŞÎYE DÂİR HÜKÜMLER Ebû Katâde Hâris b. Rıb'ıyy Rivâyette bu keşşâf olarak gönderilen Ashab, Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem 'e geldiklerinde Resûlullah bunlara: - Sizden, Ebû Katâde'yi bu himâr-ı vahşîyi avlamağa teşvîk ve yardım eden, yâhud bu hayvana işâret ederek gösteren kimse var mıdır? diye sordu. Bunlar: - Hayır, yoktur, diye cevab verdiler. Resûlullah: - Öyle ise bu av etinden geri kalanı yeyiniz! buyurdu. 864

CEZÂ-İ SAYD BÂBI  HİMÂR-İ VAHŞÎYE DÂİR HÜKÜMLER Abdullâh b. Abbâs Rivâyet olunduğuna göre, Leysî Sa'b İbn-i Cessâme radiya'llahu anh Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem 'e "Ebvâ", yâhud "Veddân" da bulunduğu sırada (diri) bir himâr-ı vahşî hediye etmişti. Fakat Resûlullah (kabul buyurmayıp) reddetmişti. Bunun üzerine Resûlullah Sa'b'ın yüzünden âsâr-ı teessür görmekle (tatyîb için): biz hediyeni reddetmiyoruz; ne çâre ki muhrim bulunuyoruz, buyurmuştur. 865

CEZÂ-İ SAYD BÂBI İhramda iken öldürülebileçek hayvanlar HAREM'DE VE HİL'DE KATLİ CÂİZ OLAN HAYVANLAR Ümmü'l-mü'minîn Âişe Rivâyet edildiğine göre, Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem : yeryüzünde gezen hayvanlardan beş (nevi') vardır ki, bunların hepsi de fâsıktır (sâir hayvanlara zarar verirler). Bunlar: Harem dâhilinde katlolunurlar ki, karga, çaylak, akreb, fâre, kelb-i akurdur. 866

CEZÂ-İ SAYD BÂBI İhramda iken öldürülebileçek hayvanlar HAREM'DE VE HİL'DE KATLİ CÂİZ OLAN HAYVANLAR Abdullâh b. Mes'ûd Şöyle dediği rivâyet edilmiştir: bir gün Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem ile berâber Minâ'daki bir mağarada bulunuyorduk. O sırada "Ve'l-mürselât" Sûresi nâzil olmuştu da Resûlullah bize bu Sûreyi okuyordu, ben de fem-i Saâdet'ten ahz ü telâkkîye çalışıyordum. Resûl-i Ekrem'in (mübârek) ağzı bu Sûrenin başhettiği halâvetle tâzeleniyordu. Ansızın bir yılanın üzerimize hücûm ettiğini gördük. Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem : Şu yılanı öldürdünüz! buyurdu. Biz, öldürmeğe teşebbüs ettik. Fakat yılan kaçtı. Bunun üzerine Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem : Siz, nasıl yılanın zararından vikaye olundunuzsa, o da sizin mazarratınızdan sıyânet edildi, buyurdu. 867

CEZÂ-İ SAYD BÂBI İhramda iken öldürülebileçek hayvanlar HAREM'DE VE HİL'DE KATLİ CÂİZ OLAN HAYVANLAR Ümmü'l-mü'minîn Âişe "Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem 'in keler cinsinden (sâmi ebreş = alaca keler denilen) muzır ve ağılı hayvancıklar vardır" buyurduğu, fakat bunları öldürmeği bize emrettiğini işitmedim, dediği rivâyet edilmiştir. 868

CEZÂ-İ SAYD BÂBI Cihâda koşmak;Fetihten sonra hicret FETİHTEN SONRA HİCRET YOKTUR Abdullâh b. Abbâs Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem 'in feth-i Mekke günü (îrâd ettiği bir hutbesinde) şöyle buyurduğu rivâyet edilmiştir: Feth (-i Mekke) den sonra (artık Mekke'den Medîne'ye) hicret yoktur. (Ba'demâ) Mekke'den yalnız cihad kasdiyle ve tahsîl-i fezâil niyetiyle çıkılabilir. Binâenaleyh (devlet tarafından) cihâda da'vet olunduğunuzda hemen icâbet ediniz!. 869

CEZÂ-İ SAYD BÂBI İhramlı iken kan aldırmak;İhramlıya haram olan şeyler İHRAMLI İKEN RESÛL-İ EKREM'İN BAŞINDAN HACAMAT OLDUĞUNA DÂİR İBN-İ BUHAYNE HADÎSİ Abdullah İbn-i Bühayne "Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem (Vedâ' Hacc'ında) ihramlı iken Lahy-i Cemel (denilen mahal) de başının ortasından hacamat ettirdi" dediği rivâyet edilmiştir. 870

CEZÂ-İ SAYD BÂBI İhramlı iken nikâhlanmak;İhramlıya haram olan şeyler MEYMÛNE RADİYA'LLÂHU ANHÂ'YI DA MUHRİM İKEN TEZEVVÜC BUYURDUĞUNA DÂİR İBN-İ ABBÂS HADÎSİ Abdullâh b. Abbâs Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem 'in (Hâris'in kızı Hazret-i) Meymûne'yi (yedinci Hicret yılında ömre için) ihramlı iken tezevvüc buyurduğu rivâyet edilmiştir. 871

CEZÂ-İ SAYD BÂBI İhramlıya haram olan şeyler İHRAMLI İKEN BAŞINI YIKADIĞINA DÂİR DE EBÛ EYYÛB-İ ENSÂRÎ HADÎSİ Abdullah İbn-i Huneyn [Abdullah İbn-i Huneyn'den rivâyet edildiğine göre, Abdullah İbn-i Abbâs ile Misver İbn-i Mahreme radiya'llahu anhüm Mekke karîbinde "Ebvâ" mevkiinde muhrimin gasl-i re'si hakkında ihtilâf etmişlerdi. İbn-i Abbâs: muhrim başını yıkayabilir, Misver ise yıkayamaz, demişti. Râvî İbn-i Huneyn demiştir ki: bu ihtilâf üzerine İbn-i Abbâs beni, Ebû Eyyûbi'l-Ensârî'ye gönderdi. Ebû Eyyûb'u ben, bir kuyunun iki direği arasında başını yıkamak üzere buldum. Ebû Eyyûb bir elbîse ile vücûdun setrediyordu. Kendisine selâm verdim. Kimdir? diye sordu. Ben: Abdullah İbn-i Huneyn'im, dedim. Beni Abdullah İbn-i Abbâs size gönderdi] sizden: "Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem muhrim iken başını nasıl yıkardı?" diye soruyor, dedim; Ebû Eyyûb elini, kendini setr eden sevb üzerine koydu. Ve sevbi (başından göğsüne kadar) indirdi. Başı tamâmiyle bana göründü. Bundan sonra su dökmek üzere bulunan adama su dök! diye emretti. O adam da başına su döktü. Ebû Eyyûb iki elini kâh ileri, kâh geri götürerek başını oğuşturdu, ve: Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem 'in başını böylece yıkadığını gördüm, buyurdu. 872

CEZÂ-İ SAYD BÂBI Mekke fethinde affedilmeyenler FETH-İ MEKKE GÜNÜ İBN-İ HATAL'İN KATLİNE DÂİR ENES İBN-İ MÂLİK HADÎSİ Enes b. Mâlik Rivâyet edildiğine göre, Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem feth senesi (Mekke'ye) dâhil olduğunda re's-i saâdetlerinde bir miğfer (tulga) bulunuyordu. Resûl-i Ekrem bu serpûşunu çıkardığı sırada bir kimse gelip: (yâ Resûla'llah!) İbn-i Hattal Kâ'be'nin örtüsüne sarılmış (duruyor) dedi. Resûl-i Ekrem Ashâb-ı Kirâm'a: İbn-i Hatal'ı öldürünüz, buyurdu. (Ve derhal öldürüldü). 873

CEZÂ-İ SAYD BÂBI Hac vekâleti MÜTEVEFFÂYA NİYÂBETEN HAC HAKKINDA İBN-İ ABBÂS'IN RİVÂYETİ Abdullâh b. Abbâs Şöyle rivâyet edilmiştir: "Cüheyne" kabîlesinden bir kadın Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem 'e geldi. Ve: - Yâ Resûla'llah! Anam haccetmeği nezretmişti. Haccedemeden öldü. Şimdi ona niyâbeten haccedebilir miyim? diye sordu. Resûlullah: - Evet, anana vekâleten sen haccetmelisin! Bana söyler misin? Ananın üzerinde bir (kul) borcu olsa, ananın borcunu ödemez misin? (Tabiî ödersin!) Allah hakkını da kazâ ediniz! Hem hakku'llah, edâ edilmeğe başkalarından daha ziyâde lâyıktır, buyurdu. 874

CEZÂ-İ SAYD BÂBI Hac MÜTEVEFFÂYA NİYÂBETEN HAC HAKKINDA İBN-İ ABBÂS'IN RİVÂYETİ Sâib b. Yezîd (Vedâ' Haccı'nda babamla anam) berâber olarak Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem ile hac olundu. O sırada ben yedi yaşında idim, dediği rivâyet edilmiştir. 875

CEZÂ-İ SAYD BÂBI Ramazanda umre;Ulû'l-Emre itâat SABÎNİN HACCINA DÂİR İBN-İ ABBÂS HADÎSİ Abdullâh b. Abbâs Rivâyet olunup demiştir ki: Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem hacdan (Medîne'ye) döndüğünde Ensârî bir kadın olan "Ümm-i Sinân"a: - (Bizimle berâber) haccetmekten sene hangi bir mâni' alıkoydu? diye sordu. Ümm-i Sinân, zevci Ebû Sinân'ı kasdederek: - Ebû fülân yok mu? Bunun iki devesi vardır. Bunun birisine binip hacca gitti. Öbirisi de bahçemizi sulayor, diye cevab verdi. Resûl-i Ekrem de: - Ramazan'da ömre edilmesi (sevab husûsunda) benimle berâber haccetmeğe muâdildir, buyurdu. 876

CEZÂ-İ SAYD BÂBI İkindiden sonra namaz;Kadının yanında mahremi olmadan yolculuk yapamayacağı;Mescid-i Aksâ'nın fazîleti;Mescid-i Harâm'ın fazîleti;Oruç tutmak haram olan günler;Sefer eden kadının yanında mahremi olması ŞEDD-İ RİHÂLE DÂİR EBÛ SAÎD RİVÂYETİ Ebû Saîd-i Hudrî Ravi, müşârün-ileyh, Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem ile berâber on iki gazâda bulunmuştur. (Bu) Ebû Saîd'den şöyle rivâyet edilmiştir: Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem 'den son derece nazar-ı dikkat ve hayretimi celb eden dört (hikmet) işittim: 1) Yanında ya zevci veyâ mehâriminden birisi bulunmaksızın bir kadın iki günlük mesâfeye sefer etmez, 2) Ramazan ve Kurban bayramlarında oruç tutmak meşrû' değildir, 3) İki namazdan sonra namaz kılmak sâbit değildir: (birisi) ikindi namazından sonra güneş gurûb edinceye kadar, (öbirisi) sabah namazından sonra güneş doğuncaya kadar. 4) Hiç bir mescide (nezr ile) şedd-i rihâl edilmez; ancak üç mescide sefer edilir: Mescid-i Harâm, benim Mescidim, Mescid-i Aksâ. 877

CEZÂ-İ SAYD BÂBI Yaya haccetmek MÂŞİYEN HAC NEZRİNE DÂİR ENES İBN-İ MÂLİK VE UKBE İBN-İ ÂMİR HADÎSLERİ Enes b. Mâlik (Rivâyet edildiğine göre): Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem iki oğlunun arasında onlar tarafından sevk olunan ihtiyar bir kimse görmüş ve: bunun zoru nedir ki, böyle yürüyor? buyurmuş. Oğullar: (Yâ Resûla'llah!) Babamız yaya Kâ'be'ye gitmeği nezr etmiştir, diye cevab verdiler. Resûl-i Ekrem: Cenâb-ı Hak bu ihtiyârın ta'zîb-i nefs ile yaptığı ibâdetten elbette müstağnîdir, buyurup ihtiyara rükûb ile emreyledi. 878

CEZÂ-İ SAYD BÂBI Yaya haccetmek MÂŞİYEN HAC NEZRİNE DÂİR ENES İBN-İ MÂLİK VE UKBE İBN-İ ÂMİR HADÎSLERİ Ukbe İbn-i Âmir Şöyle dediği rivâyet edilmiştir: kız kardeşim (Ümm-i Hibbân) Beytu'llah'ı yaya olarak gidip ziyâret etmeği nezretmiş, ve (za'f-ı hâlinden şikâyet ederek) bu mes'elenin Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem 'den istiftâ edilmesini bana emreylemişti. Ben, Aleyhi's-salâtü ve's-selâm'dan istiftâ ettiğimde cevâben: (ibtidâ) yaya yürüsün, (sonra râhilesine) binsin! buyurdu. 879


FAZÂİL-İ MEDÎNE

 Medîne'nin fazîleti MEDÎNE'NİN FAZÎLETİ HAKKINDA ENES İBN-İ MÂLİK HADÎSİ Enes b. Mâlik Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem 'in şöyle buyurduğu rivâyet edilmiştir: Medîne (sâhası) nın şuradan şuraya kadar (olan mahalli) haremdir, muhteremdir. Bu hudûdun ağacı kesilmez; bu sâhada bid'at ihdâs edilmez. Kim ki, Harem-i Medîne'de (Kitab ve Sünnet'e muhâlif) bir bid'at ihdâs ederse, Allah'ın azâbı, Meleklerin ilenci, bütün insanların nefreti o kimse üzerine olsun. 880

FAZÂİL-İ MEDÎNE Medîne'nin fazîleti HAREM-İ MEDÎNE'YE İHTİRÂM HAKKINDA EBÛ HÜREYRE HADÎSİ Ebû Hüreyre Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem 'in şöyle buyurduğu rivâyet edilmiştir: Medîne'nin (şarkî ve garbî şu) iki kara taşlığı arasındaki sâhaya hurmet etmek benim lisânımla (taraf-ı İlâhî'den) vâcib kılınmıştır. (Yine) Ebû Hüreyre demiştir ki: Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem 'e Benî Hâris'e gelmişti. Resûl-i Ekrem bunlara: ey Benî Hârise, zannedersem siz de Harem sâhasından hârice çıktınız! demişti. Sonra (bunların Harem dâhilinde bulunduklarını hatırlayarak) hayır siz Harem dâhilinde mukîmsizin, diyerek iltifat buyurdu. 881

FAZÂİL-İ MEDÎNE Ahdi bozmak (ahde vefâsızlık);Medîne'nin fazîleti;Verdiği sözü tutmamak HAREM-İ MEDÎNE'YE İHTİRÂM HAKKINDA HAZRET-İ ALÎ RİVÂYETİ Alî b. Ebî Tâlib Şöyle dediği rivâyet edilmiştir: Benim indimde (ahkâm-ı şerîatten mektûb olan) şey, yalnız Allahu Teâlâ'nın Kitâbıdır. Bir de Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem 'den (işitip yazdığım) şu sahîfedir. (Meâli şöyledir:) Medîne'nin şuraya (, Sevr dağına) kadar "Âir" (dağı) arası haremdir, vâcibü'l-ihtirâmdır. Kim ki, Medîne'nin bu harîmi dâhilinde Kitâb ve Sünnet'e muhâlif bir iş işlerse, yâhud ehl-i bid'ate yardım eylerse, Allah'ın azâbı, Melekler'in ilenci, bütün halkın nefreti bu mübtedi'ler üzerine olsun. Bunların ne tevbesi, ne de fidyesi kabûl olunur. Müslümanların emânı birdir; (bir müslimîn kâfire emânı, bütün mìslümanlarca sahîhtir, mu'teberdir). Alî (Hazretleri devamla) demiştir ki: Kim ki, bir müslümanın verdiği ahdi nakzederse, Allah'ın azâbı, Melekler'in ilenci, bütün halkın nefreti onun üzerine olsun. Onun ne farz, ne de nâfile ibâdeti kabûl olunmaz. Her kim de kendi mevâlîsinden ve efendilerinden başka bir kavmi velî ve efendi ittihâz ederse, bu kimse de Allah'ın azâbına, Melekler'in ilencine, bütün insanların nefretine uğrasın! Bu şuursuz kimsenin ne tevbesi, ne de adâleti kabûl olunmaz. 882

FAZÂİL-İ MEDÎNE Medîne'nin fazîleti HAREM-İ MEDÎNE'YE İHTİRÂM HAKKINDA EBÛ HÜREYRE HADÎSİ Ebû Hüreyre Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem 'in şöyle buyurdu, dediği rivâyet edilmiştir: (Rabb'ım tarafından) ben, bir karyeye (hicretle) emr olundum ki, o karye, kurâ-i âleme galebe eder, (onun şerâfet-i nûru âfâk-ı cihâna intişâr eder). (Münâfıklar) o karyeye "Yesrib" derler. (Hayır), o Medîne (-i kâmile) dir. Medîne (-i tâhire), eşhâs-ı habîseyi giderir, (dışına atar) demirci körüğünün demirin kirini giderdiği gibi. 883

FAZÂİL-İ MEDÎNE Medîne'nin fazîleti HAREM-İ MEDÎNE'YE İHTİRÂM HAKKINDA EBÛ HÜREYRE HADÎSİ Ebû Humeyd Ensârî-i Sâidî Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem ile berâber Tebük (gazâsın) dan dönüp karşımızda Medîne görülünce Resûlullah'ın: "İşte Tâbe!" buyurdu, dediği rivâyet edilmiştir. 884

FAZÂİL-İ MEDÎNE Medîne'nin fazîleti BİR ZAMANLAR MEDÎNE'NİN METRÛK KALACAĞINA DÂİR RİVÂYETLER Ebû Hüreyre Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem 'in şöyle buyurduğunu işittim, dediği rivâyet edilmiştir: (Bir zaman gelecektir ki, nesl-i âtî) Medîne'yi şu bulunduğu hayr-ü letâfetiyle bırakacaklar da Medîne'de nihâyet rızkını arayan hayvanlardan, kuşlardan başka sâkin hiç bir insan bulunmayacaktır. Medîne'ye en son gelen ve koyunlarına sayha ederek giren Müzeyne kabîlesinden iki çoban olacaktır. Bunlar da Medîne'yi bomboş, vahşet-engîz bir halde bulacaklar ve "Seniyyetü'l-vedâ" a vardıklarıda bunlar da yüzleri üstüne düşeceklerdir. 885

FAZÂİL-İ MEDÎNE Medîne'nin fazîleti BİR ZAMANLAR MEDÎNE'NİN METRÛK KALACAĞINA DÂİR RİVÂYETLER Süfyân İbn-i Ebî Züheyr Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem 'in şöyle buyurduğunu işittim, dediği rivâyet edilmiştir: Yemen (kıt'ası) feth edilecektir. Yemen fâtihleri hayvanlarını (Medîne'ye) sevk edip âilelerini ve etbâını yükleyecekler, (ve Yemen'e göç edecekler) dir. Halbuki bunlar bilseler, Medîne kendileri için hayırlı (bir vatan) dır. Şam (hıttası) da feth edilecektir. Şam fâtihleri de hayvanlariyle dönüp (Medîne'ye) gelecekler ve ehl ü etbâını yükleye (rek Şam'a göç ede) ceklerdir. Bunlar da bilseler ki, Medîne kendileri için hayırlı (bir me'vâ) dır. Irak (havâlîsi) de feth edilecektir. Irak fâtihleri de (kerban hâlinde) hayvanlarını sürüp gelecekler, âile ve etbâını yükleye (rek Irak'a hicret ede) ceklerdir. Bunlar da bilseler ki, Medîne (-i Tâhire) kendileri için hayırlı (bir vatan)dır; (Medîne'den ayrılmazlardı). 886

FAZÂİL-İ MEDÎNE Medîne'nin fazîleti;Oruçlunun kötülükten uzak durması BİR ZAMANLAR MEDÎNE'NİN METRÛK KALACAĞINA DÂİR RİVÂYETLER Ebû Hüreyre Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem 'in: "Yılan yuvasından toplandığı gibi (ehl-i) îmân da Medîne'ye toplanır" buyurduğu rivâyet edilmiştir. 887

FAZÂİL-İ MEDÎNE Medîne'nin fazîleti BİR ZAMANLAR MEDÎNE'NİN METRÛK KALACAĞINA DÂİR RİVÂYETLER Sa'd b. Ebî Vakkâs Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem 'in: "Medîne ahâlîsine bir kimse mekr ü cinâyet etmek istemez mi, muhakka o şahs-ı mekkâr, tuzun suda eridiği gibi erir (, mahvolur)." buyurduğunu işittim, dediği rivâyet edilmiştir. 888

FAZÂİL-İ MEDÎNE  BİR ZAMANLAR MEDÎNE'NİN METRÛK KALACAĞINA DÂİR RİVÂYETLER Üsâme b. Zeyd b. Hârise Şöyle dediği rivâyet edilmiştir: (Bir def'a) Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem yüksek bir mahalden Medîne evleri arasından yükselen köşklere bakarak: "Benim gördüğüm mehâliki siz görebiliyor musunuz?. Ben, evlerinizin aralarına dökülen fitne ve felâket mahallerini şiddetli yağmur sellerinin açtığı yarlar gibi (gözümle) görüyorum" buyurdu. 889

FAZÂİL-İ MEDÎNE Deccâl;Medîne'nin fazîleti BİR ZAMANLAR MEDÎNE'NİN METRÛK KALACAĞINA DÂİR RİVÂYETLER Ebû Bekre Nufey' b. Hâris Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem 'in: "Medîne'ye Mesîh Deccâl'ın (değil kendisi) korkusu (bile) giremeyecektir. O fitne günlerinde Medîne'nin yedi kapısı olacak, her kapıda (muhâfız) iki Melek bulunacaktır" buyurduğu rivâyet edilmiştir. 890

FAZÂİL-İ MEDÎNE Deccâl;Medîne'nin fazîleti BİR ZAMANLAR MEDÎNE'NİN METRÛK KALACAĞINA DÂİR RİVÂYETLER Ebû Hüreyre Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem 'in: "Medîne'nin kapılarında ve medhallerinde (muhâfız) birtakım Melekler vardır. Medîne'ye ne Tâûn, ne de Deccâl giremez" buyurdu, dediği rivâyet edilmiştir. 891

FAZÂİL-İ MEDÎNE Deccâl;Medîne'nin fazîleti BİR ZAMANLAR MEDÎNE'NİN METRÛK KALACAĞINA DÂİR RİVÂYETLER Enes b. Mâlik Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem 'in şöyle buyurduğu rivâyet edilmiştir: İslâm beldelerinden hiç birisi kalmaz ki, onu Deccâl (orduları) çiğnememiş olsun; yalnız Mekke ile Medîne bu istîlâdan masûn bulunur. Medîne'nin kapı ve medhallerinden hiç birisi bulunmaz ki, orayı saf saf Melekler muhâfaza etmemiş bulunsun. Sonra Meleklerin bu sûretle damân ve muhâfazasında bulunan Medîne şehri ahâlîsi ile berâber üç def'a sarsılır; Medîne'de ne kadar kâfir ve münâfık varsa bunları Cenâb-ı Hak Medîne hâricine atar; (Medîne'de hâlis mü'minler kalır). 892

FAZÂİL-İ MEDÎNE Hızır;Medîne'nin fazîleti DECCÂL'A DÂİR EBÛ SAÎD-İ HUDRÎ HADÎSİ Ebû Saîd-i Hudrî Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem'in Deccâl (ın ahvâl ve ef'âlin) den uzun boylu bahsettiği sırada şöyle buyurdu dediği rivâyet edilmiştir: Deccâl, (Medîne'ye de) gelecektir. Fakat Medîne kapısından içeri girmek ona haram kılınmıştır. Yalnız Medîne etrâfındaki bazı çoraklı, çakıllı arâzîye inecektir. O gün Medîne halkının en hayırlı bir sîmâsı, yâhud nâsın hayırlı sîmâlarından birisi (Hızır Aleyhi's-selâm) Deccâl'a karşı çıkar, ve: - Şehâdet ederim ki, muhakkak sen, Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem 'in bize haber verdiği Deccâl'sın! der. Bunun üzerine Deccâl, başındaki erbâb-ı şakavete: - Şimdi ben bu adamı öldürür, sonra diriltirsem benim (ulûhiyet) iddiamda şübhe eder misiniz? diye sorar. Eşkiyâ gürûhu: - Hayır, şübhe etmeyiniz, derler. Deccâl, (Hazret-i Hızr'ı) hemen öldürür, sonra da diriltir. Ve dirildir diriltmez Hızır: - Va'llâhi benim, senin Deccâl olduğun hakkındaki şimdiki kanâatim, bundan evvelki îmânımdan daha kuvvetlidir, der. Bu def'a Deccâl maiyetine: - Bu adamı öldürünüz! der. Fakat bundan sonra Deccâl (ne) Hızr'ı, (ne de başkalarını) katle muktedir olamaz. 893

FAZÂİL-İ MEDÎNE Deccâl;Medîne'nin fazîleti DECCÂL'A DÂİR EBÛ SAÎD-İ HUDRÎ HADÎSİ Câbir b. Abdullâh Şöyle rivâyet edilmiştir: (Bir kerre) bir A'râbî Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem 'e gelip İslâm üzere arz-ı bîat etmişti. Ferdâsı günü bu adam mahmûn olarak (huzûr-ı Risâlet'e) geldi. Ve: - Yâ Resûla'llah beni ikale buyurursunuz. (Hâl-i bedeviyete avdetime müsâade ediniz!) dedi. Resûlullah bu teklîfi üç def'a kabulden imtinâ' etti. Ve sonra: - Medîne şehri demirci körüğü gibidir; temizi alıkor; kiri, pası dışarı atar, buyurdu. 894

FAZÂİL-İ MEDÎNE Medîne'nin fazîleti MEDÎNE HAKKINDA RESÛL-İ EKREM'İN DUÂSI VE HAYR-Ü BEREKET TEMENNÎSİ Enes b. Mâlik Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem 'in (Medîne-i Münevvere hakkında) şöyle duâ buyurduğu rivâyet edilmiştir: Yâ Rab! (Dünyâ) berekâtından Mekke'ye bahşettiğin lûtf u kereminin iki mislini Medîne şehrine müyesser kıl!. 895

FAZÂİL-İ MEDÎNE Medîne'nin fazîleti MEDÎNE HAKKINDA RESÛL-İ EKREM'İN DUÂSI VE HAYR-Ü BEREKET TEMENNÎSİ Ümmü'l-mü'minîn Âişe (Hicret'in ilk günlerinde Medîne'nin Muhâcirler üzerindeki sû-i te'sîri ve Resûl-i Ekrem'in ed'iye-i seniyyeleri hakkında) Hazret-i Âişe radiya'llahu anhâ'dan şöyle dediği rivâyet edilmiştir: Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem Medîne'ye hicret ettiğinde (babam) Ebû Bekr ile Bilâl sıtmaya tutulmuştu. Ebû Bekr'i sıtma hummâsı yakalayınca şu meâldeki beyti inşâd ederdi: "Yesrib diyârında her kişi âilesi içinde mes'ûd sabahlamışken bir de ölüm ansızın yakalar, akşama diri bırakmaz". Bilâl-i Habeşî de kendisinden hummâ nöbeti sıyrılınca şu meâldeki rübâîyi söyliyerek sesini yükseltirdi: "Şunu bilmek isterim ki: Mekke vâdîsinde etrâfımı izhir ve celîl otları sararak bir gece olsun geceler miyim?. Bir gün gelip de Ukâz'daki Mecenne sularının başına varır mıyım? Mekke'nin Şâme, ve Tufeyl dağları acaba bir kere daha bana görünürler mi?". Yine Bilâl-i Habeşî: "Yâ Rab! Şeybe İbn-i Rebîa'ya, Utbe İbn-i Rebîa'ya, Ümeyye İbn-i Halef'e gadab eyle! Nasıl ki bunlar (zulmedip) bizi ana yurdumuzdan çıkardılar, vebâ diyârına gelmeğe mecbûr ettiler" diye bed-duâ ederdi. Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem bunları işittikten sonra: Yâ Rab! Mekke'yi bize sevdirdiğin gibi Medîne'yi de sevdir! Yâhud onu daha ziyâde sevdir! Yâ Rab! Sâ' ile Müd ile ölçülen erzak ve ekvâtımıza feyz ü bereket ihsân eyle! Yâ Rab! Medîne'nin havasını bizim için tashîh ve ilel ü emrazdan sâlim kıl! Hummâsını ve sıtmasını da Mekke'nin Cuhfe'sine nakl eyle! diye duâ buyurmuştur. (Duâ-i Nebevî'nin karîn-i icâbet olduğuna işâret ederek) Hazret-i Âişe demiştir ki: Medîne'ye hicret edip geldiğimizde, Medîne, Allah'ın en vebâlı, hastalıklı bir diyârı idi. Medîne'nin Buthân sahrâsındaki vâdîden acı, pis bir su da akardı, demiştir. 896


KİTÂBÜ'S-SAVM

 İyiliğin mükâfâtı;Orucun fazîleti RAMAZAN ORUCUNUN FAZÎLETİ VE BAŞLICA ÂDÂBI HAKKINDA EBÛ HÜREYRE HADÎSİ Ebû Hüreyre Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem 'in şöyle buyurduğu rivâyet edilmiştir: Oruç bir kalkandır; (oruçluyu beşerî ihtiraslardan hıfz eder). Oruçlu kem söz söylemesin! Oruçlu, kendisiyle itişmek ve dalaşmak isteyene iki def'a: "ben oruçluyum!" desin!. Rûhum yed-i kudretinde olan Cenâb-ı Hakk'a yemîn ederim ki, oruçlu ağzın (açlık) kokusu, Allahu Teâlâ indinde misk kokulu kimse benim (rızâm) için yemesini, içmesini, cinsî arzusunu bırakmıştır. Oruç, doğrudan doğruya bana edilen (riyâ karışmayan) bir ibâdettir. Onun (sayısız) ecrini de doğrudan doğruya ben veririm. Halbuki başka ibâdetlerin hepsi on misliyle ödenmektedir. 897

KİTÂBÜ'S-SAVM Orucun fazîleti ORUÇLULARIN CENNET'E (REYYÂN) KAPISINDAN GİRECEKLERİNE DÂİR SEHL İBN-İ SA'D VE EBÛ HÜREYRE HADÎSLERİ Sehl b. Sa'd Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem 'in şöyle buyurduğu rivâyet edilmiştir: Cennet'te "Reyyân" denilen bir kapı vardır. Bu kapıdan kıyâmet gününde (Cennet'e) yalnız oruçlular girerler; onlardan başka hiç bir kimse giremez (Kıyâmet gününde): oruçlular nerede? diye i'lân edilir. Oruçlular kalkıp girerler. Bunlardan başka hiç bir kimse buradan giremez. Oruçlular girdikten sonra da kapı kapanır, artık kimse giremez. 898

KİTÂBÜ'S-SAVM Çok namaz kılanlar;Orucun fazîleti;Sadakanın fazîleti ORUÇLULARIN CENNET'E (REYYÂN) KAPISINDAN GİRECEKLERİNE DÂİR SEHL İBN-İ SA'D VE EBÛ HÜREYRE HADÎSLERİ Ebû Hüreyre Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem 'in şöyle buyurduğu rivâyet edilmiştir: Kim ki, Allah rızâsı için (malından iki sığır, iki koyun, iki dirhem) çift sadaka verirse, Cennet kapılarından: ey Allah'ın (sevgili) kulu (buraya gel!). Bu kapıda büyük hayr ü bereket vardır, diye çağrılır. Çok namaz kılan musallî de (Cennet'in) namaz kapısından çağırılır. Mücâhidler cihâd kapısından, oruçlular da "Reyyân" kapısından, sadaka sâhibleri de sadaka kapısından da'vet edilirler. Ebû Bekr radiya'llahu anh: - Babam, anam sana fedâ olsun yâ Resûlullah! Bir mü'minin bu kapıların hepsinden da'vet olunması müşkül müdür, bir kişi bu kapıların hepsinden da'vet olunur mu? diye sordu. Resûlullah cevâben: - Evet, hepsinden da'vet olunur. Ey Ebû Bekr, umarım ki, sen de o bahtiyarlardan olasın!, buyurdu. 899

KİTÂBÜ'S-SAVM Ramazanın fazîleti RAMAZAN GELDİĞİNDE CENNET KAPILARI AÇILIP CEHENNEM KAPILARI KAPANDIĞINA DÂİR EBÛ HÜREYRE HADÎSİ Ebû Hüreyre Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem 'in: "Ramazân-ı şerîf geldiğinde Cennet kapıları açılır" buyurdu, dediği rivâyet edilmiştir. Yine Ebû Hürerye radiya'llahu anh'ten Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem 'in: "Ramazan girdiğinde Cennet kapıları açılır, Cehennem kapıları da kapanır, bütün şeytanlar da zincire vurulurlar" buyurdu, dediği rivâyet edilmiştir. 900

KİTÂBÜ'S-SAVM Bayram hilâlinin hesabı;Oruç;Ramazan hilâli RÜ'YET-İ HİLÂL İLE RAMAZAN VE BAYRAM YAPILMASI VE MAĞMÛM HAVADA TEKMÎL-İ SELÂSÎN İLE HİSÂB EDİLMESİ HAKKINDA EBÛ HÜREYRE HADÎSİ Abdullâh b. Ömer Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem 'in şöyle buyurduğunu işittim, dediği rivâyet edilmiştir: Ey ümmetim! (Hilâl-i) Ramazân'ı gördünüz mü oruç tutunuz, yine Hilâl'i gördüğünüzde iftâr ve Bayram ediniz. Eğer Hilâl size bulutlu, kapalı bulunursa artık onu yâni Hilâl-i Ramazân'ı (tekmîl-i selâsîn ile) takdîr ve hisâb ediniz. (Ve Ramazân'ı otuza doldurarak Bayram yapınız). 901

KİTÂBÜ'S-SAVM Oruçlu iken yalan söylemek;Oruçlunun kötülükten uzak durması;Yalancılar RÜ'YET-İ HİLÂL İLE RAMAZAN VE BAYRAM YAPILMASI VE MAĞMÛM HAVADA TEKMÎL-İ SELÂSÎN İLE HİSÂB EDİLMESİ HAKKINDA EBÛ HÜREYRE HADÎSİ Ebû Hüreyre Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğu rivâyet edilmiştir: Kim ki, yalan söylemeği ve yalanla amel etmeği bırakmazsa, Cenâb-ı Hak o kimsenin yemesini, içmesini, bırakmasına hiç kıymet vermez, iltifât buyurmaz. 902

KİTÂBÜ'S-SAVM Orucun fazîleti İFTAR VAKTİNDE NEŞ'EYİ İFÂDE EDEN EBÛ HÜREYRE HADÎSİ Ebû Hüreyre (tercemesi 897 rakamiyle) geçmiş olan hadîs-i kudsî kısmında Hak Celle ve Alâ: "Âdem-oğlunun işlediği her hayr ü ibâdet (de) kendisi için (bir haz ve menfaat endîşesi var) dır. Fakat oruç böyle değildir. Oruç, hâlis benim (rızâm) için edilen bir ibâdettir. Onun mükâfâtını da ben veririm" buyurduğu Mişkât-i Nübüvvet'ten naklen rivâyet edilmiştir. Bu hadîsin sonunda Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem'in: "Oruçlunun kendisiyle neş'e-mend olduğu iki sevinci vardır: birisi iftar vaktindeki (oruç bozmak) sevinci, öbirisi Rabb'ına mülâkî olduğu zamanki orucu (nun mükâfâtı) ile sevincidir" buyurduğu rivâyet edilmiştir. 903

KİTÂBÜ'S-SAVM Evlenmek;Nikâh;Orucun faydaları ORUCUN SÂİM ÜZERİNDEKİ TERBİYETKÂR TE'SÎRİ HAKKINDA ABDULLÂH İBN-İ MES'ÛD HADÎSİ Abdullâh b. Mes'ûd Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem ile bulunduğumuz sırada Resûlullah'ın şöyle buyurdu, dediği rivâyet edilmiştir: Kimin evlenmek külfetine gücü yeterse evlensin! Zîrâ tezevvüc, gözü (haramdan) son derece men' eder. İffeti de o nisbette muhâfaza eyler. Nikâh masrafına muktedir olmayan kimse de oruç tutsun: Zîrâ oruç, sâim için katı-ı şehvettir. 904

KİTÂBÜ'S-SAVM Bayram hilâlinin hesabı;Ramazan hilâli ORUCUN SÂİM ÜZERİNDEKİ TERBİYETKÂR TE'SÎRİ HAKKINDA ABDULLÂH İBN-İ MES'ÛD HADÎSİ Abdullâh b. Ömer Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem'in: "Bir ay, yirmi dokuz gecedir. Hilâl-i görmedikçe oruç tutmayınız!. Eğer Hilâl ile aranıza bulut haylûlet ederse, Şa'bân'ın sayısın otuz (gün)e doldurup tamamlayınız!" buyurduğu rivâyet edilmiştir. 905

KİTÂBÜ'S-SAVM İ'lâ olayı;Kamerî ay 29 veya 30 gün sürer ÎLÂ-İ ŞER'Î VE HÜKMÜ Ümmü'l-Mü'minîn Ümmü Seleme (Ümmü'l-Mü'minîn) Ümmü Seleme radiya'llahu anhâ'dan gelen rivâyete göre, Resûlulah salla'llahu aleyhi ve sellem kadınlarının odalarına bir ay girmemeğe yemîn etmişti. Yirmi dokuz gün geçince günün evvelinde, yâhud âhirinde (Hazret-i Âişe odasına) geldi. (Müşârün-ileyhâ tarafından): - Yâ Resûla'llah! Siz bir ay yanımıza gelmemeğe yemîn etmiştiniz, denildi de Resûlulah: - Ay, yirmi dokuz gündür, diye cevâb verdi. 906

KİTÂBÜ'S-SAVM Bayram ayları RAMAZAN VE ZİLHİCCE AYLARININ ADED-İ EYYÂMI HAKKINDA EBÛ BEKR'E HADÎSİ Ebû Bekre Nufey' b. Hâris Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem'in: iki ay (dâhilindeki ibâdetler, hükmen tamdır), nâkıs olamazlar. (Sayıca eksik olsalar bile). Bunlar iki bayram ayı olan Ramazan ile Zi'l-Hicce'dir. 907

KİTÂBÜ'S-SAVM Kamerî ay 29 veya 30 gün sürer ŞÜHÛR-İ ARABİYYENİN KÂH YİRMİ DOKUZ KÂH OTUZ OLDUĞUNA DÂİR ABDULLÂH İBN-İ ÖMER'İN MÜHİM BİR RİVÂYETİ Abdullâh b. Ömer Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem'den şöyle buyurduğunu işittiği rivâyet edilmiştir: Biz meâşir-i Arab; ümmî, (anadan doğma sıfatta) bir cemâatiz: ne yazı yazarız, ne de (nücûmun seyrini,) hisâb (ını) anlarız. (Bize lâzım olan) bir ay (kâh) şöyledir, (kâh) böyledir. (Râvî der ki:) Resûlullah, bununla bir def'a ay yirmi dokuz, bir kere de otuzdur, demek iste(r gibi mübârek parmaklariyle işâret buyur)du. 908

KİTÂBÜ'S-SAVM Ramazanı karşılama orucu RAMAZAN'A BİR, İKİ ORUÇLA TAKADDÜM EDEREK YEVM-İ ŞEKDE ORUÇ TUTMAKTAN NEHYE DÂİR EBÛ HÜREYRE HADÎSİ Ebû Hüreyre Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğu rivâyet edilmiştir. Sizden biriniz Ramazan'a, bir gün veyâhud iki gün oruçla sakın tekaddüm etmesin!. Meğer ki, sâim olan kimse mu'tâdı olan bir orucunu tutmuş buluna. O kimse, varsın mu'tâdı olan orucunu tutsun!. 909

KİTÂBÜ'S-SAVM İftar etmek BAKARA SURESİ 187 NOLU ÂYETİNİN SEBEB-İ NÜZÛLÜ HAKKINDA BERÂ' HADÎSİ Berâ' b. Âzib Şöyle dediği rivâyet edilmiştir: (Oruç ilk farz olduğu sırada) Muhammed salla'llahu aleyhi ve sellem'in Ashâb'ı arasında bir kimse oruç tutar da iftar zamânında iftar etmeden uyursa, o kimse ne gece, ne de gündüz tâ akşama kadar bir şey yiyemezdi. Ensâr'dan Kays İbn-i Sırme radiya'llahu anh de sâim olduğu bir gün iftar vakti evine gelmiş ve haremine: - Hazır taâmın var mıdır? diye sormuştu. Haremi: - Hayır, yoktur. Fakat gider, şimdi getiririm, demişti. Kays o günü toprakla çalışmıştı. Yorgun bulunduğundan haremi gelince uyumuş ve iftar zamânını uyku ile geçirmişti. Haremi gelip Kays'in uykuda olduğunu görünce: - Vay sana yazıklar oldu! dedi. Gündüz olup gün yarı olunca Kays'e bir baygınlık geldi. Keyfiyet Resûlullah'a haber verildi. Bunun üzerine şu meâldeki âyet-i kerîme nâzil oldu: (Ey mü'minler! Leyle-i sıyâmınızda sizin için kadınlarınıza yaklaşmak halâl kılındı). Bu âyet-i kerîmenin nüzûlü üzerine Ashâb-ı Kirâm derin bir meserret hissettiler. Mütâkıben de: [gecenin zulmetinden sabahın beyâzı zâhir olana kadar (ki, fecr-i sâdıktır) yeyiniz, içiniz!] meâlindeki nazm-ı kerîm-i İlâhî nâzil oldu. 910

KİTÂBÜ'S-SAVM Sâhur yemeği HAYT-İ ESVED İLE HAYT-İ EBYAZIN, SEVÂD-I LEYL İLE BEYÂZ-I NEHÂR OLDUĞUNA DÂİR ADİY İBN-İ HÂTİM HADÎSİ Adiyy İbn-i Hâtim Şöyle dediği rivâyet edilmiştir: "Sizin için beyaz iplik siyah iplikten seçilinceye kadar yeyiniz içiniz" (meâlindeki nazm-ı şerîf) nâzıl olunca (mazmûn-ı münîfini bilmeyerek) hemen bir siyah, bir de beyaz ip edindim. Bunları yastığımın altına koydum. Gece zaman zaman bu iplere bakıyordum. Fakat bir türlü biribirnden ayırt edemiyordum. Kuşluk vakti Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem'e gittim. Bu hâli kendilerine arzettim. Resûl-i Ekrem cevâben: - Bu hayt-ı esved ile hayt-ı ebyaz, sevâd-i leyl ile beyâz-ı nehârdır, buyurdu. 911

KİTÂBÜ'S-SAVM Sâhur yemeği;Sâhurla sabah namazı arası SAHÛR İLE SABAH NAMAZI ARASINDAKİ ZAMÂNI TA'YÎN EDEN ZEYD İBN-İ SÂBİT HADÎSİ Zeyd b. Sâbit "Biz (bir kere) Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem ile berâber sahûr yemeği yedik; sonra Resûlullah (sabah) namazına kalktı" dediği rivâyet edilmiştir. Zeyd İbn-i Sâbit'ten: - Sabah namazı ile sahûr arasında ne kadar zaman bulundu, diye soruldu; o da: - Elli âyet (okunacak) kadar diye cevâb verdi. 912

KİTÂBÜ'S-SAVM Aşûre orucu;Sâhur yemeği SAHÛR YEMEĞİ YENİLMESİNE, BUNDA BEREKET BULUNDUĞUNA DÂİR ENES İBN-İ MÂLİK HADÎSİ Enes b. Mâlik Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem'in: "Sahur yemeği yeyiniz. Çünkü sahur yemeğinde bolluk vardır" buyurdu, dediği rivâyet edilmiştir. 913

KİTÂBÜ'S-SAVM  ZEVALDEN EVVELE KADAR ORUCA NİYYETİN CEVÂZINA DÂİR SELEME HADÎSİ Seleme İbn-i Ekva' Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem'in Âşûrâ' günü gündüz Hind İbn-i Esmâ'yı halka şöyle i'lân etmesi için kabîlesine gönderdiği rivâyet edilmiştir: Her kim yemek yediyse (bakıye-i yevmi imsâk ederek) günü tamamlasın!; Yâhud oruç tutsun!, Bir şey yememiş olanlar da artık bir şey yemesin!. 914

KİTÂBÜ'S-SAVM Cünüp olarak sabahlayan oruçlu;Cünüp olarak uyumuk SÂİM ZEVCİN ZEVCESİNİ TAKBÎLİ CÂİZ OLDUĞUNA DÂİR HAZRET-İ ÂİŞE HADÎSİ Ümmü'l-mü'minîn Âişe Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem'in ehli ile mukarenette bulunarak cünüb olduğu halde fecir vakti iriştiği olurdu. Resûlullah fecirden sonra iğtisâl ederdi ve oruç tutardı, dedikleri rivâyet edilmiştir. 915

KİTÂBÜ'S-SAVM Oruçlunun âilesini kucaklaması SÂİM ZEVCİN ZEVCESİNİ TAKBÎLİ CÂİZ OLDUĞUNA DÂİR HAZRET-İ ÂİŞE HADÎSİ Ümmü'l-mü'minîn Âişe "Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem oruçlu iken takbîl eder, mülâseme ve müâneka buyururdu. Sizin o, nefsine tamâmiyle sâhib olan (bir Peygamber) inizdi" dediği rivâyet edilmiştir. 916

KİTÂBÜ'S-SAVM Unutarak yemek orucu bozmaz SEHVEN EKL-Ü ŞÜRBÜN BİR ZİYÂFET-İ İLÂHİYE OLUP ORUCU BOZMAYACAĞINA DÂİR EBÛ HÜREYRE HADÎSİ Ebû Hüreyre Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğu rivâyet edilmiştir: Sâim, oruçlu olduğunu unutarak yer, içerse (sakın) orucunu (bozmasın,) tamamlasın! Çünkü sâime Allah yedirmiş, içirmiştir. 917

KİTÂBÜ'S-SAVM Oruç bozmanın keffâreti KEFFÂRET-İ SAVMA DÂİR EBÛ HÜREYRE HADÎSİ. VE BU HADÎSTEN MÜSTEFÂD OLAN FIKHÎ VE İCTİMÂÎ HÜKÜMLER Ebû Hüreyre Şöyle dediği rivâyet edilmiştir: Biz bir defa Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem'in huzûrunda otururken birisi geldi. Ve: - Yâ Resûla'llah! Öldüm, diye hâlinden yanıktı. Resûlullah: - Sana ne oldu ki? diye sordu. O kimse: - Yâ Resûla'llah oruçlu iken zevceme yaklaştım, cevâbında bulundu. Resûlullah: - Âzâd edecek bir köle bulabilir misin? buyurdu. Sâil: - Bulamam, dedi. Resûlullah: - Öyle ise iki ay zincirleme oruç tutmağa gücün yeter mi? diye sordu. Sâil: - Gücüm yetmez. (Hem ben bu felâkete oruç yüzünden uğramadım mı? dedi. Resûlullah: - Altmış yoksulu doyurmak yolunu da bulamaz mısın? buyurdu. Sâil: - Hayır, bulamam, dedi. Ve Ebû Hüreyre'nin rivâyetine göre huzûr-ı Risâlet'te tevakkuf etti. Biz de ne olacağına intizâr etmekte iken Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem'e içi hurma ile dolu ve râvînin "Miktel" dediği (15 sâ' istîâb eden) bir zenbil getirildi. Resûlullah: - Hani sâil nerededir? buyurdu. Sâil: - Benim, diye (ayağa kalktı) Resûlulah: - Bu hurmayı al, yoksullara sadaka et! buyurdu. Sâil: - Benden fakîr bir yoksulamı vereceğim yâ Resûla'llah! Allah'a yemîn ederim ki, Medîne'nin kara taşlı iki nahiyesi arasında benim âilemden daha fakir bir âile yoktur, dedi. Bunun üzerine Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem dişleri görülünceye kadar güldü. Sonra da sâile: - Haydi bu hurmayı (al,) âilene yedir! buyurdu. 918

KİTÂBÜ'S-SAVM Oruçlu iken kan aldırmak MUHTECİMİN SAVMI Abdullâh b. Abbâs Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem'in ihramlı iken hacamat olduğu, yine böyle sâim iken hacamat olduğu rivâyet edilmiştir. 919

KİTÂBÜ'S-SAVM İftar vakti;Sahur vakti İFTAR ZAMÂNINA DÂİR ABDULLÂH İBN-İ EBÎ EVFÂ HADÎSİ Abdullâh İbn-i Ebî Evfâ Rivâyet olunduğuna göre, müşârün-ileyh şöyle demiştir: Biz, Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem ile berâber (Ramazan'da) bir seferde bulunduk. Resûlullah birisine (, Bilâl'e): - Haydi (râhilenden) in, bana sevîk karıştır! buyurdu. Bilâl: - Yâ Resûla'llah, işte güneş (, nûrı bâkîdir) dedi. Resûlullah (tekrar): - İn, bana sevîk bula! buyurdu. Bilâl yine: - Yâ Resûla'llah, işte güneş (, nûrı bâkîdir) dedi. Resûlullah (üçüncü olarak): - İn de bana sevîk karıştır! buyurdu. Bilâl (devesinden) indi. Resûlullah'a sevîk buladı. Resûlullah bunu içti de sonra eliyle şuraya (, Meşrık'a) işâret edip sonra: Gecenin bu (Meşrık) tarafından belirdiğini gördüğünüzde sâimin iftar vakti hülûl etmiştir, buyurdu. 920

KİTÂBÜ'S-SAVM Seferî orucu SEFERDE ORUCA DÂİR HAZRET-İ ÂİŞE HADÎSİ Ümmü'l-mü'minîn Âişe Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem'in zevci Âişe radiya'llahu anhâ'dan rivâyet olunduğuna göre, Hamza İbn-i Amr-i Eslemî Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem'e: - Seferde oruç tutayım mı, diye sormuş; müşârün-ileyh çok oruç tutarmış. Resûlullah: - Dilersen tut, istersen iftar et! diye cevab vermiştir. 921

KİTÂBÜ'S-SAVM İftar etmek SEFERDE ORUCA DÂİR HAZRET-İ ÂİŞE HADÎSİ Abdullâh b. Abbâs Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem'in (feth-i Mekke seferinde) Ramazan'da çıkıp oruç tuttuğu ve "Kedîd" e geldiğinde iftar edip nâs da iftar eylediği rivâyet edilmiştir. 922

KİTÂBÜ'S-SAVM Sarraf muamelesi;Seferî orucu BU BÂBDA CÂBİR, EBÜ'D-DERDÂ', ENES İBN-İ MÂLİK HADÎSLERİ Ebü'd-Derdâ' Şöyle dediği rivâyet edilmiştir: Biz, bâzı seferlere Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem ile berâber (Ramazan'da) sıcak bir günde çıktık. Herkes harâretin şiddetinden elini başına koyuyordu. İçimizde Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem ile İbn-i Revâha'dan başka oruçlu kimse yoktu. 923

KİTÂBÜ'S-SAVM Seferî orucu BU BÂBDA CÂBİR, EBÜ'D-DERDÂ', ENES İBN-İ MÂLİK HADÎSLERİ Câbir b. Abdullâh Şöyle haber verdiği rivâyet edilmiştir: Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem bir seferde idi ki, o, halkın izdihâmını ve birisini (güneşten) gölgelediklerini gördü. Aleyhi's-salâtü ve's-selâm: - Bu adamın zoru nedir? diye sordu. Ashâb-ı Kirâm: - Oruçludur yâ Resûla'llah! dediler. Resûlullah: - Seferde (böyle meşakkatle) oruç tutmak (matlub) ibâdet cümlesinden değildir, buyurdu. 924

KİTÂBÜ'S-SAVM Seferî orucu BU BÂBDA CÂBİR, EBÜ'D-DERDÂ', ENES İBN-İ MÂLİK HADÎSLERİ Enes b. Mâlik "Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem ile berâber biz, sefer ederdik; oruçlu oruçsuzu, oruçsuz da oruçluyu ayıpbalazdı" dediği rivâyet edilmiştir. 925

KİTÂBÜ'S-SAVM Oruç borcu;Ölünün oruç borcu MÜTEVEFFÂDAN NİYÂBETEN ORUÇ HAKKINDA HAZRET-İ ÂİŞE VE İBN-İ ABBÂS HADÎSLERİ Ümmü'l-mü'minîn Âişe Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem'in "Kim ki üzerinde oruç (borcu) varken ölürse, müteveffânın velîsi kendisinden (niyâbeten) oruç tutar" buyurduğu rivâyet edilmiştir. 926

KİTÂBÜ'S-SAVM Oruç borcu;Ölünün oruç borcu MÜTEVEFFÂDAN NİYÂBETEN ORUÇ HAKKINDA HAZRET-İ ÂİŞE VE İBN-İ ABBÂS HADÎSLERİ Abdullâh b. Abbâs Şöyle haber verdiği rivâyet edilmiştir: Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem'e (mechul) birisi geldi. Ve: - Yâ Resûla'llah! Anam, üzerinde bir kaç oruç borcu varken vefât etti. Ondan niyâbeten bu borcu ben kazâ edeyim mi? diye sordu. Resûlullah: - Evet sen kazâ et!. Hem, Allah'a olan borç, başka borçlardan ziyâde ödenmeğe lâyık ve müstehaktır, buyurdu. 927

KİTÂBÜ'S-SAVM İftar vakti İFTÂRIN TA'CÎLİ HAYIRLI VE MÜSTEHAB OLDUĞUNA DÂİR SEHL İBN-İ SA'D HADÎSİ Abdullâh İbn-i Ebî Evfâ İbn-i Ebî Evfâ radiya'llahu anh'in hadîsi ve Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem'in (Bilâl'e: Râhilenden) in, bana sevîk karıştır!, buyurduğu yakında geçmişti. İbn-i Ebî Evfâ'nın buradaki rivâyetinde Resûlullah: "Geceyi şu (Meşrık) tarafından ikbâl eder gördüğünüzde bu an, oruçlunun iftar vaktidir" buyurmuş, ve parmağiyle Meşrık cihetine işâret etmiştir. 928

KİTÂBÜ'S-SAVM İftar etmek;Sâhurda acele etmek;Sâhuru tehir etmek İFTÂRIN TA'CÎLİ HAYIRLI VE MÜSTEHAB OLDUĞUNA DÂİR SEHL İBN-İ SA'D HADÎSİ Sehl b. Sa'd Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem: (Sâim) insanlar, iftar etmeyi (sünnete imtisâl ederek) evdikleri, (sehûru ve te'hîr ettikleri) müddetçe dâimâ hayır ile yaşarlar, buyurdu. 929

KİTÂBÜ'S-SAVM  İFTÂRIN TA'CÎLİ HAYIRLI VE MÜSTEHAB OLDUĞUNA DÂİR SEHL İBN-İ SA'D HADÎSİ Esmâ' b. Ebî Bekr "Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem zamânında bir yağışlı günde biz iftar ettik; sonra da güneş doğdu" dediği rivâyet edilmiştir. 930

KİTÂBÜ'S-SAVM Aşûre orucu ÇOCUKLARIN ORUÇ TUTMALARI HAKKINDA RÜBEYYİ' HADÎSİ VE ULEMÂNIN MUHTELİF İCTİHADLARI Rübeyyi' Bint-i Muavviz Şöyle dediği rivâyet edilmiştir: Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem (Medîne civârındaki) Ensâr köylerine Âşûrâ günü kuşluk zamânı (şöyle haber) gönderdi: Her kim iftar ederek sabahladı ise, gününün geri kalan zamânında imsâk etsin!, kim ki oruçlu olarak sabaha ulaştı ise, orucunu tamamlasın!. Rübeyyi': biz ba'de-mâ Âşûrâ orucunu tutardık. (Küçük) çocuklarımıza da tutturur (, onlarla mescide gider) dik. Oruçlu çocuklarımıza (boyalı) yün softan oyuncak düzerdik de bunlardan yemek diye ağlayan olursa, iftar vakti irişinceye kadar ona bu oyuncağı verir, (eğlendirir) dik. 931

KİTÂBÜ'S-SAVM Peşpeşe oruç tutmak (vas-ı siyâm);Vasl-ı sıyâm SAVM-İ VİSÂLDEN NEHYE DÂİR EBÛ SAÎD-İ HUDRÎ VE EBÛ HÜREYRE HADÎSLERİ Ebû Saîd-i Hudrî Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem: bir orucunuzu öbirisine eklemeyiniz!. Hangi biriniz vasl-ı sıyâm etmek isterse, nihâyet sahur vaktine kadar ulaştırsın! buyurduğunu işittiği rivâyet edilmiştir. 932

KİTÂBÜ'S-SAVM Nâfile ibâdeti tâkat dâhilinde yapmak;Peşpeşe oruç tutmak (vas-ı siyâm);Vasl-ı sıyâm SAVM-İ VİSÂLDEN NEHYE DÂİR EBÛ SAÎD-İ HUDRÎ VE EBÛ HÜREYRE HADÎSLERİ Ebû Hüreyre Şöyle haber verdiği rivâyet edilmiştir: Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem oruçta visalden nehyetmişti. Müslümanlardan bir kimse Resûlullah'a: - Yâ Resûla'llah! Bir günün orucunu sen, öbir güne vaslediyorsun! demesi üzerine Resûlullah: - Sizin hanginiz bana benzer? Ben, Rabbim beni it'âm ve iska' eder bir halde gecelerim, buyurdu. Fakat Ashâb, visalden ictinâb etmekten (yine) imtinâ etmeleri üzerine, Resûl-i Ekrem oruçlarına bir gün, sonra bir gün daha (arka arkaya iki gün) muvâsala buyurdu. Sonra (üçüncü günü) hilâli gördüler. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem, visâlden ictinâb etmekten imtinâ edenleri tâkib ve tevbîh eder gibi: - Eğer hilâl (bir ay) teahhur etseydi visâli, sizin için (medâr-ı i'tibâr olsun diye) o kadar ziyâde ederdim, buyurdu. Yine Ebû Hüreyre'den gelen bir rivâyette, Resûl-i Ekrem Ashâbına: - İbâdetlerinizden gücünüz yettiği derece tekellüf ediniz! buyurmuştur. 933

KİTÂBÜ'S-SAVM Nâfile ibâdeti tâkat dâhilinde yapmak İBÂDETTE İ'TİDÂLE DÂİR EBÛ CÜHAYFE HADÎSİ VE SELMÂN İLE EBÜ'D-DERDÂ' KISSASI. VE HAKLAR, VAZÎFELER Ebû Cuhayfe Ebû Cuhayfe radiya'llahu anh'e muttasıl sened ile şöyle haber verdiği rivâyet edilmiştir: Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem Selmân (-i Fârisî) ile Ebü'd-Derdâ' arasında kardaşlık te'sîs buyurmuştu. Selmân, Ebü'd-Derdâ'yı bir def'a ziyâret etti. (Bulamadı). Ve (zevcesi) Ümm-i Derdâ'yı eski bir elbîse içinde perîşân gördü de: - Bu ne haldir? diye sordu. Ümm-i Derdâ: - Kardeşin Ebü'd-Derdâ'nın dünyâda bir işi ve ilişiği yok ki (gündüz oruç tutar, gece namaz kılar) diye yanıktı. (Bu sırada) Ebü'd-Derdâ'da geldi. Selmân (ı selâmladı. Ve onun) için yemek yaptı, (önüne getirdi). Selmân Ebü'd-Derdâ'ya: - (Haydi) sen de ye! dedi. Ebü'd-Derdâ': - Ben oruçluyum!, demesi üzerine, Selmân: - (Va'llah bu orucu bozacaksın!). Ve sen yeyinceye kadar ben de yemiyeceğim, dedi. Ebû Cuhayfe diyor ki: Ebü'd-Derdâ'da (orucunu bozup müsâfiriyle) yedi. Gece olunca Ebü'd-Derdâ' gecenin evvelinde namaza kalkmak istedi. Selmân: - Uyu! diye men' etti. Ebü'd-Derdâ' da uyudu. Sonra bir daha kalkmak istedi. Yine Selmân: - Uyu! diye men' etti. Gecenin âhir vakti olunca Selmân: - Artık şimdi kalk! dedi. (Kalktılar abdest aldılar,) namaz kıldılar. Namazı müteâkıb Selmân Ebü'd-Derdâ'ya: - (Kardeşim!) Üzerinde muhakkak ki, Rabbının bir hakkı vardır; kendinin de böyle bir hakkı vardır; âilenin de bir hakkı vardır; (hattâ müsâfirinin bile hakkı vardır). Binâenaleyh her hak sâhibine hakkını vermelisin!. (Evet ye, iç, oruç tut. Namaz kıl, uyu, hayat yoldaşınla seviş). Sonra Ebü'd-Derdâ' Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem'in huzûruna gelip bu vak'ayı arz edince Resûlullah: - Selmân doğru söylemiştir, buyurdu. 934

KİTÂBÜ'S-SAVM Nâfile ibâdeti tâkat dâhilinde yapmak RESÛL-İ EKREM'İN GECE NAMAZININ VE ORUCUNUN KEYFİYYETİNE DÂİR HAZRET-İ ÂİŞE VE ENES İBN-İ MÂLİK HADÎSLERİ Ümmü'l-mü'minîn Âişe Şöyle dediği rivâyet edilmiştir: Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem (bâzı aylarda çok) oruç tutardı. Hattâ biz onu (bu ayda) hiç iftar etmedi sanırdık. (Bâzı aylarda da çok) iftar ederdi. Hattâ biz, onu (bu ayda) hiç oruç tutmadı derdik. Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem'in Ramazan'dan başka bir ayın orucunu tammaladığını görmedim. Şa'ban'daki kadar kendisinde çok oruçlu olduğu bir ay da görmedim. Âişe radiya'llahu anhâ'dan gelen bir rivâyette de şu ziyâde vardır: Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem: ibâdetlerden (mukavemetine) gücünüz yetişebilecek ibâdeti ihtiyâr ediniz. Siz ibâdetten bezmedikçe Allah, fazl ü sevâbını kesmez. Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem'e göre, en sevimli namaz, az olsa bile devamlı kılınan namazdı. Resûlullah her hangi bir (nâfile) namazı kılmaya başlayınca ona devam buyururdu. 935

KİTÂBÜ'S-SAVM Nâfile ibâdeti tâkat dâhilinde yapmak RESÛL-İ EKREM'İN GECE NAMAZININ VE ORUCUNUN KEYFİYYETİNE DÂİR HAZRET-İ ÂİŞE VE ENES İBN-İ MÂLİK HADÎSLERİ Enes b. Mâlik (Bir kere) Enes İbn-i Mâlik radiya'llahu anh'ten Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem'in orucu (nun kemiyyet ve keyfiyeti) nden sorulmuş da müşârün-ileyh şöyle cevab vermiştir: Ben, Resûlullah'ı aydan (bâzı günlerde) oruçlu görmeyi arzu etmezdim, ancak onu oruçlu görürdüm. İftar eder görmek de isteyince, muhakkak Resûlullah'ı iftar eder görürdüm. Geceden (bâzı zamanlarda) namaz kılar görmek istemezdim, ancak onu namaz kılar görürdüm. Uyur görmek istemezdim, illâ onu uyur görürdüm. (Enes İbn-i Mâlik devamla): Ben Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem'in (mübârek) elinden daha yumuşak ne bir yün sof, ne de bir harîr meshetmedim. Yine ben Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem'in râyiha (-i tayyibe) sinden daha güzel kokan ne bir misk, ne de bir anber koklamadım, (demiştir). 936

KİTÂBÜ'S-SAVM Nâfile ibâdeti tâkat dâhilinde yapmak;Savm-ı Dâvud SAVM-İ DÂVUD'A DÂİR ABDULLÂH İBN-İ AMR HADÎSİ Abdullâh b. Amr b. Âs (İbâdette iltizâm-i şiddet ettiğine dâir bir) hadîsi geçmişti. Bu rivâyette ise, Abdullah yaşlanıp da evvelki gibi ibâdette salâbet güç gelmeğe başlayınca: "Ne olurdu Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem'in bahşettiği müsâadeyi kabûl etmiş olsaydım" dediği bildirilmiştir. Yine Abdullah İbn-i Amr'den bir rivâyette, Müşârün-ileyh: - Resûlullah, savm-i Dâvud'ı (bana) hikâye etti de: "Dâvud (düşmandan) kaçmazdı" buyurdu. Ben de: - Yâ Resûla'llah! Bana düşmandan kaçmamak hasletini kim te'mîn eder? diye sordum. (Resûl-i Ekrem: - O bir ihsân-ı ilâhîdir, buyurdu). Râvî (Atâ' İbn-i Ebî Rebâh) diyor ki: Sonra Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem iki kere: - Dâimâ oruç tutan kimse oruç tutmamıştır, buyurdu. 937

KİTÂBÜ'S-SAVM  RESÛL-İ EKREM'İN ENES İBN-İ MÂLİK HAKKINDA KESRETÜ EMVÂL VE EVLÂD İLE DUÂSINA DÂİR ENES HADÎSİ Enes b. Mâlik Şöyle rivâyet edilmiştir: Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem (bir defa vâlidem) Ümm-i Süleym'e geldi. Vâlidem, Resûlullah'a hurma ve yağ ikrâm etti. Resûlullah: yağınızı tulumuna, hurmanızı da kabına iâde ediniz! Ben oruçluyum, buyurdu. Sonra evin bir tarafına doğru durup nâfile (iki rek'at) namaz kıldı. (Resûlullah ile biz de kıldık). Resûlullah Ümm-i Süleym'e ve ehl-i beytine düâ buyurdu. Ümm-i Süleym: - Yâ Resûla'llah! Bir hassacık var, (ona da düâ buyurunuz!) dedi. Resûlullah: - Hassacık da nedir? diye sordu. Ümm-i Süleym: - Hâdimin Enes'tir, dedi. Enes diyor ki: Resûl aleyhi's-selâm Âhiretin ve Dünyânın hiç bir hayır ve saâdetini bırakmayarak bana düâ etti. (O cümleden birisi): Yâ Rab, Enes'i çok mal ve çok evlâd ile merzuk ve kendisi için mübârek eyle! buyurdu. Muhakkak ki ben, Ensâr'ın mal cihetiyle en zengini bulunuyorum. Kızım Ümeyne'nin bana haber verdiğine göre de (Hicret'in 75 senesinde) Haccâc'ın Basra'ya geldiği târiha kadar yüz yirmi bu kadar sulbî evlâdım defnolunmuştur. 938

KİTÂBÜ'S-SAVM  YEVM-İ ŞEKTE ORUCTAN NEHYE DÂİR İMRÂN İBN-İ HUSAYN HADÎSİ İmrân İbn-i Husayn Şöyle dediği rivâyet edilmiştir: Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem (Ashâbından) bir adama: - Yâ Ebâ fülân, bu (Şa'bân) ayının son günlerinde oruç tuttun mu? diye sordu. O adam: - Hayır yâ Resûla'llah! diye cevap verdi. Resûlullah: - (Ramazan'dan çıkıp) iftar ettiğinde iki gün oruç tut! buyurdu. İmran'dan gelen diğer bir rivâyette (bu iki orucun) Şa'bân'ın âhirindeki oruçtan (ivaz) olduğu bildirilmiştir. 939

KİTÂBÜ'S-SAVM Belirli günlerde oruç tutmak;Cuma orucu CUM'A ORUCUNA DÂİR CÂBİR VE CÜVEYRİYYE HADÎSLERİ Câbir b. Abdullâh Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem Cum'a günü orucundan nehyetti mi? diye sorulmuş. Câbir de: - Evet nehyetti, diye cevap vermiştir. 940

KİTÂBÜ'S-SAVM Belirli günlerde oruç tutmak;Cuma orucu CUM'A ORUCUNA DÂİR CÂBİR VE CÜVEYRİYYE HADÎSLERİ Ümmü'l-Mü'minîn Cüveyriye Bint-i Hâris Şöyle rivâyet edilmiştir: Bir Cum'a günü Cüveyriye, oruçul iken Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem yanına gelmiş de Resûlullah: - Dünkü gün oruç tuttun mu? diye sormuş. Cüveyriye: - Hayır, tutmadım, demiş. Resûlullah: - Yarın oruç tutmak istiyor musun? diye sormuş. Yine Cüveyriye: - Hayır, tutmayacağım demiş. Bunun üzerine Resûlullah: - (Öyle ise) orucunu boz! buyurmuştur. 941

KİTÂBÜ'S-SAVM  EYYÂM-I TEŞRIKTA ORUÇTAN NEHYE DÂİR ÂİŞE VE İBN-İ ÖMER HADÎSLERİ Ümmü'l-mü'minîn Âişe Şöyle rivâyet edilmiştir: (Alkame tarafından) Âişe radiya'llahu anhâ'dan: - Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem günlerden bâzıların bir şey'e tahsîs buyurur mu idi? diye sorulmuş. Âişe Hazretleri: - Hayır tahsîs etmezdi. Onun amel ü ibâdeti (bahar yağmuru gibi) fâsılasız ve devamlı idi. Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem'in edâsına zaferyâb olduğu hayr ü ibâdete hanginizin gücü, kudreti yetişir ki, diye cevab vermiştir. 942

KİTÂBÜ'S-SAVM Eyyâm-ı teşrikte oruç EYYÂM-I TEŞRIKTA ORUÇTAN NEHYE DÂİR ÂİŞE VE İBN-İ ÖMER HADÎSLERİ Ümmü'l-mü'minîn Âişe "Kâ'be'ye hediye edecek kurban bulamıyan hacılardan başkaları için eyyâm-ı teşrıkta oruç tutmağa ruhsat verilmemiştir" dedikleri rivâyet edilmiştir. 943

KİTÂBÜ'S-SAVM Aşûre orucu ÂŞÛRÂ VE RAMAZAN ORUÇLARINA DÂİR HAZRET-İ ÂİŞE VE İBN-İ ABBÂS HADÎSLERİ Ümmü'l-mü'minîn Âişe Şöyle dediği rivâyet edilmiştir: Câhiliyet devrinde Kureyş Âşûrâ günü oruç tutardı. (Hicret'ten evvel) Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem de Âşûrâ orucu tutardı. Medîne'ye hicret buyurunca da (ber mu'tâd) bu orucu tuttu. (Ashâb'a da) tutmalarını emretti. (İkinci sene) Ramazan (orucu) farz kılınınca Âşûrâ günü orucunu bıraktı. İsteyen bu orucu tuttu; dileyen de bıraktı. 944

KİTÂBÜ'S-SAVM Aşûre orucu ÂŞÛRÂ VE RAMAZAN ORUÇLARINA DÂİR HAZRET-İ ÂİŞE VE İBN-İ ABBÂS HADÎSLERİ Abdullâh b. Abbâs Şöyle haber verdiği rivâyet edilmiştir: Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem Medîne'ye hicret buyurduğunda, Yehûdîlerin Âşûrâ günü oruç tuttuklarını gördü de: - Bu ne orucudur? diye sordu. Cevâben: - Bu gün, sâlih bir gündür; bu gün Allah Azze ve Cell'in Benî İsrâil'e, düşmanları (Fir'avn'in şerri) nden necat verdiği bir gündür. Mûsâ (aleyhi's-selâm, bu lûtfu Bârî'ye şükren) oruç tutmuştur. (Biz de tutarız) dediler. Resûlullah: - Biz, Mûsâ (sünnetini ihyâ) ya sizden daha ziyâde haklıyız, buyurdu da (Mekke'deki gibi) o oruç tuttu; ve (Ashâb'a) da tutmalarını emreyledi. 945


TERÂVÎH NAMAZI

 Terâvih namazı TERÂVÎHİN LÜĞAVÎ VE ŞER'Î MA'NÂSI. BU BÂBTA HAZRET-İ ÂİŞE HADÎSİ Ümmü'l-mü'minîn Âişe [Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem (Ramazan gecelerinden) bir gece, (hücresinden) gece içinde (Mescid'e) çıktı. Ve Mescid'de namaz kıldı. Birtakım zevât da (kendisine iktidâ edip) namaz kıldılar] sûretindeki bu hadîs, yukarıda Kitâbü's-Salât'ta geçti. Bu hadîs ile buradaki Âişe hadîsi arasında lâfzan muhâlefet vardır. Buradaki rivâyetin sonunda: "Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem vefât etti; ve Ramazan namazı işi, evlerde kılınmak üzere cârî idi". 946


KADİR GECESİ'NİN FAZÎLETİ

 Kadir gecesi KADİR GECESİ'NİN İHYÂNIN FAZÎLETİNE VE SEBEB-İ GUFRÂN OLDUĞUNA DÂİR İBN-İ ÖMER HADÎSİ Abdullâh b. Ömer Şöyle rivâyet edilmiştir: Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem'in Ashâb'ından bâzı kimselere leyle-i Kadir rü'yâda (Ramazan'ın) seb'-i evâhirinde (taraf-ı ilâhîden) gösterildi. Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem de Ashâb'ına: "Rü'yânızı biliyorum; Ramazan'ın seb'-ı evâhirine tevâfuk etmiştir. Kim ki leyle-i Kadr'i aramağa cehd ederse, onu Ramazan'ın seb'-ı evâhirinde arasın!" buyurdu. 947

KADİR GECESİ'NİN FAZÎLETİ Kadir gecesi KADİR GECESİ'Nİ DÂİR EBÛ SAÎD-İ HUDRÎ RADİYA'LLÂHU ANH HADÎSİ Ebû Saîd-i Hudrî Şöyle rivâyet edilmiştir: (Bir sene) Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem ile berâber Ramazan'ın aşr-ı evsatında i'tikâf etmiştik. Resûlullah yirminci (gün) ün sabahı (i'tikâf mahallinden) çıktı, bize bir hutbe îrâd etti de müteâkıben şöyle buyurdu: - (Menâmında) bana Leyle-i Kadr (in bütün alâmâtı) gösterildi. Sonra unutturuldu. Yâhud ben onu unuttum. (Ashâb'ım!) Siz leyle-i Kadr'i Ramazan'ın aşr-ı ahîrinde, tek (gece) de arayınız!. Ben (menâmımda) kendimi su ve balçık içinde secde eder gördüm. Kim ki (benimle yâni) Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem ile i'tikâf ediyorsa, şimdi (i'tikâf mahalline) çekilsin! (buyurdu). Biz de yerlerimize çekildik. (Hava açıktı;) gökte bir bulut parçası (bile) görmüyorduk. Sonra bir bulut parçası geldi. (Yirmi birinci gece gökten şiddetli bir) yağmur boşandı. Hattâ Mescid'in sakfı (Resûlullah'ın secde mahalline) aktı. Mescid'in sakfı hurma ağacından idi. (Sabah) namazı kılındı. Ben Resûlulllah salla'llahu aleyhi ve sellem'in suya ve balçığa secde ettiğini (gözümle) gördüm. Hattâ (namazdan döndüğünde Resûlullah'a baktım;) salla'llahu aleyhi ve sellem'in alnında (ve burnunda) çamur eseri gördüm. 948

KADİR GECESİ'NİN FAZÎLETİ Kadir gecesi;Ramazanın son on günü KADİR GECESİ'NİN RAMAZAN'IN AŞR-İ EVÂHİRİNDE ARANILMASINI ÂMİR İBN-İ ABBÂS RADİYA'LLÂHÜ ANHÜMÂ'NIN İKİ RİVÂYETİ Abdullâh b. Abbâs Rivâyet edildiğine göre, Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: (Ashâb'ım!) Siz leyle-i Kadr'i Ramazan'ın aşr-ı ahîrinde arayınız!. Leyle-i Kadir, ya Ramazan'dan dokuz (gece) kala, yâhud yedi (gece) kala, yâhud da beş (gece) kaladır. 949

KADİR GECESİ'NİN FAZÎLETİ Kadir gecesi;Ramazanın son on günü KADİR GECESİ'NİN RAMAZAN'IN AŞR-İ EVÂHİRİNDE ARANILMASINI ÂMİR İBN-İ ABBÂS RADİYA'LLÂHÜ ANHÜMÂ'NIN İKİ RİVÂYETİ Abdullâh b. Abbâs Bir rivâyette Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem: O (Kadir gecesi ya) Ramazan'ın aşr-ı ahîrinde geçen dokuz (gece) dedir, yâhud geri kalan yedi (gece) dedir. 950

KADİR GECESİ'NİN FAZÎLETİ Ramazanın son on günü RAMÂZANIN AŞR-İ AHÎRİNDE RESÛL-İ EKREM'İN KENDİSİNİ TAMÂMİYLE İBÂDETE HASRETTİĞİNE DÂİR HAZRET-İ ÂİŞE HADÎSİ Ümmü'l-mü'minîn Âişe Şöyle dediği rivâyet edilmiştir: (Ramazan'ın) aşr-ı ahîr (i) girince, Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem (ibâdet husûsunda) ciddî bir sa'y ü ictihâd arzerderdi. Gecesini ihyâ eder, ehl ü âilesini de (ibâdet için) uyandırırdı. 951


MESCİDLERDE İ'TİKÂF

 İ'tikâf;Ramazanın son on günü RESÛL-İ EKREM'İN İ'TİKÂFI HAKKINDA HAZRET-İ ÂİŞE HADÎSİ Ümmü'l-mü'minîn Âişe Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem'in zevcesi Âişe radiya'llahu anhâ'dan rivâyet edildiğine göre, Resûl-i Ekrem Ramazan'dan aşr-ı ahîrde i'tikâf ederdi. Bu âdet-i seniyelerine Allah'ın, Habîbi'ni vefâta da'veti zamânına kadar devâm etmiştir. İrtihâl-i Nebevî'den sonra Resûlullah'ın zevceleri i'tikâf etmişlerdir. 952

MESCİDLERDE İ'TİKÂF İ'tikâf İ'TİKÂFIN MESCİDE HAS OLDUĞUNA DÂİR HAZRET-İ ÂİŞE HADÎSİ Ümmü'l-mü'minîn Âişe Şöyle dediği rivâyet edilmiştir: Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem mescidde (i'tikâfta) iken başını hücreme sokar (ve eğer) di; ben de saçını (hâiz olduğum halde) tarardım. Bu muhakkaktır. Yine Resûlullah i'tikâfta iken odama girmezdi. Yalnız (abdest bozmak gibi beşerî) bir ihtiyac üzerine girerdi. 953

MESCİDLERDE İ'TİKÂF Adak (nezir);İ'tikâf;Nezir İ'TİKÂFIN MESCİDE HAS OLDUĞUNA DÂİR HAZRET-İ ÂİŞE HADÎSİ Ömer b. el-Hattâb Rivâyet edildiğine göre Ömer, (Ci'râne'de) Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem'den: - (Yâ Resûla'llah)! Mescid-i Haram'da bir gece i'tikâf etmeği câhiliyet (zamânın) da nezretmiştim; (ne buyurulur?) diye sormuş. Resûlullah: - Nezrini îfâ et! buyurmuştur. 954

MESCİDLERDE İ'TİKÂF İ'tikâf KADINLARIN MESCİDDE İ'TİKÂFLARININ ADEM-İ CEVÂZINA DÂİR HAZRET-İ ÂİŞE HADÎSİ, VE İ'TİKÂFIN MEBDEİ VE MÜNTEHÂSI Ümmü'l-mü'minîn Âişe Rivâyet edildiğine göre, Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem (bir sene) Ramazan'ın aşr-ı ahîrinde i'tikâf etmek istedi. Mescidde itikâf etmek istediği mahalle vardığında (üç) çadır kurulmuş olduğunu gördü. (Bunlar:) Âişe çadırı, Hafsa çadırı, Zeyneb çadırı idi. Resûlullah: (- Bu çadırlar da nedir? diye sorup Ezvâc-i Tâhirât'a âid olduklarını öğrenince:) - Bu yaptıklarını birr ü tekvâ maı zannederler? buyurup sonra geri döndü. Ve i'tikâf buyurmadı. Tâ Şavvâl'in aşr (-i evvel) inde i'tikâf eyledi. 955

MESCİDLERDE İ'TİKÂF İ'tikâf;Şeytanın insana tasallutu KADINLARIN MESCİDDE İ'TİKÂFLARININ ADEM-İ CEVÂZINA DÂİR HAZRET-İ ÂİŞE HADÎSİ, VE İ'TİKÂFIN MEBDEİ VE MÜNTEHÂSI Safiyye Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem'in zevcesi Safiyye radiya'llahu anhâ'dan rivâyet olunduğuna göre, Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem Ramazan'ın aşr-ı ahîrinde mescidde i'tikâfta iken Safiyye (Hazretleri) Resûl-i Ekrem'i ziyâret etmişti. Bir saat nezd-i Peygamberî'de görüştükten sonra avdet etmek üzre ayağa kalkmış, Resûlullah da onu menziline geçirmek üzere onunla berâber kalkmış. Ümm-i Seleme'nin odası önündeki mescid kapısına geldiğinde Ensâr'dan iki kimse oradan (acele) geçmişti de Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem'e selâm vermişlerdi. Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem bunlara: - Acele etmeyiniz, durunuz! Yanımdaki kadın, Safiyye bint-i Huyey'dir, buyurdu. Bu iki Ensârî zât: Yâ Resûla'llah! Biz Cenâb-ı Hakk'ı, (Resûlünün lâyık olmıyan bir harekette bulunmasından) tenzîh ederiz, dediler. Ve (Resûl-i Ekrem'in Safiyye'nin ta'yîn-i hüviyetine mecbûriyet his etmesi), bunlara ağır geldi. Bunun üzerine Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem: - Şeytan, insa(n vücûdü) nde (deverân eden) kan mesâbesindedir. Ben, sizin (temiz) gönüllerinize Şeytanın (kötü) bir şübhe atmasından haklı olarak korktum, buyurdu. 956

MESCİDLERDE İ'TİKÂF İ'tikâf İ'TİKÂF ESNÂSINDA TEKELLÜMÜN, TEDRÎSİN, SANÂYİ-İ NEFÎSE İLE İŞTİGÂLİN CEVÂZI Ebû Hüreyre "Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem her Ramazan on gün i'tikâf ederdi. Rûh-ı Nebevîleri kabzolunduğu yılın Ramazan'ında ise yirmi gün i'tikâf buyurdu" dediği rivâyet edilmiştir. 957



KİTÂBÜ'L-BÜYÛ'

 Başlık;Düğün;Mehir TİCÂRETİN FAZÎLETİ HAKKINDA ABDURRAHMÂN İBN-İ AVF HADÎSİ Abdurrahmân İbn-i Avf Şöyle dediği rivâyet edilmiştir: Biz Medîne'ye (hicret edip) geldiğimizde, Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem benimle Sa'da İbn-i Rebî' arasında kardaşlık te'sîs etmişti. Bunun üzerine Sa'd İbn-i Rebî' (Abdurrahmân İbn-i Avf'e): - Ben mal cihetiyle Ensâr'ın en zenginiyim; malımın yarısını sana ayırdım. Sonra bak! İki kadınından hangisini dilersen senin hisâbına talâkını veririm. İddeti geçince onu tezevvüc edersin, dedi. Abdurrahmân İbn-i Avf, Sa'd'e: - (Allah ehlini ve malını sana mübârek eylesin,) benim bunlara ihtiyâcım yoktur. İçinde ticâret yapılan bir çarşınız yok mu? (Bana o pazara delâlet ediniz,) dedi. Sa'd: - Kaynuka' (kabîlesinin) çarşısı vardır, dedi. Abdurrahmân İbn-i Avf Kaynuka' çarşısına gitti. (Satmak üzere) keş ve yağ götürdü. Ertesi günü yine gitti. Çok geçmedi, Abdurrahmân Resûlullah'ı ziyârete geldi. Üzerinde (ehl-i zifâfa mahsus) zafran eserin vardı. Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem: - Evlendin mi? diye sordu. Abdurrahmân: - Evet evlendim, diye cevap verdi. Resûlullah: - Kimi tezevvüc eylediğini sordu. O da: - Ensar'dan bir kadınla evlendim, dedi. Resûlullah: - Ne kadar mihir verdin? buyurdu. Abdurrahmân: - Bir çekirdek (beş dirhem) ağırlığında altun yâhud altundan bir çekirdek verdim, diye cevab verdi. Bunun üzerine Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem Abdurrahmân'a: - Bir koyun (kesmek sûreti) le olsun, velîme yap, buyurdu. 958

KİTÂBÜ'L-BÜYÛ' Şüpheli şeylerden kaçınmak HALÂL İLE HARAM ARASINDAKİ UMÛR-I MÜŞTEBİHEYE DÂİR NU'MÂN İBN-İ BEŞÎR HADÎSİ Nu'mân b. Beşîr Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğu rivâyet edilmiştir: Halâl olan şeyler bellidir; haram olanlar da bellidir. Fakat halâl ile haram arasında birtakım şübheli şeyler vardır (ki bunlar halâl mıdır, haram mıdır? Çok kimseler bilmezler). Kim ki, kendisince günah olması sezilen bir şey'i terk ederse, o, hürmeti âşikâr olan şey'i çoktan bırakmış demektir. Kim ki, günah olması şübheli olan şey'e cür'et ederse, bu da hürmeti vâzıh muharremâta dalmağa yaklaşmıştır. Günahlar (, haramlar) Allah'ın korusudur (yasak yeridir). Hangi çoban ki, (davarlarını) koru etrâfında otlatırsa, çok sürmeden koruya dalabilir. 959

KİTÂBÜ'L-BÜYÛ' Çocuk babaya nisbet edilir;Neseb tâyini SA'D İBN-İ EBÎ VAKKÂS İLE ABD İBN-İ ZEM'A ARASINDA İSTİLHAK VE TA'YÎN-İ NESEB DA'VÂSI. VE TARAFEYNİN SÛRET-İ TEŞEKKÜLÜ Ümmü'l-mü'minîn Âişe Şöyle dediği rivâyet edilmiştir: Utbe İbn-i Ebî Vakkas, kardeşi Sa'd İbn-i Ebî Vakkas'a vasiyet etmiş (şöyle söylemiş): - Zem'an'ın câriyesinin oğlu (Abdurrahmân,) ben (im sulbüm) dendir. Bu çocuğu almalısın!. Hazret-i Âişe diyor ki: - Mekke'nin fethi senesi (Mekke'ye varıldığında) Sa'd İbn-i Ebî Vakkas, çocuğu (, Abdurrahmân'ı) yakaladı. Ve: - Bu, kardeşim Utben'in oğludur. Bunun nesebinin kendisine istilhâkı için bana vasıyet etmiştir, dedi. Bunun üzerine Abd İbn-i Zem'a ayaklanıp: - Bu, benim kardeşimdir; bababın câriyesinin oğludur; babamın firâşı üstünde doğmuştur, dedi. Her iki taraf bu nizâ' ve husûmetlerini Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem'e arz ettiler. Sa'd İbn-i Ebî Vakkas: - Yâ Resûla'llah! Bu çocuk, kardeşim Utbe'nin oğludur. Nesebinin kendisine istilhâkına dâir bana vasıyeti vardır, dedi. Abd İbn-i Zem'a da: - Bu, benim kardeşimdir; ve babamın câriyesi doğurmuştur; babamın firâşi üstünde doğmuştur, dedi. Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem: - Yâ Abd İbn-i Zem'a! Bu (Abdurrahmân) senin (kardeşin) dir, buyurdu. Sonra da Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem: - Çocuk, (sâhib-i) firâşindir. Zânîye de mahrûmiyet düşer, buyurdu. Sonra Resûl-i Ekrem vesîle-i husûmet olan bu çocuğun sîmâca Utbe'ye benzediğini görerek, zevci Sevde Bint-i Zem'a'ya: - Ey Sevde! Bundan sonra sen de Abdurrahmân'a gözükme (, ondan kaç!) buyurdu. Bundan sonra Abdurrahmân, Sevde (vefât edip de) Allahü Azze ve Alâ'nın rahmetine kavuşuncaya kadar, Ümmü'l-Mü'minîn'in yüzünü görmedi. 960

KİTÂBÜ'L-BÜYÛ' Kesilmiş et yerken besmele HİLL-Ü HURMETTE ŞÜBHE, VESVESE DERECESİNİ BULMAMASI HAKKINDA HAZRET-İ ÂİŞE HADÎSİ Ümmü'l-mü'minîn Âişe Rivâyet edildiğine göre, şöyle demiştir: Bâzı kimseler: - Yâ Resûla'llah! Bâzı Bâdiyeler bize (kesilmiş) et getiriyorlar. Bilmeyiz ki, bunlar kesilirken hayvan üzerine İsmu'llah zikrettiler mi, etmediler mi? dediler. Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem: - Bu et üzerine Bismi'llâh deyiniz, sonra yeyiniz! diye cevab verdi. 961

KİTÂBÜ'L-BÜYÛ' Helâl kazanç KAZANCIN HİLL-Ü HURMETİNE MÜBÂLÂTSIZLIĞIN ZEMMİNE DÂİR RİVÂYETLER Ebû Hüreyre Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem'in: insanlara (muhakkak) bir zaman erişir ki, o devirde kişi, ele geçirdiği mal halâldan mı, haramdan mı? kazanıldığını hiç aldırmaz. 962

KİTÂBÜ'L-BÜYÛ' Parayı para ile değiştirmek;Vâdeli alışveriş;Veresiye alışveriş BEY'-İ SARFA DÂİR ZEYD İBN-İ ERKAM İLE BERÂ' İBN-İ ÂZİB'İN MÜŞTEREK RİVÂYETLERİ Zeyd b. Erkam Şöyle dedikleri rivâyet edilmiştir: Biz, Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem zamânında tâcir idik. (Bir kere) Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem'e sarf(ın hükmün) den sorduk da Resûlullah: "(Bir mecliste) bir elden bir ele verilir, alınırsa beis yoktur. Eğer va'de ile olursa sahîh değildir" buyurdu. 963

KİTÂBÜ'L-BÜYÛ'  EBÛ MÛSE'L-EŞ'ARÎ'NİN RİVÂYET ETTİĞİ BİR HADÎSE HAZRET-İ ÖMER'İN ŞÂHİD TALEBİ Ebû Mûsâ el-Eş'arî Şöyle rivâyet edilmiştir: (Bir kere) Ömer İbn-i Hattâb radiya'llahu anh'den (ziyâret için üç def'a) izin istemiştim de bana izin verilmemişti. Ömer, (o sırada müslümanların işiyle) meşgul olsa gerekti. Ben de geri dönmüştüm. Ömer, meşguliyetinden kurtulunca (Ebû Mûse'l-Eş'arî'yi kasd ederek): - Abdullah İbn-i Kays'in sesini işitmedim mi? (Şimdi onu işitmiştim) izin veriniz (de gelsin!) demiş, fakat: - Ebû Mûsâ gitti, diye cevab verilmiştir. (Hazret-i Ömer arkamdan adam gönderip) beni da'vet etti. (Gelince) bana: - Niçin geri gittin? diye sordu. Ben de: - Biz, bununla (yâni izin verilmeyen kapıdan dönmekle) emrolunduk, diye cevab verdim. Bunun üzerine Ömer: - (Resûlullah'ın) böyle (rücû' ile emrine dâir) beyyine getirirsin. (Değil mi?. Vâkıa ben seni ittiham etmek istemem. Fakat nâsın Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem'e yalan isnâd etmesinden endîşe ederim) dedi. Bunun üzerine ben, (şâhid bulmak üzere) Ensar meclisine gittim. Onlardan (bu rücû' haberini) sordum. Ensâr: - Bu mes'ele hakkında büyüklerimizin senin için şahâdetleri ne lâzım?. Bunu küçüklerimiz de, (meselâ) Ebû Saîd-i Hudrî (bile) muhakkak (bilir,) şahâdet eder, dediler. Ben de Ebû Saîd-i Hudrî'ye gittim. (Ömer'e getirdim. O da haberi anlattı.) Ömer: - Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem'in emrinden (bu rücû' mes'elesi) bana kapalı mı kaldı? (Öyle ya) çarşılara, pazarlara ticârete çıkmak beni, (Resûlullah'ın meclisine devamdan) alıkoydu, di (ye eseflen) di. 964

KİTÂBÜ'L-BÜYÛ' Sıla-i Rahm SILA-İ RAHM HAKKINDA ENES İBN-İ MÂLİK'İN BİR HADÎSİ. VE SILA-İ RAHMİN DERECELERİ Enes b. Mâlik Rivâyet olunduğuna göre, Müşârün-ileyh: Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem'in: "Kim ki rızkının bereketlenmesi, bakıye-i ömrünün uzaması kendisini sevindirirse, o kimse sıla-i rahmetsin!" buyurduğunu işittim, demiştir. 965

KİTÂBÜ'L-BÜYÛ' Rehin RESÛL-İ EKREM'İN REHN İLE, VA'DE İLE BİR YEHÛDÎDEN ZAHÎRE MÜBÂYAASINA DÂİR ENES İBN-İ MÂLİK HADÎSİ Enes b. Mâlik Rivâyet olunduğuna göre, müşârün-ileyh demiştir ki: (Bir def'a elimde) bir arpa ekmeği ve bir mikdar bayat yağla Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem'e vardım. (O sırada) Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem (demir) bir zırhını Medîne'de bir Yehûdîye rehnederek ondan âilesi (ni infâk) için (vâde ile bir mikdar) arpa almak üzere idi. Bu halde Resûlullah'ın: - Muhammed salla'llahu aleyhi ve sellem'in ehl-i beyti yanında ne bir sâ' buğday, (ne de) bir sâ' dâne akşamlayamadı ki, buyurduğunu işittim. (Enes devamla): - Hakîkaten Resûlullah'ın hânedânı içinde (lâzimü'l-infak) dokuz kadın vardı, (diyor). 966

KİTÂBÜ'L-BÜYÛ' El emeği, alın teri ile kazanmak ELİ EMEĞİ İLE İKTİSÂB-I MAÎŞETİN FAZÎLETİ HAKKINDA MİKDAM İBN-İ MA'D-İ KERİB HADÎSİ Mıkdâm İbn-i Ma'dî Kerib Rivâyet olunduğuna göre, müşârün-ileyh, Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem'in: "Hiç bir kimse kendi eli emeğini yemekten hayırlı, asla bir lokma yememiştir. Allah'ın Peygamberi olan Dâvud aleyhi's-selâm da kendi elinin emeğini yerdi" dediğini haber vermiştir. 967

KİTÂBÜ'L-BÜYÛ' Borçluya kolaylık göstermek;Kolaylık göstermek SATARKEN ALIRKEN, BORCUNU EDÂ VE ALACAĞINI TALEB EDERKEN İBRÂZ-I SÜHÛLETİN FAZÎLETİ HAKKINDA CÂBİR HADÎSİ Câbir b. Abdullâh Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem'in: - Satarken, alırken, alacağını taleb, borcunu edâ ederken sehâ (ve sühûlet) gösteren kimseye Allah rahmet eylesin!, buyurduğunu rivâyet edilmiştir. 968

KİTÂBÜ'L-BÜYÛ' Kolaylık göstermek SATARKEN ALIRKEN, BORCUNU EDÂ VE ALACAĞINI TALEB EDERKEN İBRÂZ-I SÜHÛLETİN FAZÎLETİ HAKKINDA CÂBİR HADÎSİ Huzeyfe b. el-Yemânî Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu, dediği rivâyet edilmiştir: Sizden evvel geçen milletlerden (semâhatli) bir kişi (öldüğünde onun rûhun) Melekler karşılayarak: - (Dünyâda) bir hayır işledin mi? diye sormuşlar. (Hiç bir hayrı bulunmayan) bu kişi: - Ben, (zimemlerimi tahsîl eden) hâdimlerime: fakir (medyûn)ı imhâl, ganîye de müsâmaha ediniz! sûretinde emrederdim, diye cevab vermişti. Bunun üzerine Cenâb-ı Hak: - (Bu müsâmaha asıl bizim şân-ı ulûhiyetimize lâyıktır; bu kulumdan vaz geçiniz! diye) onu afiv buyurmuştur. 969

KİTÂBÜ'L-BÜYÛ' Alışverişte doğruluk;Alışverişte muhayyerlik HİYÂR-İ MECLİS HAKKINDA HAKÎM İBN-İ HİZÂM HADÎSİ VE ÎZÂHI Hakîm İbn-i Hizâm Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğu rivâyet edilmiştir: Bâyi' ile müşteri (biribirinden) ayrılmadıkça, yâhud ayrılana kadar hıyâre mâliktirler. Bunlardan her biri dürüst olup da (sil'a ve semene âid husûsâtı biribirine) bildirirlerse, bu bey' (ü şirâ) ları kendilerine mübârek kılınır. Eğer tarafeyn (mâlin, semenin aybını) gizler de yalan söylerlerse, bu bey' (ü şirâ) larının bereketini giderilir. 970

KİTÂBÜ'L-BÜYÛ' Takas BEYİ'DE TEFÂDULUN MEN'İNE DÂİR EBÛ SAÎD-İ HUDRÎ HADÎSİ Ebû Saîd-i Hudrî Şöyle dediği rivâyet edilmiştir: Biz (mücâhidler) e, (Beytü'l-mâlin) her çeşid karışık hurma yığınından rızık (, tayın) verilirdi. Biz de onun iki sâını bir sâ' hurmaya satardık. Bunun üzerine Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem: - İki sâ' hurmayı bir sâ' a, iki dirhemi de bir dirheme satmayınız! buyurdu. 971

KİTÂBÜ'L-BÜYÛ' Dövme yaptırmak;Fâiz;Kan aldırma ücreti;Resim yapmak;Ressamlar SEMEN-İ KELB, SEMEN-İ DEM, VÂŞİME VE MEVŞÛMEDEN NEHYE DÂİR EBÛ CÜHAYFE HADÎSİ Ebû Cuhayfe Oğlu Avf'in rivâyetine göre, müşârün-ileyh demiştir ki: (Babam) Ebû Cühayfe Haccam bir köle satın almıştı. Sonra Ebû Cühayfe bu köleye emretti de bu hacamat âletleri kırıldı. Ben babamdan: - Bunları niçin kırdırdınız? diye sordum. O da şöyle cevab verdi: - Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem: kelb bedelinden, hacamat ücretinden nehyetti; yine Resûlullah döğünlemekten ve döğünlenmekten; ribâ (malı) yemekten ve yedirmekten de nehy buyurdu. Musavvire de hayırdan uzak olsun diye bed-düâ eyledi. 972

KİTÂBÜ'L-BÜYÛ' Alışverişte yemin ESNÂ-Yİ BEYİ'DE YEMİNDEN TAHZÎRE DÂİR EBÛ HÜREYRE HADÎSİ Ebû Hüreyre Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem: Yemin, malın medâr-ı revâcıdır (zan olunur). Hakîkatte malın medâr-ı zevâlidir, der idi; bunu (kulağımla) işittim, dediği rivâyet edilmiştir. 973

KİTÂBÜ'L-BÜYÛ'  NAZM-I ŞERÎFİNİN BÂİS-İ NÜZÛLÜ OLAN HABBÂB'IN BU HUSÛSA DÂİR BİR RİVÂYETİ Habbâb b. el-Erett Şöyle dediği rivâyet edilmiştir: Câhiliyet (devrin) de ben Kılınccı idim. Benim Âs İbn-i Vâil uhdesinde alacağım vardı da buna alacağımı tahsîle geldim. Bu herif bana: - Sen Muhammed'e küfretmedikçe sana borcumu vermem, di(ye küfret) ti. Ben de: - Muhammed (salla'llahu aleyhi ve sellem) e Allah senin canını alıp sonra ba's olunmadıkça ben küfretmem, diye karşıladım. Bu def'a da herif: - (Öyle ise) ölüp, ba's olup (öbir âlemde) bana mal ve oğul, kız verilinceye kadar beni bırak da sana borcumu orada vereyim? di(ye istihzâ et) ti. Bunu müteâkib: - (Habîbim!) Şu küfredip de: bana elbette (Cennet'te) mal, oğul, kız verilir, diyen herifi gördün a?. Bu (habis) (levh-i mahfûza bakıp) gaybe muttali' mi olmuş, yoksa Rahmân (olan Allah) yanında bir ahd mı almıştır?. (Meâlindeki âyet-i kerîme) nâzil oldu. 974

KİTÂBÜ'L-BÜYÛ'  HAYYÂTA DÂİR ENES İBN-İ MÂLİK HADÎSİ Enes b. Mâlik Şöyle rivâyet edilmiştir: Bir terzi; hazırladığı yemeğe Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem'i da'vet etti. Enes İbn-i Mâlik diyor ki: Ben de Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem ile berâber gittim. Terzi, Resûlulullah salla'llahu aleyhi ve sellem'e bir mikdar (arpa) ekmeği, bir mikdar da çorba takdîm etti. Çorbanın içinde kabak ve kuru et parçaları vardı. (Esnâ-yi taamda) gördüm ki, Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem yemek kabının etrâfından kabak araştırıyordu. Yine Enes: artık o günden i'tibâren ben kabağı hoşlanmaktan bir an fâriğ olmadım, diyor. 975

KİTÂBÜ'L-BÜYÛ' Bâkire ile evlenmek;Evleneni tebrik etmek;Evlenmek;Nikâh CÂBİR İBN-İ ABDULLÂH'DAN RİVÂYET OLUNAN MEŞHÛR HADÎS-İ BAÎR Câbir b. Abdullâh Şu haber rivâyet edilmiştir: (Feth-i Mekke) gazâsında ben, Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem ile berâber bulundum. (Avdetde) devem beni (kafileden) geri bıraktı ve yürümez oldu. Bu sırada Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem yanıma geldi. Ve: - Ey Câbir! (Sen misin?) diye seslendi. - Evet, (benim) diye cevab verdim. Resûlullah: - Zorun nedir (ki, ordudan geri kaldın?) diye sordu. Ben: - Devem yürümedi, beni geri bıraktı da arkada kaldım, dedim. Resûlullah hemen (devesinden) indi. Mihceni ile devemi çekti. Sonra bana: - Haydi şimdi bin! buyurdu. Ben de bindim. Bu def'a da devem (in fevka'l-mu'tâd seyrin) e şâhid oldum. Onu ben, Resûlullâh salla'llahu aleyhi ve sellem (in devesini geçmek) den men' ediyorum. Resûlullah: (yol hasbihali olmak üzere) bana: - Evlendin mi? diye sordu. Ben de: - Evet, evlendim, dedim. Resûlullah: - Kız mı, yoksa dul mu? (aldın) diye sordu. Ben de: - Dul, diye cevab verdim. Resûlullah: - (Bâkir) bir câriye (tezevvüc etmek) istemez miydin?. O sana, sen de ona mülâabe ederdiniz! di (ye lâtîfe et) ti. Ben de: - (Bakımları) bana borç kızkardaşlarım var, (babam Abdullah öldü. Fakat dokuz, yâhud yedi kız bıraktı. Doğrusu ben de bunların arasına kendileri gibi bir bebek getirmeği hoşlanmadım) da (yaşlı, başlı dul) bir kadınla evlenmeği bunun da çocukları toplamasını ve saçlarını başlarını taramasını ve (elhâsıl) bunlar üzerinde bir mürebbî ol (up yetimlerin salâh-ı ahvâline bak) masını hayırlı buldum, dedim. Resûlullah: - (Allah eşini hakkında mübârek ve hayırlı kılsın!) Şimde sen (Medîne'ye) varıyorsun. Vardığında artık "Ailene karşı âkıl, reşid, bağlı ol! Allah'dan evlâd taleb ediniz! buyurdu. Bundan sonra Resûl aleyhi's-selâm: - Deveni satar mısın? diye sordu. Ben de: - Evet satarım, dedim. Resûl-i Ekrem benden devemi bir okıyye (kırk dirhem) e iştirâ etti. Sonra Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem benden önce (Medîne'ye) gitti. Ben de kuşluk vakti vardım. (Arkadaşlarımla berâber) Mescid (-i Saâdet) e geldik. Ve Resûlullah'ın Mescid'in kapısı (önü) nde bulduk. Resûl aleyhi's-selâm bana: - Şimdi mi geldin? diye sordu. Ben de: - Evet şimdi geldim, diye cevab verdim. Resûl-i Ekrem: - Artık deveni bırak da (Mescid'e) gir; iki rek'at (kudûm namazı) kıl! buyurdu. Ben de: girdim, kıldım. Sonra Resûlullah Bilâl'e bir okıyye (gümüş) tartıp bana vermesini emretti. Bilâl de terâzi ağır basarak tartıp verdi. Ben arkamı çevirip evime giderken bir de Resûl-i Ekrem (Bilâl'e): - Câbir'i bana çağır! buyurdu. Ben zannettim ki, Resûlulah devemi (beğenmedi de) şimdi geri verecek. Halbuki (dünyâda) bana bu deve kadar sevimsiz bir şey yoktu. Resûlullah: - Deveni al, bedeli de senin olsun! buyurdu. 976

KİTÂBÜ'L-BÜYÛ' Satılan malın kusurunu söylemek GİZLİ AYIBLARI BİLDİRMEDEN BEY' CÂİZ OLMADIĞINA DÂİR İBN-İ ÖMER HADÎSİ Amr İbn-i Dînâr İbn-i Ömer radiya'llahu anhümâ'ya âid bir vâkıa, bunun şâhidi olan Amr İbn-i Dînâr'dan şu sûretle rivâyet edilmiştir: İbn-i Dînar demiştir ki: Şu (Mekke şehri) nde Nevvâs isminde bir (deve tâciri) vardı. Bunun develeri arasında bir de hastalıklı devesi bulunuyordu. İbn-i Ömer radiya'llahu anhümâ gelip bu hastalıklı deveyi Nevvâs'ın ortağından satın aldı. Sonra Nevvâs'a gelip hasta deveyi sattığını anlattı. Nevvâs: - Kime sattın? diye sordu. Şerîki: - Şöyle şöyle (sıfatta) bir ihtiyara sattım, dedi. Nevvâs (şerîkini tevbîh ederek): - Vay sana yazıklar olsun!. Vallahi bu ihtiyar zat İbn-i Ömer'dir, dedi. Ve hemen İbn-i Ömer'e gitti. Ve: - Şerîkim size kusûrunu bildirmeden hastalıklı bir deve satmıştır, diye vaziyeti anlattı. İbn-i Ömer: - Öyle ise malına rücû' et, dedi. Nevvâs deveyi alıp götüreceği sırada da İbn-i Ömer: - Haydi bırak şu deveyi!. Artık biz, Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem'in: [Advâ (emrâzın bizâtihî sirâyeti) yoktur] hükmüne râzı olmuş kimseleriz, buyurdu. 977

KİTÂBÜ'L-BÜYÛ'  GİZLİ AYIBLARI BİLDİRMEDEN BEY' CÂİZ OLMADIĞINA DÂİR İBN-İ ÖMER HADÎSİ Enes b. Mâlik Rivâyete göre, müşârün-ileyh demiştir ki: Ebû Taybe (Nâfi') Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem'i hacamat etti de Resûlullah Ebû Taybe'ye bir sâ' (1040) dirhem hurma verilmesini emreyledi. (Bundan başka) Ebû Taybe'nin efendisi (Hârise oğulları) na da, te'diyesi meşrut vergisini hafifletmelerini emir buyurdu. 978

KİTÂBÜ'L-BÜYÛ'  RESÛL-İ EKREM'İN İHTCÂMI VE HACAMAT ÜCRETİNİ İ'TÂSI HAKKINDA İBN-İ ABBÂS HADÎSİ Abdullâh b. Abbâs "Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem hacamat oldu. Ve hacamat eden haccâma (bir sâ' hurma ücret) verdi. Eğer ücret vermek haram olsaydı Resûlullah bu adama vermezdi" dediği rivâyet edilmiştir. 979

KİTÂBÜ'L-BÜYÛ' Resim bulunan evler TASVÎR HAKKINDA HAZRET-İ ÂİŞE HADÎSİ Ümmü'l-mü'minîn Âişe Rivâyet olunduğuna göre, Sıddîka-i müşârün-ileyhâ (bir kere) ufak bir yastık, bir şilte almıştı. Üstünde (hayvan) resimleri vardı. Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem bunu görünce kapının önünde tevakkuf buyurdu da içeri girmedi. Âişe radiya'llahu anhâ (bu sırada) Resûlullah'ın yüzünde şiddet (âsârı) sezdim de: - Yâ Resûla'llah! Allah'a ve Allah'ın Resûlüne tevbe ederim. (Fakat bilmem ki) ne kusûr ettim, dedim. Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem: - Şu yastığın (burada) işi nedir? buyurdu. Ben: - Yâ Resûla'llah! (Kâh) üzerine oturasın, (kâh) yaslanasın diye senin için iştirâ ettim, diye cevab verdim. Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem: - Bu sûretlerin sâhibleri kıyâmet gününde muhakkak azâb olunurlar. Ve bu kimselere (tahakküm ve ta'ciz yollu): tasvîr ettiğiniz bu hayvanları (haydi) diriltiniz (bakalım?) denilir, dedi. Yine Resûlullah: Şol bir ev ki, içinde sûretler vardır, artık o eve Melekler girmez, buyurdu. 980

KİTÂBÜ'L-BÜYÛ' Hîbe BEY' VE HİBE HAKKINDA İBN-İ ÖMER HADÎSİ Abdullâh b. Ömer Rivâyet olunduğuna göre, Müşârün-ileyh şöyle demiştir: Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem ile biz bir seferde bulunduk. Ben (babam) Ömer radiya'llahu anh'in genç, çetin bir devesine binmiştim. Deve bana galabe ediyor ve kafilenin önüne geçiyordu. Ömer onu men' edip geri çeviriyordu. Sonra devem (tekrar) kafileyi geçiyor, Ömer de men' edip çeviriyordu. Bu sırada Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem Ömer'e: - Şu (hırçın) deveyi bana satsana! buyurdu. Ömer: - O senindir yâ Resûla'llah! dedi. (Tekrar) Resûl-i Ekrem: - Şu deveyi bana sat! buyurdu. Ömer de Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem'e sattı. Der-akab Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem: - Ey Abdullah İbn-i Ömer! (Şimdi) deve senindir. Nasıl istersen öyle tasarruf edersin, buyurdu. 981

KİTÂBÜ'L-BÜYÛ' Alışverişte aldatmak;Alışverişte doğruluk "İSLÂM DÎNİNDE ALDATMAK YOKTUR" KAVL-İ ŞERÎFİNİN ŞEREF VURÛDU VE HABBÂN İBN-İ MUNKIZ Abdullâh b. Ömer Rivâyet olunduğuna göre, müşârün-ileyh demiştir ki: Bir kimse Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem'e bey' ü şirâda dâima kendisinin aldatıldığını arz etti. Resûl-i Ekrem buna cevâben: - Sen de bir şey almak istediğinde (İslâm dîninde) aldatmak yoktur de, buyurdu. 982

KİTÂBÜ'L-BÜYÛ' Alışveriş;Kâ'be'nin tahrîbi KÂ'BE'Yİ TAHRÎB EDEN HABEŞÎLERİN HASFİNE DÂİR HAZRET-İ ÂİŞE HADÎSİ Ümmü'l-mü'minîn Âişe Rivâyet olunduğuna göre, Sıddîka-i müşârün-ileyhâ demiştir ki: (Bir kere) Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem: - (Âhir zamanda) bir gürûh Kâ'be'yi (tahrîb) kasd edecektir. Bunlar Beydâ mevkiine geldiklerinde başbuğlarından son neferlerine kadar (ortaları da müstesnâ olmıyarak) yere batırılırlar. (Yalnız muhâlefet edip ayrılanlar kurtulup haber verirler) buyurdu. Ben: - Yâ Resûla'llah! Bunlar başlarından sonlarına kadar nasıl batırılırlar; halbuki bunların arasında (bey'-u şirâ ile geçinen) çarşı halkı vardır ki, bunlardan ma'dud değildirler, dedim. Resûl-i Ekrem: - (Evet) bunlar başlarından sonlarına kadar batırılırlar. Sonra bu batanlar (kıyâmet gününde) niyetlerine göre ba's (Haşr-ü Neşr) olunurlar, buyurdu. 983

KİTÂBÜ'L-BÜYÛ' Hz. Peygamber'in isimlerini almak RESÛL-İ EKREM'İN ÖZ ADİYLE SOY ADININ CEM' EDİLMEMESİNE DÂİR ENES İBN-İ MÂLİK HADÎSİ Enes b. Mâlik Rivâyet olunduğuna göre, müşârün-ileyh demiştir ki: Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem (bir kere) çarşıda iken bir kimse: yâ Ebe'l-Kasim! diye seslendi. Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem buna dönüp baktı. Bu adam (başka birisine işâret ederek): - Ben şunu çağırmıştım, dedi. Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem: - Benim (öz) adımla ad koyunuz. Fakat soy adımla künyelemeyiniz! buyurdu. 984

KİTÂBÜ'L-BÜYÛ' Çocukları sevmek "KÜÇÜK ORADA MISIN?" DİYE RESÛL-İ EKREM'İN HAZRET-İ HASEN'E HİTÂBI HAKKINDA EBÛ HÜREYRE HADÎSİ Ebû Hüreyre Rivâyet olunduğuna göre, Müşârün-ileyh şöyle demiştir: Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem (bir kere) gündüzün bir parçasında (hâne-i Saâdet'ten) çıkıp ne o bana, ne ben de ona bir şey söylemiyerek Kaynuka' çarşısına gelinceye kadar (yürüdü). Sonra buradan dönüp Fâtıma radiya'llahu anhâ'nın evinin önünde bir kenar oturdu. Ve (Hazret-i Hasen'i kasd ederek): - Küçük orada mısın, küçük orada mısın? diye sordu. Hazret-i Fâtıma çocuğun derhal evden çıkmasını biraz tevkîf etti. Zannedersem bu az zaman içinde çocuğu vâlidesi ya giydirmişti; yâhud saçını başını yıkayıp taramıştı. Sonra çocuk sür'atle koşarak geldi. Resûl-i Ekrem çocuğu kucakladı; ve öp (üp kokla)dı. Sonra: - Allah'ım, sen bu çocuğu sev, bunu seveni de sev! diye düâ buyurdu. 985

KİTÂBÜ'L-BÜYÛ' Malı pazarda satmak (açıkta) MÜŞTERİNİN ALDIĞI ZAHÎREYİ KABZETMEZDEN EVVEL SATMASININ MENHÎ OLDUĞUNA DÂİR İBN-İ ÖMER HADÎSİ Abdullâh b. Ömer Rivâyet olunduğuna göre, Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem zamânında kârbân (sâhibi tâcirler) den (mal kabz edilmeden) zahîre alırlardı. Sonra Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem bu tâcirlere memur gönderdi. Mallarını zahîre pazarına nakledip getirinceye kadar malı aldıkları yerde satmaktan men' eyledi. Yine İbn-i Ömer'den gelen bir rivâyette: Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem iştirâ edilen hubûbâtı (ölçülüp) teslîm edinciye kadar onun (kable'l-kabz) satılmasını nehyetti, demiştir. 986

KİTÂBÜ'L-BÜYÛ' Hz. Peygamber'in Tevrat'taki vasıfları RESÛL-İ EKREM'İN TEVRAT'TAKİ EVSÂF-I ÂLİYESİNE DÂİR ABDULLÂH İBN-İ AMR İBN-İ ÂS'IN ÂLİMÂNE BİR RİVÂYETİ.. VE TEVRAT ÂYETİNİN KUR'ÂN ÂYETLERİYLE TEFSÎRİ Abdullâh b. Amr b. Âs Rivâyet olunduğuna göre, müşârün-ileyhe Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem'in Tevrat'ta (muharrer) olan alâmetinden soruldu da Abdullah İbn-i Amr (müekked olarak şöyle) cevab verdi: - Evet, Vallahi Resûlullah, Kur'an'daki bâzı sıfatiyle Tevrat'ta tavsif buyurulmuştur ki, bu muhakkaktır; (ve şöyledir:) Ey azîz Peygamber! Şübhesiz biz seni (Hakka) şâhid, (mü'minlere) beşîr, (münkirlere) nezîr, âcizlere mahmî gönderdik. Sen, elbette benim kulum ve Peygamberimsin!. Sana ben "Mütevekkil" adını verdim. Bu Peygamber, kötü huylu, katı kalbli, çarşılarda çağırkan değildir. O, kötülüğe kötülükle mukabele etmez, belki onu afvile, mağfiretle karşılar. Allah (şirke) sapan kavm (-i Arab) ı bu Peygamber (in irşâdiy) le "Lâ ilâhe illa'llah" diyerek (kıble-yi tevhîde) doğrultmadıkça onun rûhun kabzetmiyecektir. Allah, kör gözleri, sağır kulakları, kapalı gönülleri bu (kelime) nin (sehhar te'sîriy)le açacaktır. 987

KİTÂBÜ'L-BÜYÛ'  KEYL VE VEZİN MASRAFLARININ BÂYİE ÂİD OLDUĞUNA DÂİR CÂBİR HADÎSİ Câbir b. Abdullâh Şöyle dediği rivâyet edilmiştir: (Babam) Abdullah İbn-i Amr İbn-i Harâm, üzerinde (şuna, buna) borcu olduğu halde (Uhud'de şehîden) vefât etmişti. Alacaklıların bu borctan (bir mikdârını) bırakmaları husûsusnda Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem'in yardım buyurmasını diledim. Nebî aleyhi's-selâm bunlardan böyle bir sulh taleb etti ise de alacalılar (Yehûdî olduklarından) bir şey bırakmadılar. Bunun üzerine Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem bana: - Ey Câbir, haydi (bahçene) git; hurmanı (toplayıp) tasnîf et: Acve (denilen iyi)yi bir boy, Azk-ı Zeyd (denilen engin) i de bir boy yap; sonra bana (haber) gönder! buyurdu. Ben bu emr-i Nebevî'yi yerine getirdim, sonra Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem'e (haber) gönderdim. Resûl-i Ekrem geldi. Hurma (harmanı)nın başına yâhud ortasına oturdu. Sonra (orada bekleşen alacaklılara işâret ederek): - Haydi şu kavmin matlubâtını ölç! buyurdu. Ben de ölçüp dâyinlere tamâmen haklarını verdim. Geri kalan hurmamın sanki aslından bir şey eksilmemişti? 988

KİTÂBÜ'L-BÜYÛ' Azık ÂİLE ERZÂKININ ÖLÇÜLMESİNDE BEREKET BULUNDUĞUNA DÂİR MİKDAM HADÎSİ Mıkdâm İbn-i Ma'dî Kerib Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem'den rivâyetine göre Resûl-i Ekrem: Azığınızı ölçünüz, intifâınız çoğalır, buyurmuştur. 989

KİTÂBÜ'L-BÜYÛ' Mekke'nin fazîleti RESÛL-İ EKREM'İN MEDÎNE'NİN MÜDDÜ VE SÂI HAKKINDAKİ DUÂLARINA DÂİR ABDULLÂH İBN-İ ZEYD HADÎSİ Abdullah İbn-i Zeyd Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem'den rivâyetine göre, Resûl-i Ekrem: - İbrâhim Mekke'yi vâcibü'l-ihtirâm kıldı. Ve Mekke'ye (yümn-ü bereketle) düâ buyurdu. İbrâhim'in Mekke'yi muhterem kıldığı gibi ben de Medîne'yi muhterem kıldım. Ve Medîne'nin Müddi ve Sâı (nın bereketi) hakkında düâ ettim. Nasıl İbrâhim Mekke için bereketle düâ etti ise, buyurmuştur. 990

KİTÂBÜ'L-BÜYÛ' Götürü pazarlık;İhtikâr;Muhtekirler BEY' EDİLEN TAAM VE ERZÂKIN PAZARA NAKLİNDEN EVVEL ELDEN ELE SATANLARIN ASR-I SAÂDET'TE DARBEDİLDİĞİNE DÂİR İBN-İ ÖMER HADÎSİ Abdullâh b. Ömer [Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem zamânında ben, götürü pazarlık erzak iştirâ eden (ve kabz etmeden âhere satmak isteyen) öyle (muhtekir) ler gördüm ki, bunlar, bu malları yükleyip nakl edinceye kadar döğülürler, (ve kable'l-kabz) satmaktan men' olunurlardı] dediği rivâyet edilmiştir. 991

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder